21 Şubat 2018 Çarşamba

Kas yapayım derken memenizi büyütmeyin!
Geçmişe oranla spor yapanların sayısı artıyor. Spor salonları da dolup taşıyor. Kadınlar zayıflayarak güzel bir vücuda sahip olmak isterken, erkekler de kaslı bir vücuda ulaşma telaşında… Ancak bu telaş zaman zaman bazılarını kas yapımını artıran ilaç alımına yönlendirebiliyor. Özellikle hedefledikleri kaslı vücuda hızla ulaşmak isteyen erkekler, bu ilaçlardan sıklıkla kullanıyor. 

Medical Park Göztepe Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Deveci de bu ilaçların kısırlık, meme büyümesi ve cinsel fonksiyon bozukluğu başta olmak üzere birçok yan etkisi bulunduğunu söyledi.

Sağlıklı bir yaşam ve sıkı bir görünüm için spor yapmak, doktorların öncelikli önerileri arasında yer alıyor. Ancak, kaslı ve dikkat çeken bir görüntüye sahip olmak isteyen çoğu erkeğin spor dışında başvurduğu bir diğer yöntem kas gelişimi hızlandıran ilaçlar. Medical Park Göztepe Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Serkan Deveci, kas yapımını artıran ilaçların sağlık üzerindeki etkileri hakkında şu bilgileri paylaştı:

KAS YAPMANIN KOLAY YOLUNU SEÇİYORLAR
"Kaslı bir vücuda sahip olmak isteyen birçok kişi sporla birlikte kas yapımını hızlandıran ilaçlar da kullanıyor. Üçgen vücutların geleneksel yöntemlerle ağırlık çalışarak mı yoksa kas yapımını artıran ilaç (anabolik steroid) kullanımı ile mi olduğunu tespit etmek zor. Pek çok kişi kolay yoldan kaslı vücut sağlayan bu ilaçları tercih ediyor.

İLAÇ KULLANANLARIN YÜZDE 78'İ AKTİF SPORCU DEĞİL
Bu ilaçlar eskiden performans artırıcı olarak sporcular tarafından müsabakalardan önce kullanılıyordu. Yapılan güncel araştırmalar, günümüzde bu ilaçları kullananların yüzde 78'inin aktif sporcu olmadığını ve sadece görsel olarak beğenilen bir vücuda sahip olmak için kullandıklarını gösteriyor.

CİNSEL İSTEKSİZLİK VE SERTLEŞME SORUNU
Anabolik etkinlik ile hücre büyümesini tetikleyerek protein sentezini artıran bu ilaçlar, kas kitlesinde ve direncinde artışa yol açıyor; Kaslardaki yerleşik yağ dokusu oranını azaltıyor. Ancak Vücudun doğal hormonal dengesini de etkileyen bu ilaçlar, saldırgan davranış biçimi, kontrolsüz hipertansiyon, akne, kellik, karaciğer hastalığı, inme ve kalp krizi riskinde artışa yol açıyor. Bu etkilerinin yanı sıra erkekte doğal testosteron yapımını azaltarak yumurtalıklarda küçülme, sperm yapımında azalma ve geçici kısırlığa neden oluyor. Hormon düzensizliği yaratarak cinsel istekte önce geçici bir artışa takiben de ilaç kesildiğinde kalıcı bir isteksizliğe ve sertleşme kaybına yol açabiliyor.

ERKEKLERDE MEME BÜYÜMESİ, KADINLARDA ADET DÜZENSİZLİĞİNİN NEDENİ
Kas yapımını artıran ilaçların bir diğer istenmeyen etkisi de testosteronun aromatoz enzimi etkisi ile östrojene dönüşümü sonucunda erkeklerde meme büyümesine neden olması. Kadınlarda ise adet düzensizliği, gebelikte bebeğin gelişiminin etkilenmesi, klitoriste kalıcı büyüme, ses kalınlaşması, saçta azalma ve vücut kıllanmasında artışa yol açıyor Bu tip ilaçların tehlikeli yan etkileri göz önüne alındığında daha güzel görünmek isteyenlerin dengeli spor ve doğal beslenmeyi tercih etmeleri çok daha sağlıklı bir yol olarak gözüküyor."

