23 Mayıs 2018 Çarşamba

Lavanta ile farklı lezzetler denemek isteyenler
Özellikle kozmetik alanında yaygın olarak kullanılan lavanta, sağladığı faydaları ile son yıllarda mutfaklarda da boy göstermeye başladı. Lavantayı çay olarak tüketmek yerine yemeklerde de kullanarak farklı lezzetler yaratmak mümkün. 

Pratik videolu tariflerin de yer aldığı Yemektarifleri.com mobil uygulamasında, lavanta ile farklı lezzetler denemek isteyenler için birçok farklı lavantalı tarif yer alıyor.

Lavanta, özellikle kozmetik alanında çok yaygın olarak kullanılan bir bitki olarak biliniyor. Yağlarının rahatlatıcı etkisiyle insanı gevşeten, kokulu mumlarıyla huzur veren ve birçok faydası bulunan lavanta son yıllarda çayı dışında da mutfaklarda boy göstermeye başladı. Birçok tatlı ve yemek tarifinde lavantanın hoş kokusundan ve aromasından faydalanabilirsiniz.

Uykusuzluk problemine çözüm
Hoş kokusu ve güzel rengi yüzünden çoğunlukla bir süs bitkisi olarak değerlendirilen lavanta, özellikle uykusuzluk problemi yaşayanların kurtarıcısı. Lavantayı çay olarak tüketmek yerine yemeklerinizde kullanarak farklı tatlar yaratabilirsiniz. Türkiye'nin en sosyal yemek tarifleri uygulamasını cep telefonunuza indirerek hazırladığınız bu farklı lezzetleri herkesle paylaşabilir, en güncel videolu ve pratik tarifleri izleyip hemen uygulayabilirsiniz.

Eğer hâlâ lavantalı bir lezzet ile tanışmadıysanız, işte size birbirinden güzel lavantalı tarifler:

Lavanta şurubu

Evde hazırlayacağınız lavanta şurubunu isterseniz kokteyllerde, isterseniz bir fincan kahvede kullanabilirsiniz. Yoğun aroması ve mis gibi kokusunun yanı sıra yaratacağı rahatlama hissi paha biçilemez.

Lavanta şurubu malzemeleri:
2 su bardağı su
2 su bardağı şeker
4 çorba kaşığı ayıklanmış taze lavanta
Lavanta şurubu yapılışı:
Suyu kaynatın, üzerine şekeri döküp karıştırın.
Birkaç taşım kaynatın.
Biraz soğuyunca 4 çorba kaşığı ayıklanmış lavantayı ilave edin.
1-2 kere karıştırıp bir kavanoza aktarın.
Kapağını sıkıca kapatıp 2 hafta boyunca buzdolabında bekletin.

Lavantalı kurabiye

Önce kokusuyla sonra da lezzetiyle sizi etkileyecek bir tarif. İsterseniz minik paketlerle sevdiklerinize de hediye edebileceğiniz lavantalı kurabiye özel günlerde hediye edilen lavanta keselerinin yerini almaya aday.

Lavantalı kurabiye malzemeleri:
225 gram tereyağı
Yarım su bardağı pudra şekeri
1 adet büyük boy yumurta
2+1/4 su bardağı un
2 çay kaşığı kabartma tozu
1 yemek kaşığı lavanta tohumu
1 tatlı kaşığı limon kabuğu

Lavantalı kurabiye yapılışı:
Lavanta tohumlarını yağsız bir tavada kısık ateşte hafifçe kavurun, kokuları çıksın.
Tereyağını ve şekeri homojen krema kıvamı alana dek çırpın.
Yumurtayı ekleyip çırpmaya devam edin.
Kavurduğunuz lavanta tohumlarını bir bıçak yardımıyla mümkün olduğunca küçültün.
Limon kabuğu rendesi ve lavanta tohumlarını karışıma ekleyip karıştırın.
Kabartma tozu ve unu eleyerek karışıma ekleyin.
Kurabiye hamurunu streç filme sarıp 30 dakika kadar buzdolabında dinlendirin.
Kurabiye hamurunu buzdolabından çıkarmadan 5-10 dakika önce fırını 190 derecede ısıtın.
Fırın tepsisine pişirme kâğıdı serin ve kurabiye hamurundan ister birer yemek kaşığı büyüklüğünde parçalar koparıp tepsiye aralıklı olarak dizin, isterseniz hamuru açıp bir kurabiye kalıbı yardımıyla şekiller verin.
Önceden ısıttığınız fırında 15 dakika pişirin.
Fırından çıkarınca 10 dakika kadar hiç dokunmadan soğumaya bırakın.

Zeytinyağlı lavantalı kereviz

Lavantanın sadece tatlılara yakıştığını zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Kerevizin kendine özgü aromasına bir de lavanta kattınız mı asla unutulmayacak bir lezzet yakalamanız mümkün.

Zeytinyağlı lavantalı kereviz malzemeleri:
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 adet havuç
1/6 adet limon
1 adet defne yaprağı
Yarım demet dereotu
1 tatlı kaşığı tuz
1 tutam toz şeker
2 adet portakal
400 gr taze kereviz
1 çay kaşığı lavanta tanesi
2 diş sarımsak
1 adet soğan
Su

Zeytinyağlı lavantalı kereviz yapılışı:
Kerevizleri soyup dilimleyin ve limonlu suda bekletin.
Bir tavada çok ince rendelenmiş havuç, soğan, sarımsak, defne yaprağı ve dereotunu soteleyerek yağın renk almasını sağlayın.
1 adet portakalı ilave edin.
Daha sonra süzdürerek posasını atın. Kerevizi de ekleyin ve sote ederek tuz, şeker ve limon suyu ile lezzetlendirin.
Yeterli miktarda su ilave ettikten sonra pişmeye bırakın. Kabuk ve zarı soyulmuş portakal dilimleriyle lavanta tanelerini ekleyip lezzetlendirin. Soğuduktan sonra servis yapın.

10 bin adımla vücudunuzda neleri değiştirebilirsiniz?
Sağlıklı bir yaşama adım atmak için hiçbir zaman geç değil. Günde 10 bin adım atarak daha sağlıklı bir kalp, daha geç yaşlanan bir beyin mümkün. Sokakta, alışveriş merkezinde, parkta ya da koşu bandı üzerinde yürüyerek kilo verebilir, tansiyonunuzu düşürebilir ve kolesterolü aşağıya çekebilirsiniz. 

Liv Hospital Check up ve Sağlıklı Yaşam Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu ve Nöroloji Uzmanı Dr. Aydan Tandoğan Sarp ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat yürümenin sağlık için faydalarını anlattı.

İlaç gibi tedavi edicidir
Kalp dolaşım sistemi üzerine en yüksek faydayı sağlamak için haftanın en az 4 günü minimum 30 dakika tempolu yürümek gerektiğini söyleyen Liv Hospital Check-up Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu "Yürümeye ek olarak haftanın iki günü de kuvvet egzersizleri yapmak bedenin tüm kas yapısını kuvvetlendirecek ve şekillendirecektir. Yürümek tüm bedene faydalıdır ama özellikle bacak ve kalça kaslarını çok çalıştırır. Bazı hastalıklarda yürümek neredeyse ilaç kadar tedavi edicidir. Örneğin şeker hastalarına tedavinin üç bacağı vardır, yürümek de en az ilaç ve diyet kadar önemlidir.