Şekere bağlı çocuklar alkol bağımlısı olabilir
10. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresi'nde bağımlılığa dair her şey masaya yatırılıyor. Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Bağımlılık Psikiyatrisi Derneği'nin düzenlediği kongrede şeker ve alkol bağımlılığı ilişkisi tartışıldı. Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, çocukluğunda şekere bağımlı olanların ileride alkol kullanım bozukluğuna aday kimseler olduğunu söyledi.

Psikiyatride tanı ve tedavinin geldiği son nokta, yeni yaklaşımlar psikiyatri dünyasının önde gelen isimleri ile 10. Ulusal Alkol ve Madde Bağımlılığı Kongresinde masaya yatırılıyor.
Üsküdar Üniversitesi Bağımlılık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Bağımlılık Psikiyatrisi Derneği'nin düzenlediği kongrede "şeker bağımlılığı ve alkol kullanım bozukluğu" arasındaki ilginç ilişki de tartışıldı.

Şeker bağımlısı kişiye alkol tedavisinde kullanılan ilaçlar etki ediyor!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan, çocukluğunda şekere bağımlı olanların ileride alkol kullanım bozukluğuna aday kimseler olduğunu söyledi. Noyan şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bağımlılık tedavisinde ilaçlara karar verirken dönem dönem hangi hastaya hangi ilaçla devam edeceğimize dair kararsızlıklar yaşayabiliyoruz. Özellikle alkol kullanım bozukluğu olan hastalarda bazı ilaçlar var, ilacın fayda etmesi için kritik incelikler söz konusu oluyor. Uzun soluklu olarak yapılan genetik analizler ve başka incelemeler mümkün ancak pratik bir yöntemle geçmiş döneminde yani çocukluğunda şeker bağımlılığı olan, şekere yatkınlığı olan, şeker yemeyi çok seven ve ondan haz alan kişiler, alkol kullanım bozukluğu ya da alkol bağımlısı olduklarında bu tedavide kullanılan ilaçlardan fayda görüyor."

Şeker bağımlılık yapıyor

Şekerin kendisinin de aslında bir bağımlılık oluşturduğuna dikkat çeken Noyan, çocukluğundan itibaren şeker tüketmeye alışkın olan bir kişinin beyninin, uyuşturucu madde kullanıyormuş gibi ödül ceza sistemini aktive edip, dopamin salgıladığını söyledi. Sonrasında bu kişinin şekere ya da maddeye bağımlı hale geldiğini kaydeden Noyan, şeker bağımlılığının aynı zamanda yeme bağımlılığının farklı bir boyutu olduğunu kaydetti.

Şeker bağımlısı çocuğu bekleyen riskler!

"Çocukluk döneminde şeker bağımlılığı ya da şekere yatkınlığı olan çocukların daha dürtüsel olduklarını da vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Noyan, bu kişilerin başka hastalıklara da aday olduklarını ifade ederek şunları söyledi:
"Çocukluk döneminde şeker bağımlılığı ya da şekere yatkınlığı olan çocukların, dürtüsel olmakla birlikte, dikkat eksikliği hiperaktive bozukluğuna yakalanma riski de artıyor. Sonraki hayatlarında bu kişilerin alkol kullanım bozukluğuna yakalanma ihtimali de artıyor. Çocukluğunda şekere bağımlı olanlar ileri yaşlarda bağımlılığa da aday"

Davranışsal bağımlılıklara da adaylar!

"Yediğimiz şekere karşı verdiğimiz cevap bedenimizin ödül-ceza merkezinin verdiği bir tepkidir" diyen Noyan, "Bu çocukluğumuzdan ve biyolojik, genetik olarak aktarılıyor. Sonradan edinilmiş bir şey değil. Genetik yapımız buna müsait ise şekerden keyif alıyoruz.