Beyin sağlığı için fiziki sağlık da olmalı
Son yıllarda bilişsel bozulmaya karşı fiziksel aktivitenin rolünün, beyin yaşlanmasını önleyici bir davranış stratejisi olarak dikkat çektiğini söyleyen Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Aydan Tandoğan Sarp "Yaşlandığımızda özellikle frontal lob olmak üzere beyin volümü azalır, damar yapıları yaşlanır, bellek fonksiyonlarında azalma görülür.

Egzersiz beyinde yeni bağlantılar oluşmasını sağlayarak, beyin plastisitesini (adaptasyon yeteneğini) ve volümünü arttırarak beynimizi yılların etkisinden korur. Bu konuda yapılan birçok bilimsel çalışma düzenli yapılan egzersizin beyin yaşlanmasını yavaşlattığını, hatta Alzheimer hastalığını önlemede rolü olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla fiziki sağlık aynı zamanda beyin sağlığı için gereklidir.

Tansiyon tedavisinde doğrudan etkili
Düzensiz beslenmenin, tuz tüketiminin, stresin, fazla kiloların ve hareketsizliğin hipertansiyonu kolaylaştıran alışkanlıklar olduğunu söyleyen Liv Hospital İstanbul İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat, "Tansiyon hem yaşam kalitesini bozan hem de yaşam süresini kısaltan bir hastalıktır. Bu nedenle tedavisi kadar önlenmesi de önemlidir. Bunun için alışkanlıkların değiştirilmesi, yaşam düzeninin sağlıklı hale getirilmesi gerekir.

Hareketsizlik sadece tansiyona yol açmaz, şeker hastalığı, kalp hastalığı, felç gibi birçok soruna da neden olur. Hareketin, belli dozda sporun (haftada 3-5 kez, en az 30-45 dakika) tansiyon tedavisine doğrudan olumlu etkileri iyi bilinmektedir. Düzenli egzersiz büyük kan basıncını 4-9 mmHg düşürebilir. Günlük yaşantımızdaki hareketi arttırmak için günde 10 bin adım ulaşılabilir bir hedeftir. Günde 10 bin adım tansiyon dahil birçok hastalığı önler, tedavi eder.

Günde 10 Bin Adım Atmanın Yararları
  • Stresin azalması
  • Daha az yemek
  • Daha az yemek yiyince daha az tuz almak
  • Daha az yemek yiyince daha az tatlı yemek
  • Akşam saatlerinde zamanı mutfak yerine açık havada geçirmek
  • Akşam daha az yemek yiyince daha iyi uyumak
  • Öfke kontrolü
  • Temiz hava
  • Doğa ile baş başa kalabilmek
  • Kilo vermek
  • Sigarayı bırakabilmek

Selfie çılgınlığı estetiğe olan ilgiyi artırdı!
Hayatımızın her alanına giren sosyal medya, estetiğe olan talebi artırdı ve artırmaya devam ediyor. 

Sosyal medya ağlarındaki fotoğraflarında daha güzel ve çekici görünme isteği kullanıcıların yönünü plastik cerrahlara çevirdi. Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın Gözü, ''Selfie' de güzel çıkmak için estetik yaptıranların sayısında büyük artış var'' dedi.

Okan Üniversitesi Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aydın Gözü, estetik ile ilgili tüm merak edilenleri cevapladı.

1.Günümüzde estetik cerrahide en çok hangi taleplerle karşılaşıyorsunuz?
Ameliyatlarda burun estetiği ilk sırada geliyor, bunu sırasıyla meme, vücut ve yüz estetiği izliyor. Ameliyatsız uygulamalarda ise yüz gençleştirme ilk sırada, bunu bölgesel zayıflama (soğuk lipoliz) izliyor.

2.Sosyal medyanın ön plana çıktığı bugünlerde, selfie'nin estetik ameliyatları artırması yönünde neler düşünüyorsunuz?
Sosyal medya kullanımı ile birlikte selfie ya da özçekim alışkanlığındaki artış tüm dünyada estetik/plastik cerrahlara olan başvuruları artırmış durumda.

3.2014 yılında Amerikan Yüz Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Akademisi'nin bir araştırması var. Bu araştırmada ankete katılan plastik cerrahların üçte biri, sosyal medyadaki görüntüleri konusunda daha bilinçli olmalarından dolayı hastaların taleplerinde artış gördüklerini kaydetmişler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bu konuda yapılan araştırmalar henüz başlangıç aşamasında olsa da bana göre konunun iki farklı yönü var: Shakespeare aynada kendi görüntümüz ve kusurlarımızla yüzleşmemizin bizi, kendimizi abartılı sevmekten koruduğunu belirtir. Bizler aynadaki görüntümüzü, başkalarının da bizi gördüğü ve fotoğraflarda da olduğu gibi gerçek kabul ederiz, oysa bu görüntüde sağ ve sol taraflar, dolayısı ile var olan asimetriler, saçımızın yönü vb. yer değiştirmiştir. Plastik cerrahların yürüttüğü yeni yapılan bir çalışmada hastalar gerçek görüntülerini değil, ayna görüntülerini daha çok tercih etmişlerdir. Son yıllarda selfie görüntülerini tuhaf bulduklarını belirtip küçük ya da büyük kozmetik işlem talep edenlerde artışın bir nedeni bu olsa gerek: kendini alışık olduğu ayna görüntüsünden farklı görmek.

Selfie çeken ve çekmeyen iki farklı grup arasında yapılan bir çalışmada, her iki grup arasında eşit narsistik özellikler saptanmış, ancak, ilk gruptakiler öz çekimlerinde kendilerini başkalarının çektiği fotoğraflara göre daha çekici bulurlarken, diğer gruptakiler iki görüntü arasında tercih yapmadılar. Burada da şunu görüyoruz: sürekli selfie çekenler bu yeni görüntülerine alıştıklarından kendilerini algılayışları da değişmektedir.

Selfie çekenlerin bize başvurmalarının diğer bir nedenini ise kendiliğinden ve sezgisel olarak kendini olumlu yönde daha farklı görme yanılgısı oluşturmakta. Morphing işlemi ile oynanarak çekici olan ve olmayan görüntüleri izlettirilen kişiler gerçek görüntüleri yerine daha çekici olan modifiye görüntülerini gerçek sanmışlardır. Bunu ayna görüntüsünden özçekim görüntüsüne doğru bir hafıza sapması (distortion) ile açıklayabiliriz.

4.Siz bugüne kadar bu tür taleplerle karşılaştınız mı?
Genç hasta grubumuzun çoğu bize bu tür taleplerle başvuruyor.

5.Bu şekilde size gelen en ilginç vaka hangisiydi?
Anneannesi, annesi ve birçok yakınını ameliyat ettiğim genç bir hastam meme estetiği sonrası neredeyse kusursuz fiziği ve yüz güzelliğine rağmen farklı taleplerle (burun ve dudak estetiği) başvurduğunda hafif bir dudak dolgusu dışında önerim olmadı. Kendisi farklı yerlerde istediklerini yaptırdı ve sonrasında pişmanlık duyarak geri döndü. Neyse ki küçük müdahalelerle durum düzeltildi ve kendi ile barıştı.

6.Elinde selfie fotoğrafıyla gelen bir hasta olduğunda ve istekleri fotoğrafı üstünden anlattığında ilk olarak nasıl bir iletişim kuruyorsunuz?
Önce kişinin isteklerinde gerçekçi olup olmadığını anlamaya çalışıyorum. Biz nadir durumlar dışında 18 yaş altında estetik müdahale yapmayız. Bunun nedeni kişinin psikolojik yönden böyle bir değişime hazır olup olmaması ile ilgilidir. Olgun bir birey kendi kararını verebilir. Ancak sosyal medya kullanımındaki artış kişinin gerçek dışı beklentilere girmesine yol açabilmektedir.

7.Estetik müdahale yaptırmak isteyen kişilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Sorularını ve beklentilerini netleştirdikten sonra mutlaka bir Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanına başvurmalılar.

Kilomuz karakterimizi ele veriyor
Araştırmalara göre kaç kilo olduğumuz nasıl bir karakterimiz olduğu konusunda bazı fikirler veriyor.

Aşırı kilolu, içinden geldiği gibi davranan, rekabetçi, depresif ya da zayıf olarak belirlenen genel karakter profilleri mevcut. Peki ya siz bunlardan hangisi oluyorsunuz?

Burada içinden geldiği gibi davranan, rekabetçi ve duygusal olarak dengeli olmayan insanlardan söz etmek mümkün. Uzmanlara göre, bu karakterde insanlar genellikle hayatının belli bir dönemine ulaştıklarında aşırı kilolu oluyorlar.

"İçinden geldiği gibi davranan; dürtüsel" profil
Bir kişinin gelecekte kilolu olup olmayacağı ile ilgili en önemli belirleyici davranış o kişinin dürtüsel bir karakteri olup olmaması. Peki sebebi nedir? İçinden geldiği davranan insanlar çok kolay bir şekilde disipline ettikleri davranışlardan uzaklaşabilirler ve önden planlamış oldukları gelecek hesaplamalarını bir kenara atabilirler. Diyet yapmak gibi mesela. Halbuki sağlıklı bir yaşam ve fit bir vücut için kararlı bir şekilde egzersiz yapmaları, diyet uygulamaları gerekebilir. Ruh hali değişimlerinden dolayı yapması gereken şeyleri öteleyebilir, burada da spora gitme ihtiyacını sürekli ertelemesi gibi davranışlar görebilir. Canı başka bir şey isterse eğer, onu takip ederek diğerlerinden vazgeçebilir.

"Rekabetçi" Profil
Rekabetçi kimseler ders çalışırken daha fazla strese girerler ve bu da vücutlarında kortizol (stres hormonu) salgılanmasına neden olur, bu da kilolarını arttıran bir etkendir.

"Depresif" Profil
Sürekli kilo verip sonra da onları zamanla geri alma döngüsüne düşmüş olan kimseler genellikle duygusal sabitliği yakalayamamış, özensiz kimseler olarak bilinirler. Bu iki özellikleri de onların negatif hisler taşımalarına, dürtüsel davranmalarına, depresif düşünceler geliştirmelerine neden olur; dolayısıyla da kilo alırlar. Depresif insanlar iştahlarında da sürekli değişimler yaşarlar böylelikle bu ifade edilen kilo alma-kilo verme döngüsüne girmeleri de kolaylaşır.

"Zayıf" Profil
Özenli kimseler hayatları boyunca daha sağlıklı bir hayat sürüyorlar. Böyle kişiler genelde ince ve sağlıklı kişiler oluyor. Hayatları boyunca kilolarında çok fazla dalgalanma olmadığı biliniyor. Araştırmalara göre, özenli kişiler diğer konularda olduğu gibi fiziksel özellikleri konusunda da öz disiplin uygulayabiliyorlar ve kilo düzenini iyi bir şekilde yönetebiliyorlar.

20 Mayıs 2018 Pazar

Kişiselleştirilmiş Tıpla Yorgunluğa Veda Edin
Yorgunluk modern çağın en yaygın hastalıklarından biri… Bitkin uyanıp işe veya okula sürünerek gidenler, kolunu kaldıracak enerjiyi zor toplayanlar bu hastalığı iyi biliyor. Kişiselleştirilmiş tıp alanındaki çalışmalarıyla tanınan Dr. Sibel Özgül, kronikleşmiş yorgunluğun kişiye özel yaklaşımla tedavi edilebildiğini söylüyor.

Güne enerjik başlayıp gözlerinin içi gülen insanlara imrenerek bakıyorsanız, aylardır bitkin hissetmediğiniz bir gün bile olmadıysa siz de kronik yorgunluk yaşıyor olabilirsiniz. Dr. Sibel Özgül, yorgunluğu modern çağın en sık rastlanan hastalıklarından biri olarak tanımlıyor: "Dünya genelinde milyonlarca insan Kronik Yorgunluk Sendromuna çözüm arıyor. En küçük aktiviteler, kısa mesafeli bir yolu yürümek hatta 3-5 dakika ayakta beklemek bile bir eziyete dönüşebiliyor".

Çözümü Genler Söylüyor
Kronik yorgunluğun tedavisi hakkında da bilgiler veren Dr. Sibel Özgül, sürekli yorgun hisseden ve dinlenmekle de bu şikâyetten kurtulamayan kişiler için çözümün genlerde olduğunu söylüyor. Özgül, "Polikliniğimizde en dramatik düzelmeleri bu hastalarda elde ediyoruz. Hastaların ruhsal genetiğini, vücutlarının vitamin ve mineral eksikliklerini belirliyor ve kişiselleştirilmiş tıp yaklaşımı ile tedavi sağlıyoruz. Hangi hasta hangi vitaminin hangi şekline ihtiyaç duyuyorsa onu yerine koyuyoruz. İlaçların hastalar üzerindeki etkileri birbirinden farklı olduğu için vitamin kullanımının da kişiye özel olarak incelenmesi gerekiyor. Aktif B vitaminine ihtiyaç duyan ve inaktif olarak satılan formu vücudunda aktif forma çeviremeyen bir hastaya, bu fayda göstermeyecek tedaviyi uygulamanın hiç anlamı yok zira.

Uyguladığımız tedavilerden bir diğeri ise nöralterapi ile hücre enerjisini düzenlemek. Bu yöntemle hücrenin kendini onarım mekanizmalarını desteklemiş oluyoruz. Buna ilave olarak da hücre içi enerjiyi artıracak tedaviyi düzenliyoruz. Böylece hastalar, kronik yorgunluk sorunlarından kurtulmuş oluyorlar".

Kronik Yorgunluğun 9 Belirtisi
Yorgunluk şikayetlerinin en az 6 aydır devam ediyor olması,
Kas güçsüzlüğü,
Kaslarda ağrı,
Eklemlerde ağrı,
Egzersizden sonra 24 saat süren yorgunluk,
Depresyon varlığı,
Uyku bozuklukları,
Kısa süreli hafıza sorunları,
Ve baş ağrısı, teşhis edilmiş başka bir hastalığınız yoksa Kronik Yorgunluk Sendromuna işaret edebilir.