Ödül eksikliği sendromu dediğimiz yani beynimizde dopaminerjik yolakları eksi olan kişiler stresle baş etmeye yetersiz olduklarında ya da hayattan keyif alamadıklarında alkol, madde nikotin gibi maddeleri kullanır, yemek karbonhidrat, şeker ve benzeri şeyleri yemeye daha yatkın oluyor. Bu kişiler seks, kumar ve oyun gibi davranışsal bağımlılıklara da aday oluyorlar" diye konuştu.

Bu davranışlarda bulunduklarında keyif aldıklarını gören kişilerin davranışlarını devam ettirdiklerini vurgulayan Yrd.Doç.Dr. Onur Noyan, şeker ve maddenin beyinde aynı etkiyi yaptığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:"
Şeker yendiği ve madde kullanıldığında beynimizde olanlar birbirine yakın yolaklarda oluyor. Belki madde kadar beyindeki o dopaminerjik yolaklara ya da ödül merkezi aktive olmuyor ama alkol kullanım bozukluğunda kullanacağımız ilaçların fayda sağlayacağının işaretini veriyor. Yurt dışında yapılan çalışmalar, ailelerinde alkol bağımlılığı olan kişilerin çocuklarının şeker bağımlısı olduğu görülmüş. Şeker bağımlılığı olan çocuklu ailelerde alkol bağımlısı çok fazla olduğu tespit edilmiş."

16 Şubat 2018 Cuma

İdrar kaçırma sorununun tedavisi var, Ertelemeyin!
Genital Güzelleştirme tekniği ile "İdrar Kaçırma" sorununa da pratik bir çözüm sağlanabiliyor

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur geliştirdiği ve geçtiğimiz sene uluslararası Altın Bisturi ödülüne layık görülen Genital Güzelleştirme tekniği içerisinde idrar kaçırma sorununu da çözümleyebildiğini anlattı:" İdrar kaçırma sorunu, her 40 yaş üstü kadının %30'ında görülen bir vakadır

Üstelik bu durumdan son derece de rahatsızlar. İdrar kaçırma problemi tam manasıyla hayatlarını alt üst ediyor ama çekindikleri için idare etmeye çabalıyorlar. Hava aldırmayan sürekli ped kullanımı, yanlarında yedek iç çamaşırı taşıma gibi konforsuz bir hayat tecrübe ediyorlar. Aslında idare etmelerine gerçekten gerek yok, sorunu yağ enjeksiyonu kullanarak çözümleyebiliyoruz ve son derece basit bir uygulama".

İdrar kaçırma nasıl olur?

"Mesanemiz, böbrekler vasıtasıyla gelen idrarla dolar. Dolum gerçekleştiğinde beynimize sinirler aracılığıyla sinyal ulaşır ve kısaca aslında kaslara "kasıl ve idrarı tut" emrini verir. Tuvalete gideriz, beyin tekrar sinyal gönderir "gevşe ve bırak" emrini verir bu sefer. Mesanenin tam altında idrarı tutmamıza yardımcı olan kaslar, bizim idrar kaçırmamamızı ve idrarı boşaltmamızı sağlayan bir fonksiyona sahiptir. Fakat ilerleyen yaş, bu bölgedeki kas dokusunun da zayıflamasına neden olur.

Üzerine eğer bir de geçmişinizde kontrolsüz vajinal doğum, yüksek kilolu bebek gibi öyküler mevcutsa, ayrıca bu bölgedeki kaslarınızda ve yağ dokusunda deformasyonun olması da muhtemeldir. Kısaca idrar kaçırma probleminiz varsa, bölgedeki kolajen dokunun sağlam olmadığını, idrar torbasının altındaki destek dokularda da gevşeme olduğunu gözlemleriz. Bugün ülkemizde vajinal doğum yapan kadınların %80'inde vajinal anatominin bozulması ve pelvik taban kaslarının zayıflaması gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu sebeple istemsiz hale gelen idrar kaçırmalarını bölgedeki sorunun büyüklüğüne göre iki farklı şekilde yapmaktayız" ifadesinde bulunan Cihantimur, idrar tutma ve yapma işlevinin nasıl olduğunu, neden idrar kaçırma sorununun ortaya çıktığını anlattı.