Bu uygulamalar, cildi sıkılaştırıyor
Cildinde sarkma, gevşeme sorunu yaşayanlar ve cilt kalitesini artırmak isteyenler, ameliyatsız cilt sıkılaştırma çözümlerine yöneliyorlar

Estetik, Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, ameliyatsız işlemlerle yüz dahil sorun yaşanan her cilt bölgesinde farklı çözümler sağlayabildiklerini söyledi: " Cildin zaman içinde sarkması, kalitesinin bozulması, kırışıklıklar ve gevşeme gibi problemler yaşaması, beklenen, fizyolojik bir süreçtir. Fakat ameliyatsız ve son derece etkili müdahalelerle, mevcut sorunları artık gelişen teknoloji sayesinde çözümleyebiliyoruz. Cilt sıkılaştırmada en fazla tercih ettiğimiz uygulamalar ise Radyofrekans ve Ultherapy.

Radyofrekans cildin derin tabakasına ısı göndererek, vücudun doğal yara iyileşmesine tepki vermesine, kolajen üretimini artırmasına vesile olur. Ultherapy ise yine cildin derin tabakasına ultrasonik enerji verilmesi suretiyle yapılır, küçük termal patlamalar yaratır. Fokuslanan alanda kolajen doku uyarılır. Her iki uygulamada da kolajenin aktif hale getirilmesi ve yenilenmesiyle ciltte sıkılaşma, kalitesinde artış yaşanır".

Cerrahiye alternatif

"Eğer yüz, boyun, kol ve bacak içlerinde ayrıca karın bölgesinde sarkma sorunu yaşıyorsanız, RF ve Ultraterapi son derece iyi geri dönüşler almanızı sağlar. Ayrıca cerrahi müdahalelerden sonra yaşanabilen cilt gevşeklikleri yine aynı şekilde çözümlenebilir. Kolajenin yenilenmesi cildin kalitesini artırır.

Cilt sıkılaştıkça mevcut ince çizgiler ve derinin gevşeklik sorunu da ortadan kalkar. Ayrıca cerrahi olarak cilt germe operasyonlarını tercih etmeyenler için de, son derece etkili alternatiflerdir" diyen Bülent Cihantimur, seans sayısı ve aralıklarının muayene sonrası belirlendiğini vurguladı.

Çok fazla avantajı var

Kesi yapılmadan, cihazlarla cilt altına fokuslanan bu uygulamaların çok fazla avantajı olduğunu açıklayan Op. Dr. Bülent Cihantimurr, ayrıca şunları söyledi: " Her cilt tipine uygun olan bu uygulamaların en büyük avantajı, kesinin olmayışıdır. İz kalmaz, minimal ağrı ve rahatsızlık sadece uygulama sırasında hissedilir.

Cildin yüzeyini bozmadan, derin yapısal destek katmanları uyarılarak, etkileşim yapılır, bu da içten dışa doğru bir iyileşme, sıkılaşma, dirilik, kırışıkların azalması ve form kazandırma gibi etkiler sunar. Periyodik olarak devam edilmesi durumunda cerrahi uygulamalara gerek kalmadan kişiler sıkı ve formunda bir cilt kalitesini sürdürürler".

18 Mayıs 2018 Cuma

İşte 1000 kalorilik diyet listesi
Düşük kalorili diyet listesi arıyorsanız hazırladığımız listeye bakın ve önerilerimize kulak verin.

Eğer kararlıysanız diyet yapmak kolaydır. Tek ihtiyacınız olan size rehberlik edecek bir liste ve bazı püf noktaları:

Uyanınca:
1 bardak ılık su ve 3 kayısı ya da 1 büyük incir

Sabah kahvaltısı:
1 dilim beyaz peynir
1 fincan yeşil çay
3 zeytin
2 dilim tam buğday ekmeği
2 ceviz ya da 5 badem
Maydanoz, dereotu gibi bolca yeşillik

Kuşluk vakti 1:
1 orta boy meyve

Öğle yemeği:
1 porsiyon ızgara ya da haşlama kırmızı et veya hindi ya da tavuk eti
Yağsız yeşil salata
1 dilim tam buğday ekmeği

Kuşluk vakti 2:
1 orta boy meyve

Akşam yemeği:
1 tabak mevsim sebzesi buharda pişirilmiş ya da 1 tatlı kaşığı sıvıyağ ile hazırlanmış
Yağsız yeşil salata
1 kase yağsız yoğurt
2 dilim tam buğday ekmeği ya da 3 kaşık bulgur pilavı

Kuşluk vakti 3:
1 orta boy meyve

Öneriler:
Her öğünde farklı meyveler tüketmeye özen göstermelisiniz.

1000 kalorilik diyet listesini uyguladığınız sürece 2 günde 1 sabah kahvaltısında peynir yerine 1 katı yumurta yiyebilirsiniz. Öğle yemeklerinde ise 3 günde 1 et yerine mercimek, nohut gibi bakliyat tüketebilirsiniz. Bakliyat yediğinizde yanına sizi tok tutması için 1 kase yoğurt eklemelisiniz.

Her gün 40 dakika yürüyün ya da dans, pilates gibi farklı bir fiziksel aktivite yapın. Böylece yağ yakmanız kolaylaşır.

Güçlü bir bağışıklık için haftada iki kaşık yiyin
Kış aylarında kahvaltıların vazgeçilmezlerinden biri de enerji verici ve besleyici özelliği ile tahin ve pekmez ikilisidir. İnsanın içini ısıttığı gibi, tatlı ihtiyacının da daha sağlıklı bir şekilde karşılanmasını sağlar. Ancak fazladan kalori ve kilo alımının önüne geçmek için bu geleneksel yiyeceğin kontrollü ve ölçülü tüketimi önemlidir. 

Memorial Ankara Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Emine Yüzbaşıoğlu, tahin pekmezin faydaları ve tüketiminde dikkat edilecek noktalar hakkında bilgi verdi.

Sağlıklı olduğunu düşünerek ölçüyü kaçırmayın

Soğuk havalarda akla gelen ilk lezzetlerden biri pekmez, pekmez denildiğinde de akla ilk gelen ise tahindir. Sağlık açısından çok faydalı olan tahin ve pekmezi tek olarak sevmeyenler karıştırarak tüketmeyi tercih eder. Enerjisi oldukça yüksek olan tahin ve pekmezin tüketimi sınırlandırılmalı, mümkünse 2 tatlı kaşığı aşılmamalıdır.

Karışımda pekmez oranı fazla olmamalı

Bu karışım için dikkatli olunması gereken en önemli nokta ise doğru oranın kullanılmasıdır. Tahin pekmez hazırlanırken amaç pekmez tüketimini artırmak olmalıdır, tahin sadece lezzet verici olarak düşünülmelidir. Örneğin 1 çay bardağı pekmez için eklenecek tahin en fazla yarım çay bardağı olmalıdır. Bu oran enerji içeriğinin dengede olmasını sağlar. Her sağlıklı yiyeceğin fazlasının sağlığımız için gizli bir tehlike olduğu unutulmamalıdır.

Tahin kemik sağlığını koruyor, kabızlığı önlüyor

Susamın değişik işlemlere tutulması ve ezilmesi sonucunda elde edilen tahin; soğuk algınlığı, grip gibi kış hastalıklarını önler. Vücut direncini artırarak bu hastalıklara yakalanma riskini azaltmaktadır. Ayrıca hastalık döneminin da daha hızlı ve etkin bir şekilde atlatılmasına da yardımcı olmaktadır. Antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı vücut direncini artırır. Hücre yapısını koruyucu özelliği sayesinde de kanserli hücreler ile aktif bir şekilde savaşır. Hammaddesi olan susamda bulunan kalsiyum ile yararlı yağlar kemiklerin korunmasına yardımcı olur. Sindirim sisteminin daha aktif çalışmasını sağlayarak kabızlığın giderilmesinde etkilidir. Zengin miktardaki kalsiyum içeriği kemiklerin güçlenmesine ve kemik erimesine karşı kemiklerin daha dayanıklı olmasına yardımcı olur.