İdrar Kaçırma Sorununa Cihantimur Yağ Enjeksiyonu

İdrar kaçırma sorununun çözümü için ilk olarak yağ enjeksiyonunu anlatan Cihantimur: "Oldukça basit, hastaya iyileşme sürecinde sıkıntıya sokmayan yağ enjeksiyonu uygulaması çok fazla deformitesi olmayan hastalarımıza uygulanıyor. Hastanın kendi yağından hazırladığımız kök hücreden zengin hale getirilen yağ enjeksiyonunun pek çok avantajı bulunmaktadır. İstemsiz idrar kaçırma problemi çözümlenir, yıpranmış kolajen doku tazelenir, idrar torbasının altındaki destek dokular sağlamlaşır, kök hücrenin verdiği iyileştirme süreciyle, çok çabuk bir toparlanma sağlanır, yabancı bir cisim eklenmeden, hastanın kendi dokusu kullanılır, bölge form kazanır, canlanır" ifadesini kullandı.

İdrar Kaçırma Sorununa Cerrahi Müdahale

"İdrar kaçırma sorunu ilerlemiş ve bölgenin anatomisinde ciddi hasarlar oluşmuş hastalarımıza ise, cerrahi olarak bölgenin form kazandırılması amaçlanır" diyen Cihantimur, sözlerine şöyle devam etti: "Sarkmış, deformasyona uğramış ve idrar yapma eylemini istemsiz hale getiren tüm kas ve dokulara müdahale edilir, düşen idrar kesesi ve baskı yapan tüm dokulara form kazandırılır".

İlişkiler hakkında muhtemelen bilmediğiniz 5 şaşırtıcı gerçek
Hangi ülkede Sevgililer Günü yılda 12 kez kutlanıyor? Bazı insanlar neden ağaçlarla evleniyor? Sevdiğiniz kişinin gözlerine bakmak kalp ritminizi nasıl etkiliyor? Tüm bu sorulara ve daha fazlasına, lider tanışma uygulaması Happn yanıt veriyor

Gerçek hayatta yolunuzun kesiştiği kişileri bulmanızı sağlayan tanışma uygulaması Happn, dünyanın dört bir yanından ilişkilere dair en ilginç bilimsel, tarihi ve kültürel gerçekleri bir araya getirdi. Yaklaşık 20 milyon kullanıcısı olan uygulamanın derlediği beş madde, ilişkiler dünyasına farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak.

YELPAZEYLE İLAN-I AŞK

Yolunuzun kesiştiği kişilerle tanışmak ya da beğendiğiniz kişilerle iletişime geçmek, her zaman bu kadar kolay değildi. Örneğin Viktorya Dönemi İngiltere'sinde kadınların beğenilerini açıkça ifade etmeleri hoş karşılanmıyordu. Ama elbette bu sıkıntının üstesinden gelmek için çeşitli taktikler de geliştirilmişti. Örneğin bir kadının yelpazesini sabit bir şekilde kalp hizasında tutması, karşısındaki erkeğe "Kalbimi kazandın" mesajını iletiyordu. Parmak ucunu yelpazenin tepesine dokundurmak "Tanışmak istiyorum", Yelpazeyi boylu boyunca açarak tutmak "Beni bekle", yüz hizasında sol yanağa yakın tutmak ise "Seninle ilgilenmiyorum" anlamına geliyordu.

BİR YILDA 12 KEZ SEVGİLİLER GÜNÜ KUTLAYABİLİRSİNİZ

Güney Kore, dünya üzerinde ilişkileri canlı tutmaya en çok önem veren ülke olabilir. Çünkü ülke genelinde her yıl tam 12 kez Sevgililer Günü kutlanıyor! Başta 14 Şubat olmak üzere her ayın 14'ünde kutlanan bu günler, farklı isim ve konseptlere sahip. Örneğin 14 Temmuz Gümüş Günü olarak biliniyor ve bu tarihte çiftler birbirlerine gümüş yüzükler hediye ediyor. 14 Ağustos "Yeşil Gün" olarak biliniyor ve çiftler bu tarihte doğa gezilerine çıkıyor. Benzer şekilde 14 Kasım Film Günü, 14 Aralık Sarılma Günü olarak kutlanıyor. Başka bir deyişle, Güney Koreliler aşkın nasıl yaşanacağını biliyor.

UYUM GÖZDE BAŞLIYOR, KALPTE SÜRÜYOR

Malum, partnerlerin birbiriyle uyumlu olması, sağlıklı bir ilişkinin olmazsa olmazları arasında. Ancak University of California tarafından yapılan bir araştırma, birbirini seven çiftler arasındaki uyumun düşündüğümüzden da ileri bir seviyede olduğunu ortaya koyuyor. Üniversitenin Psikoloji Bölümü uzmanlarının açıkladığı sonuçlara göre, üç dakika süreyle birbirlerinin gözlerine bakan partnerlerin kalp atış hızları birbirine eşitleniyor. Başka bir deyişle aşk gözlerden kalbe geçiyor ve sevenleri sakinleştiriyor! Yeri gelmişken bir başka araştırmaya daha değinmekte fayda var. Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, sevdiğimiz birine sarılmak, vücudumuzun oksitosin salgılamasını sağlıyor ve ağrı kesici etkisi yaratıyor.

BİR AĞAÇLA EVLENMEK ZORUNDA KALABİLİRSİNİZ

Hindistan, astrolojiye belki de dünyada en çok önem veren ülkeler arasında. Hâl böyle olunca, ilişkiler de gezegenlerin konumundan nasibini alıyor. Örneğin ülkenin bazı bölgelerinde, yıldız haritası Mars'ın etkisi altında olan kişilerin yapacağı evliliklerin kötü sonuçlanacağına inanılıyor. Neyse ki bu kozmik talihsizliğin üstesinden gelmenin bir yolu bulunmuş. Mars'ın etkisi altındaki kişi, önce temsili olarak bir muz ağacıyla evlendiriliyor. Böylece olumsuz etkililerin silindiğine inanılıyor ve ağaçtan boşanan kişi aşk hayatına kaldığı yerden devam ediyor.

'OSCAR LANETİ' İLİŞKİLERİ BİTİREBİLİR

Magazin basınını takip edenler, Oscar kazanan pek çok aktrisin kısa süre içinde boşandığını duymuştur. Hatta ABD basınında zaman zaman bir 'Oscar laneti'nden söz edilir. Peki nedir bu işin aslı? Toronto Üniversitesi'nde görevli araştırmacılar, bu soruya yanıt bulmak için 1936-2010 yılları arasında En İyi Aktris ödülü alan kişilerin medeni durumlarını mercek altına almış. Sonuçta Oscar alanların, aday gösterilip Oscar alamayanlara kıyasla 1.68 kat daha fazla boşandığı tespit edilmiş. Boşanmalardaki artışın nedeni tam olarak belirlenemese de araştırma ekibi Oscar kazanmanın bir tür statü değişimine neden olarak aile içi uyumu bozduğu düşüncesinde.

15 Şubat 2018 Perşembe

Karıştırılan bitki çayları etkisini kaybediyor!
Kış mevsiminde bağışıklık sistemini güçlendirmek ya da grip ve soğuk algınlığını daha çabuk atlatmak amacıyla içilen bitki çaylarının tüketiminde bazı noktalara dikkat etmek gerekiyor. Diğer bitkilerle karıştırıldığında bitki çaylarının etkisi azalıyor. Uzmanlar çayların sade tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi'nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Gizem Köse, özellikle kış aylarında tüketimi artan bitki çaylarının karıştırılması halinde etkilerinin azalabileceğine dikkat çekerek bir arada değil, tek tek içilmesini önerdi.