Gelişme çağındaki çocukların kemik gelişiminin sağlıklı olması için kalsiyum içeren besin maddelerinin tüketilmesine büyük özen gösterilmesi gerekmektedir. Tahin mezelerde ve bazı yemeklerde sos olarak da kullanılmaktadır.

Karaciğer ve midenin dostu pekmez öksürüğü de kesiyor

Üzüm, dut, keçiboynuzu ve harnup gibi pek çok çeşidi bulunan pekmez kan yapıcı özelliğe sahiptir. Ayrıca vücut direncini, bağışıklık sisteminin direncini artırıcı ve güçlendirici özelliği sayesinde hastalıklara karşı koruyucudur. Karaciğeri temizleyerek damarları açar, kan basıncını dengeler.

Hastalık aşamasında ise iyileşme sürecini hızlandırır. Mide rahatsızlıklarının tedavisinde destekleyici özelliğe sahiptir. Anne sütünü arttırdığı da bilinen faydaları arasında yer almaktadır. İltihap söktürücü özelliği bulunmaktadır. Öksürüğü keser ve balgam söktürücüdür. Hem yetişkinlerde hem de çocuklarda pamukçuk adı verilen ağız içi yaralarının tedavisinde oldukça etkilidir. Son dönemlerde keklerde, pastalarda, tatlılar da şeker yerine kullanılmaktadır. Özellikle pekmez sevmeyen çocuklara pekmez yedirmek amacıyla kullanılan bu yöntem sağlık açısından oldukça faydalıdır.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Güzelleşelim derken Hepatit C kapmayın!
Dövme, piercing ve diş tedavisi yaptıracaklar dikkat! Sterilize edilmemiş aletlerle yapılan bu uygulamalar Hepatit C tehlikesi saçıyor. Üstelik Hepatit C'nin aşısı da bulunmuyor. Sinsice ilerleyen Hepatit C karaciğer hasarı, siroz ve kansere sebep olabiliyor

HCV virüsünün neden olduğu karaciğeri etkileyen bir enfeksiyon olan Hepatit C, dünyada her yıl 350 bin kişinin ölümüne neden oluyor. Dünya nüfusunun yüzde 3'ünün taşıdığı Hepatit C virüsünün Türkiye'de görülme sıklığı ise binde 5 ile 9 arasında değişiyor.

Hepatit C, virüsle enfekte olmuş kan ve kan ürünleri, steril olmayan aletlerle yapılan tıbbi ve cerrahi girişimler, dövme ve piercing uygulamaları, doğum sırasında anneden çocuğa ve nadiren de olsa virüsü taşıyan kişiyle girilen korunmasız cinsel ilişkiyle bulaşıyor.

Uzmanlara göre, Hepatit C virüsü bulaşma riskini azaltmanın pek çok yolu var. Bunlar; steril olmayan diş, piercing ve dövme uygulamalarından kaçınmak, özellikle dövme yaptırırken boyaların sterilize olmasına dikkat etmek, eldiven ve tek kullanımlık iğne kullanımına özen göstermek ve uyuşturucu madde kullanmamak.

Hepatit C için yeni kullanılmaya başlanan ve Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanan tedaviler hastalığı yüzde 95-100 oranında ortadan kaldırırken; hastalar aile ve hekim desteğiyle Hepatit C ile daha kolay mücadele edebiliyor. Hepatit C enfeksiyonunun yol açabileceği hasarlardan vücudunuzu koruyabilmek ve sağlıklı bir yaşam sürmek için hekiminiz ile iletişime geçmek büyük önem taşıyor.

"TÜRKİYE'DE TANISI KONMUŞ 85-95 BİN HEPATİT C HASTASI VAR"
Hepatit C hakkında konuşan Viral Hepatitle Savaşım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak ''Türkiye'de yaklaşık 500 bin Hepatit C hastası bulunduğu tahmin ediliyor. Bunlardan ancak 85-90 binine tanı konulabilmiş durumda. Tanı koyulduğunda, hastaların yüzde 20'sinin siroza yakalanmış olduğunu tespit ediyoruz. Vakaların yüzde 3'ü tedavi olmazsa, karaciğer kanserine dönüşüyor. Bu sebeple hastaların tedavilerinin ivedilikle yapılması önem taşıyor" ifadelerini kullandı.

Hepatit C'nin sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu söyleyerek sözlerine devam eden Prof. Dr. Tabak, "Hepatit C enfeksiyonu kapan hastaların yaklaşık yüzde 80'i hiçbir belirti göstermez. Ancak başlıca belirtiler sarılık, iştahsızlık, halsizlik, bulantı ya da karın ağrısıdır. Şikayetler genelde akut ya da kronik dönemde görülür" dedi. Prof. Dr. Fehmi Tabak, bazı vakalarda belirtilerin ortaya çıktığı dönemde tedavi için geç kalınabildiğinin altını çizerek bulaşma riskini azaltmak noktasında dikkatli olmak gerektiğini belirtti.

1996 yılı öncesinde kan ve kan ürünleri ya da organ nakli almış olan kişiler, hepatit C enfeksiyonu bulunan kişilerin kanıyla temas edebilecek kişisel bakım eşyalarını (traş bıçağı, diş fırçası ya da tırnak makası) ortak kullananlar, steril olmayan dövme ya da piercing araçlarına maruz kalmış kişiler ve ayrıca kan ve kan ürünleri ile temas eden kişiler (hemodiyaliz gibi düzenli girişim gereken hastalar) hepatit C riski altındadır. Bu risk gruplarında yer alan kişilerin, hepatit C enfeksiyonuna sahip olup olmadıklarını öğrenmek için enfeksiyon uzmanı ya da gastroenteroloji uzmanı bir hekime başvurmaları gerekmektedir.

Ramazan'da kilo almamak için bunlara dikkat edin!
Gün içindeki yemek saatlerinin değişmesi ile birlikte beslenme alışkanlıklarında görülen ani farklılıklar Ramazan'da kilo problemlerine yol açabiliyor. Menüsü dengeli ve doğru bir şekilde planlanan sahur ve iftar sofraları ise kilo kontrolüne yardımcı oluyor. 

Memorial Wellness Beslenme Danışmanı Uz. Dyt. Yeşim Temel Özcan, Ramazan'da kilo almamak ve sağlıklı kalmak için önerilerde bulundu.

Su ve meyve sebze tüketiminizi artırın  
Ramazan ayında oruç tutan bireyler, sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenmeye daha çok özen göstermelidir. Genelde 3-4 öğünde tüketilen besinler bu dönemde beslenme düzeninin tamamen değişmesi ile 2 öğüne düşmektedir. Bu 2 öğünde tatlı, hamur işi, şarküteri ürünleri gibi karbonhidrat ve yağ içeriği yüksek besinlerin tüketiminin artması; su, kuru baklagil, sebze ve meyve tüketiminin azalması birleştiğinde kilo problemleri kaçınılmaz olabilmektedir. Ramazan ayında da günlük alınması gereken protein, vitamin ve mineral oranları değişmemektedir.

Lifli besinleri tercih edin
Ramazan ayında kilo almamak için yemeklerin seçiminde çok yağlı, tuzlu ve aşırı tatlı besinlerden kaçınmak gerekir. Bunların yerine hazmı kolay, mide-bağırsak
sisteminde uzun süre kalabilen lifli ve sellüloz içeren sebze, meyve ve tam buğday ekmeği tercih edilmelidir.

Bağırsak probleminiz varsa çorbaya yulaf ekleyin
İftara ne çok sıcak ne de çok soğuk olmayan hafif bir çorbayla başlanmalıdır. Bağırsak problemi olan kişiler çorbalarına yulaf ilavesi ya da chia- keten tohumu gibi yağlı tohumları ilave edebilirler. Etli veya etsiz, fazla yağlı olmayan bir sebze yemeği evde mayalanmış yoğurt ve meyve veya tatlı olarak sütlü tatlılar, güllaç meyve salataları ya da püreleri tercih edilebilir.

Yeterli protein tüketimi gün içinde tok kalmanızı sağlar
Protein içeriği fazla olan gıdalar midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktirirler. Bu anlamda en iyi ve en kaliteli protein kaynağı yumurtadır. Süt, yoğurt, peynir gibi gıdalar eğer intolerans yoksa gaz problemi yaratmayacaksa tüketilebilir. Sahur, kahvaltı şeklinde bir öğün olabilir. Sahurda fazla tuzlu besinler tüketilmemelidir. Meyve yenilebilir. Sahura kalkılmadan oruç tutulursa aç kalma süresi 17 saatten 24 saate uzayacağı için vücut açlık stresine girebilir. Bu durumda metabolik hız düşer ve halsizlik, baş ağrısı, anksiyete görülebilme riskinden dolayı önerilmemektedir.

Bağırsak tembelliğini önlemek için
Bağırsak tembelliğine bağlı probiyotik destekleri ve prebiyotik besinler tüketilebilir; çünkü
sadece akşam saatleri yapılan beslenme nedeni ile bağırsak hareketleri durur ve kabızlık problemleri yaşanabilir. Yaşanan kabızlık problemleri de kilo artışına sebep olabilmektedir. Kabızlık gibi problemleri önlemek için dikkat edilmesi gereken şey su tüketimidir. Yetişkin bir insanın günde en az 1.5-2 litre su içmesi gerektiğinden hareketle sıvı alımına çok dikkat edilmesi gerekir. Su içmek bağırsak ve böbreklerin çalışmasını hızlandırır. Ancak yemek esnasında su içmek, sindirim sistemini bozabilir. Çünkü mide enzimlerini seyreltebilir. Su, yemekten 10 dakika önce ya da yemekten 1 saat sonra içilmelidir. Özellikle iftardan en az 1 saat sonra kısa mesafe yürüyüşler yapmak da bağırsak hareketlerine ve kas kitlesini korumaya yardımcı olur.

Sahuru yaptıktan en az 40 dakika sonra uyumalı
Ramazan 'da kilo almamak için sahura mutlaka kalkmak gerekir ve sahuru yaptıktan en az 40 dakika sonra yatmak, suyu yemekten önce bolca içmek, hafif gıdaları tercih etmek gerekir. Sahurda ağır yiyeceklerden kaçınarak hafif, kahvaltılık gıdaları tercih etmekte fayda vardır. Mümkün olduğu kadar hafif ve tok tutucu gıdalardan oluşmalıdır. En iyi örneği yumurtadır. 1 avuç kuruyemişle protein desteği takviye edilmelidir. Tuz oranı düşük gıdalar gün içerisinde susuzluk yaratmaması için seçilmelidir. Omlet ve menemen ya da taze sebzelerle birlikte yapılan kahvaltı tercih edilmelidir. İnsülini tetikleyen açma börek, pilav, pide, makarna simit gibi işlenmiş rafine karbonhidratların alınmaması gerekir. Sahurda yemekle kaçan uykuyu melatonin deposu olan 1 kivi ile engellenebilir.

İftar sofralarında et ve sebze bir arada olmalı
Yapılacak en doğru yaklaşım iftar öğününde kıymalı veya etli sebze yemeğinden doyumca alınmalıdır ya da 1-2 dilim tavuk ya da 4-5 köfte yanında mutlaka sebze yemeği ile alkali dengesi sağlanarak alınmalıdır. Salata ve söğüş öğünde bulunmalı ama sadece zeytinyağı ve limon ile çeşnilendirilmedir. Sıvı takviyesi hiç unutulmamalı bol bol gün boyu alınamayan sıvı su, maden suyu, ayran ya da bitki çayı olarak alınmalıdır.

Sindirim için bitki çaylarından yardım alın
İftar sonrası sindirimi kolaylaştırmak için bitki çaylarından yardım alınabilir. 20 gram papatya ve meyan kökü, 10 gram da rezene eklenerek yapılan çay, iftardan sonrasında içilebilir. Bu sindirimi kolaylaştıracaktır. İftar sırasında yemekle birlikte çay ve kahve içmek yemeklerden alınan vitaminleri öldüreceğinden bu içecekleri yemekten bir süre sonra tüketmek doğru olur.

Yüzde 5 kilo kaybıyla yenilenin!
Hayatınızda yapacağınız küçük değişikliklerle mevcut kilonuzun yüzde 5 ila 10'unu vermeniz mümkün olduğunu ve verilen kiloyla hangi sağlık problemlerinden kurtulabileceğinizi biliyor muydunuz?

Hastane Derindere İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ergün Kasapoğlu, mevcut kilonuzun %10'unu verdiğinizde hayatınızda olabilecek değişiklikleri ve bu değişikliklerin getirdiği kazanımları anlattı…

Eklemlerinizin üzerindeki yük azalır!
Dizinize ve diğer alt vücut eklemlerine yüklenen ağırlık eklemlerinizin yıpranmasına neden olmasının yanı sıra Romatoid Artrit gibi uzun yıllar tedavi gerektiren kronik hastalıklara da zemin hazırlayabilir. Mevcut kilonuzun %10'unu bile verseniz bu hastalıklara yakalanma riskinizde azalma görülecektir.

Tip 2 Diyabeti önlemek elinizde olabilir!
Sağlıklı kilo başta insülin direnci olmak üzere Tip 2 diyabet hastalığına yakalanma riskinizi azaltan önemli bir etmendir. Düzenli ve dikkatli beslenmenin yanı sıra haftanın 5 günü 30'ar dakika yapacağınız egzersizle kilo kaybı sağlayarak kan şekerinizi kontrol altına alabilirsiniz.

İyi huylu kolesterolünüzü yükseltebilirsiniz!
Halk arasında kötü huylu kolesterol olarak bilinen LDL'yi sağlıklı beslenme ve ilaçlarla düşürebilirsiniz; ancak iyi huylu kolesterol olarak bilinen HDL seviyesini yükseltmek daha zordur. Egzersiz yaparak ve vücut yağını kaybederek iyi huylu kolesterol düzeyinizi 60 mg/dl'nin üzerine çıkarabilir ve kalp hastalığına yakalanma riskinizi düşürebilirsiniz.