Karışık olmayan bitki çaylarını çocuk, yetişkin ya da yaşlıların günde 2 fincan tüketebileceğini belirten Gizem Köse, "Kantaron, enginar, hindiba, karabaş, civanperçemi gibi çaylar içerdikleri farklı etken maddeleri ile ilaç etkileşimlerine sebep olabilmektedir. Dolayısıyla bu gruplarda özellikle ilaç kullanan bireyler öncesinde doktoruna danışmalı ve bu konuda onay almalıdır" uyarısında bulundu.

Bazı karışık bitki çaylarının karaciğeri yorduğunu böylece bağışıklık sistemini güçlendirmek bir yana daha da zayıflatabildiğini belirten Köse, "Benim önerim her bitki çayının sade olarak tüketilmesi ve boğazda ağrı var ise ılıkken bal eklenmesi yönündedir" dedi.

Hangi bitki çayı neye iyi geliyor?

Her bitki çayının farklı etkileri olduğunu belirten Köse, şu tavsiyelerde bulundu:
"Kış çayı olarak satılan çayların çok karışık olmamasına dikkat edilmelidir. Kuşburnu, adaçayı, karanfil, tarçın, zencefil, papatya gibi karışımlar tüketime uygundur. Ancak mümkün oldukça her çayı tek başına tüketerek bağışıklık sisteminizi daha güçlü hale getirebilirsiniz. Her çay ayrı ayrı tüketildiğinde gün içerisinde birkaç seçeneğiniz de olmuş olur.

Özellikle adaçayı antimikrobiyal etkisi ile mikroplardan ve bakterilerden koruma özelliği vardır. Hafif yorgunluk belirtisi durumunda hastalıklardan korunma amaçlı adaçayı tüketilmesi önerilmektedir.

Kuşburnu kısa sürede demlenmeli

Kuşburnu iyi bir C vitamini kaynağıdır. Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde en çok kullanılan bitkidir. Ancak demlenmesi sırasında kayba uğrayabilmektedir. Bu yüzden uzun süreli demleme işlemi uygulanmamalı, mümkün oldukça hızlı bir şekilde bitirilmelidir. Çünkü uzun süre beklendiğinde içerisindeki C vitamini okside olarak kaybolmaktadır.

Ateşli hastalıklarda zencefil ve nane kullanılabilir

Nane çayı gribal enfeksiyonlarda ateş durumu da varsa vücudun ısınmasını ve terlemesini sağladığı için kullanılmaktadır. Tüketilen çaya taze olarak da eklenebilir. Aynı şekilde zencefil de ateşli hastalıklarda kullanılabilir ayrıca akciğerlerdeki enfeksiyonun vücuttan çıkarılmasında da yararlıdır.

Kırmızı çay, vücut direncini artırıyor

"Kırmızı çay" olarak da bilinen roibos bitkisinin çayı da vücut direncini arttırmaya yardımcı olur. Ayrıca tarçınla beraber tüketildiğinde iştah kontrolünü de destekler. Günde 1 fincan içilmesi uygundur.

Kasları yasemin ve papatya ile dinlendirin

Yasemin ve papatya çayları yorgunluk ve halsizlik durumlarında kasların dinlenmesini sağlar. Özellikle kış aylarında günde 1 fincan tüketilmesi önerilmektedir. Akşam saatlerinde tüketildiğinde uykunun düzenlenmesine yardımcı olur. Düzenli uyku, vücudun toparlanmasını ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Böylece dolaylı yoldan enfeksiyonlara karşı koruyucu olabilmektedir."

En az 5 yaş genç gözükmek için bunları yapın
Yeni yılla birlikte alınan kararların içerisine cildinize ve bedeninize iyi bakmayı da ekleyin. Bu sene yaşınızın iyisi siz olun

Estetik, Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur:" Yeni bir yıl, yeni bir yaş daha demek, bu da yaşlanma ve bedeninin biraz daha yıpranması manasına geliyor. Fakat her senenin başında alınan karar ve planlamalara cildi ve bedeni de dahil ederseniz, bu süreci en iyi şekilde geçirmek mümkün. Yeni çizgiler kazanmayın, suratınıza yeni form kayıpları eklemeyin.