Trigliserid düzeyinizi korursunuz!
Depolama ve enerji için yağ taşıyan parçacıklar olan trigliserid düzeyinin 150 mg/dl seviyesine inmesini sağlayarak kalp krizi ve inme ile karşılaşma ihtimalinizi azaltabilirsiniz.

Yüksek kan basıncınız düşer!
Ekstra vücut ağırlığı, arter duvarlarına karşı kanınızı zorla iter. Bu da kalbin daha zor çalışmasına neden olur. Kilonuzda %5'lik bir azalma kan basıncınızı yaklaşık 5 puan düşürebilir. Bu nedenle tuzla vedalaşın ve bol miktarda sebze, meyve ve az yağlı süt ürünlerine sofranızda yer açın.

Kilo kaybı insülin direncini azaltır!
Özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kan şekeri seviyenizi kontrol altında tutan insülinin gereğinden fazla salgılanmasına ve kan şekeri seviyenizin yükselmesine neden olabilir. Biraz kilo kaybı, bu etkinin tersine çevrilmesini sağlar.

Kilo=Kanser Riski olmasın!
Kilo vermenin sizi hastalıklara karşı koruduğunun açık bir kanıtı olmasa da; ekstra vücut ağırlığı, göğüs, kolon, karaciğer, böbrekler, yumurtalıklar, serviks ve prostat dahil olmak üzere pek çok kansere yakalanma ihtimalinizi artırır.

Uyku Apnesi riskinizi azaltır!
Fazla kilolu kişilerin boğazlarının arkasında ekstra dokuları olduğu için bu doku uyku sırasında düşerek solunum yolunuzu tıkayabilir. Bu, özellikle de kalbiniz için, her türlü sağlık sorununa neden olabilecek bütün gece boyunca nefes almayı bırakmanıza yol açan uyku apnesine zemin hazırlar.

Hastalıklarla karşılaşma ihtimaliniz düşer!
Yağ hücreleri, özellikle de karnın çevresindeki hücreler, tüm vücudu dokuya tahriş edip vücudunuza zarar verebilecek kimyasalları serbest bırakabilir. Bu artrit, kalp hastalığı, kalp krizi ve inme gibi sağlık sorunlarıyla bağlantılıdır. % 10 kilo kaybıyla bu maddelerin miktarını düşürebilir ve ciddi bir hastalığa yakalanma riskinizi düşürebilirsiniz.

Size uygun olan diyeti yapın!
Kilolarınızdan tamamen kurtulmanızı ve her istediğinizi yemenizi sağlayacak mükemmel bir diyet yok; ancak bazı temel kurallar var. Meyve ve sebze porsiyonlarınızı azaltın. Yağsız ve işlenmemiş proteinler tüketmeyi tercih edin. Yağsız et ve deniz ürünleri, baklagiller, fındık tüketin. Beyaz ekmek ve beyaz pirinç gibi rafine edilmiş tahılları, çok ekmekli ekmek, kahverengi pirinç ve yulaf ezmesi gibi tahıllarla değiştirin.

Club505’te Aynı Şehirden Arkadaş Bulmak Kolay Mı?
Yapılan onca araştırmalar sonucunda insanların kendi çevrelerinde göremedikleri insanları arkadaşlık siteleri içerisinde bulduklarını ve bu sayede tanışıp konuşmaya hatta evlenmeye karar verdiklerini göstermektedir. Ancak bu noktada arkadaşlık siteleri içerisinde birçok kriter iç içe girerek insanlara çok farklı şehirlerden insanları da karşılarına çıkararak seçenekleri çoğaltmaktadır. Bu noktada maalesef ki günümüz koşullarında aşk, sevgi, sıcak bir yuva kavramından çok küçüklükten bu yana empoze edilmiş olan zengin koca bulmak, zengin biriyle evlenmek, rahat ve konforlu bir hayat sürmeyi istemektedirler. Bunun için internet arama motorlarında en çok sorulan soru zengin sevgili nasıl bulunur? sorusudur. Bu sorunun pek çok farklı cevapları olmasına karşın zengin kişilerin de arkadaşlık siteleri kullanarak flört edecekleri insanları aramakta olabilirler. Bunun sebebi ise kendi çevreleri içerisinde kişiliklerinden çok zenginlikleri ile ön plana çıkmış olan insanların paradan ziyade kendisine uygun özelliklere sahip insanlar ile karşılaşmak istemelerinden kaynaklanmaktadır.

Arkadaşlık siteleri Her Şehirde Kullanılır mı?

Arkadaşlık siteleri her şehir için bir konum belirtmekte olsa da en çok ve en kolay arkadaş edinmek büyük şehirlerde daha mümkün olunmaktadır. Bunun sebebi ise bu arkadaşlık siteleri kuruldukları anda ilk olarak büyük şehirler üzerinde denemeler başlatmakta olup daha sonrasında ise yayılmakta olup daha sonrasında başka şehirler için kullanım aplikasyonları geliştirilmektedir. İstanbul’dan arkadaş bulmak isteyen kişilerin öncelikle yapması gereken şey arkadaşlık siteleri içerisinde kuracakları kişi profilleri içerisinde öncelikle konumlarını İstanbul olarak ayarlamak daha sonrasında ise arkadaş arama butonu üzerinde yer alan ve kendi aradıkları özelliklere sahip olan kişileri bulmak için arama kriterleri yazılırken şehir kısmında İstanbul seçilmesi İstanbuldan arkadaş bulmak isteyen, gerek İstanbul’u sevdiği için gerek ise orada yaşadığı için bu özel istekte bulunan herkesin arama yaparak aradıkları diğer kriterler ile de eşleşme sağlayan kişiler ile karşılaşmaları ve konuşmaları mümkündür. Araştırmalar sonucunda yapılmakta olan arama kriterleri içerisinde kişilerin kendi hobileri dışında ve kendilerinden farklı şehirlerde insanlar ile görüşmek istedikleri ve farklı şehirlerde konaklama deneyimi yaşamanın yanı sıra farklı flört deneyimleri biriktirmek istedikleri de olduğu çıkan sonuçlar arasında yer almaktadır.

Club505 Her Şehirde Kullanılır mı?

Club505, ilk Amsterdam’da faaliyetine başladı. Sonrasında dünyanın en büyük metropollerine; Londra, Paris, Los Angeles ve Dubai şehirlerine yayıldı. Ancak Londra’da faaliyet verirken Manchester’da kullanılamayan Club505, büyük ihtimalle aynı şekilde Türkiye’nin her yerine yayılmayı da tercih etmeyecektir. Club505 ismini her şehirden 505 erkeği kabul etmesinden alıyor. Anlayacağınız İstanbul’dan sadece 505 erkeği kabul eden, seçkin üyeleri tercih eden bir site olarak Club505, her şehirde kullanılamaz.

En İyi Arkadaşlık Siteleri İçin Nasıl Araştırma Yapılır?

İnsanların arkadaşlık siteleri için üye olmadan önce en sık yaptıkları işlem forumlar üzerinden yaptıkları araştırmalar ve site için yapılan yorumları okumaktır. Arkadaşlık sitelerine kayıt olmak isteyen herkes aradıkları özellikleri en iyi arkadaşlık sitesi içerisinde bulacaklarını düşünerek bu portal üzerinde en iyi arkadaşlık sitesi için arayışa girerek hangi kıstaslara önem vermekte olup olmadıklarına göre kendilerine en uygun özelliklere sahip siteye kayıt olabilirler. Örneğin zengin sevgili bulmak isteyen ile İslami koşullar içerisinde evlilik ön gören kişilerin aynı sitelere üye olmaları mümkün değildir. Ya da zengin veya ünlü bir sevgili bulmak için Club505’e üye olmanız gerekir, tek gecelik hızlı bir ilişki için ise Tinder’a… Hayırlı işler! 😊

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Anne sütü kadar değerli: Yumurta
Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, yumurtanın birçok açıdan faydalı olduğunu belirterek 'anne sütü kadar değerli olduğunun' altını çizdi.

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri'nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu 'İyi Yaşa" platformunda önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, kahvaltıların, yemeklerin, çorbaların, böreklerin yani neredeyse yediğimiz her yemeğin içerisinde yer alan yumurtanın anne sütü kadar değerli bir besin kaynağı olduğunu belirtiyor. Şeber sözlerine şöyle devam etti:

"Yumurta beyazı yüzde 100 protein yapısındadır. Özellikle kas yapmak isteyen sporcular için veya kas kaybı olan hastalıklarda yumurta beyazı tüketimi çok önemlidir. Ayrıca yumurtada bulunan bu proteinler kaliteli yapıdadır, yani vücudumuzda hızlıca ve kayba uğramadan kullanılırlar.

YUMURTA SARISI DEMİR ve PROTEİN KAYNAĞI
Yumurtanın sarısı demir minerali içerir. Fakat vücudun bu demiri kullanabilmesi için C vitaminine ihtiyacı vardır. O nedenle yumurtanın taze sebzeler ile veya taze sıkılmış meyve suları ile tüketilmesi son derece yararlıdır.

SAÇLAR VE BEYİN İÇİN VAZGEÇİLMEZ: BİYOTİN
Yumurta sarısında aynı zamanda biyotin vitamini yer alır. Saç ve tırnak sağlığı ve beyin gelişiminde önemli olan bu vitaminin en iyi kaynağı yumurtadır. Beyazı iyi pişmemiş yumurtalarda, avidin isimli madde biyotinin vücutta kullanılmasını engeller. Bu nedenle yumurtanın beyazının iyice pişmiş olmasına dikkat edilmelidir.

HAŞLANMIŞ YUMURTADA GRİ HALKA: YUMURTA YARARSIZ
Çok haşlanmış yumurtalarda oluşan gri halka artık bu yumurtadan sadece protein alabileceğimizin, vitamin ve minerallerin büyük kısmını kullanamayacağımızın göstergesidir. Bu yumurtalarda özellikle demir minerali kullanılamaz hale gelmiştir.

SADECE 70 KALORİ
Bir yumurta ortalama 70 kaloridir. Düşük kalorisine rağmen içerdiği kaliteli protein sayesinde uzun süre tok tutar.

AVOKADO İLE YUMURTADAN MAKSİMUM FAYDA
Avokado kendisi ile aynı anda tüketilen besinlerin vücutta daha iyi kullanılmasını sağlar. Yumurta gibi kıymetli bir besinden maksimum fayda sağlamak için avokado ile birlikte tüketmeyi deneyebilirsiniz.

15 adımda hamilelikte bulantı ve kusmayı azaltın
Gebelikte bulantı ve kusma oldukça sık rastlanan ve özellikle anne adayının hayat kalitesini azaltarak, iş yaşamını da olumsuz etkileyen bir durum. Alacağınız bazı önlemlerle hamilelikte bulantı ve kusmayı azaltabilirsiniz.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, hamilelikte bulantı ve kusmayı azaltacak yöntemleri sizler için yazdı:

*Küçük miktarlarda sık sık beslenin, yağlı ve baharatlı gıdalardan uzak durun.
*2 saatte bir küçük öğünlerle beslenmeye çalışın, böylece asla aç kalmazsınız.
*Son küçük öğün gece yatmadan olmalı ki sabah uyandığınızda mideniz bulanmasın.
*Yiyecekleri yavaş ve iyi çiğneyin.
*Kuru ve soğuk gıdalar tüketin (kraker vb)
*Sıvı tüketimi öğün aralarında olsun. Limonata bulantınızı azaltacaktır. Alkollü ve kafeinli içeceklerden uzak durun.
*Kokulardan uzak durun, mümkünse yemek yapmayın.
*Kızarmış, yağlı yiyecekler yemeyin.
*Yemek sonrası uzanırsanız, başınız yüksek olsun.
*Bulantı ve kusmayı provoke edecek güçlü kokulardan, sıcaktan ve gürültüden uzak durun.
*Dışarı çıkın ve temiz hava alın.
*Sıvı kaybını, B vitamini takviyesi ve elektrolit dengesini düzeltin.
*Zencefilin olumlu etkisi vardır, deneyebilirsiniz.
*Elektrik uyarılı bileklikler ve akupunkturun etkinliği şüphelidir...
*B6 vitamini yıllardır tedavide kullanılmaktadır. ABD'de 2013'te piyasaya yeniden çıkan *Doksilamin+B6 vitamini kombinasyonu Diclectin adlı ilacın oldukça etkin olduğu bilinmektedir. Bu ilaç gece yatmadan önce kullanılmalıdır. Ondansetron da son dönemde etkili olarak kullanılabilen ilaçlar arasındadır. Tedaviye dirençli olgularda, hastaneye yatırılarak, düzenli sıvı ve kortikosteroid tedavisi de uygulanabilir.

BULANTI VE KUSMANIN NEDENİ TAM OLARAK BİLİNMİYOR

Sabah bulantıları gebeliğin erken dönemlerinde başlar ve oldukça yaygın bir şikayet olduğu için sıklıkla hekimler tarafından çok önemsenmez. Bazen de anne adayları, tedavide kullanılan ilaçların güvenirliğinden endişe duyduklarından, tedaviyi reddeder.

Oysa bulantı ve kusmalar başladıktan sonra belirtileri kontrol etmek güçleşir. Erken dönemde uygulanan tedavi daha ciddi komplikasyonların ortaya çıkışını (hastanede yatmak gibi) önleyebilir.
Hafif olgularda diyet ve yaşam tarzını değiştirerek çözüm bulmak mümkündür, daha ciddi vakalarda ise etkili ve güvenilir tedavi seçenekleri bulunabilir.

Maalesef kesin nedeni bilinmemektedir ama hormonal durum, gebeliğe adaptasyon ve psikolojik yatkınlık olası nedenler arasındadır.

Mol gebeliği veya çoğul gebelik gibi plasenta hacminin arttığı durumlarda bulantı-kusma oldukça sık görülür.

Belirtilerin şiddeti kişiden kişiye değişmekle beraber, 9. haftada en üst seviyeye ulaşır. Erken tedavi ve diyetteki düzenleme belirtilerin ilk 3 ayın sonuna doğru azalmasını sağlar. Nadiren 20. haftaya kadar devam edebilir.

Bazen gebeliklerin bir kısmında ( yüzde 3 ila 0,3 kadarında ) durum gittikçe şiddetlenir ve bu süreç uzar.

Gebeliklerin yalnızca yüzde 25'inde bulantıya rastlanmaz.