Tüm bunlar için, yaşlanma belirtileri başlamadan önemler alabilirsiniz" ifadesinde bulunarak, 2017 senesinde cildi ve bedeni korumaya yönelik bazı uygulamaların yapılabileceğinin altını çizdi.

En az 5 yaş gençleşmek için

"2017 yılında hayatınızdan şunları uzak tutarak işe başlayabilirsiniz. Sigara, güneşin zararlı ışınları, hakaretsiz bir yaşam, elektromanyetik kirlilik, katkı maddesi dolu, ambalajlı besinler… Evet, sigara cildin en büyük düşmanı, sigara içenler yeni yıl kararlarına mutlaka, bırakmayı eklemeliler. Ayrıca güneşten kaçmanın mümkünatı yok ama koruyucu ürünler kullanabilirsiniz.

Cep telefonlarını kulaklıkla kullanın ve mevsiminde taze sebze ve meyvelerle beslenin ayrıca spor yapın, hareket edin! Tüm bu saydıklarımı 2017 senesi boyunca yapanlar, en az 5 yaş gençleşerek hayatlarına devam edeceklerdir" ifadesinde bulunan Op. Dr. Bülent Cihantimur, aynı zamanda ufak estetik müdahalelerle de çok daha yenilenmiş bir bedene ve yüze kavuşmanın mümkün olduğunu söyledi.

Tazelenmek için krem kullanın

"Cildinizin desteğe ihtiyacı var az evvel saydığım yapılmaması gerekenleri hayatınızdan çıkardığınız vakit büyük oranda cilt ve beden sağlığını korumuş olacaksınız. Ayrıca tüm sene boyunca cildinizi iyi ve kaliteli bir yaşlanma karşıtı kremle de desteklerseniz, sene başında aldığınız kararın, uygulama sonrası farklılığını hissedersiniz. Zaten Örümcek Ağı kreminin formülasyonunu oluştururken de bu fikirle yol aldık.

Kremler cildin en büyük yardımcısı, mutlaka kullanılmalı ve cilt desteklenmeli" diyen Cihantimur, ödüllü aktif ajanlarla oluşturdukları Örümcek Ağı kremi kullananlardan son derece iyi geri dönüşler aldıklarını da ekledi.

12 Şubat 2018 Pazartesi

Çocuktaki Duruş Bozukluğunu Ciddiye Alın
Postür yani omurganın ve diğer kas-kemik yapılarının diziliminin uyumunun bozulması duruş bozukluğuna neden olur. Duruş bozukluğu da kasların ve eklemlerin gerilmesine ve uygun olmayan şekilde kullanılmasına yol açar. 

Özellikle çocukluk çağında edinilen vücut duruşunun ileri yaşlar için çok önemli olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hilal Yıldız "Bilgisayar kullanımın yaygınlaşması sonucu çocuklar hem daha az hareket ediyor hem de uzun saatler bilgisayar başında kötü pozisyonda oturuyor. Bu duruş bozukluğu çocuğun ileri yaşlarında boyun, sırt ve bel ağrılarına yol açabilir.

Çocuğunuzu dikkatle izleyin, uzun süre ayakta durduğunda kamburlaşıyorsa, başı önde duruyorsa duruş bozukluğundan söz edilebilir. Çocuğunuz özellikle boyun veya sırt ağrısından yakınıyorsa doktora başvurmak gerekir" diyor.

Çocuklarda doğru bir omurga; arkadan bakıldığında kafatası kemiği ile boyun omurgasının birleşim yerinden kuyruk sokumuna kadar omurga dik bir doğru halinde inmeli, omuz yükseklikleri ve leğen kemiği hizaları sağ ve sol tarafta eşit olmalı, yandan bakıldığında baş ile omuz aynı hizada olmalı, sırt ve bel eğrilikleri aşırı çıkık ya da aşırı düz olmamalıdır.

Omurganın yana eğriliği (skolyoz), sırt omurgasının arkaya doğru aşırı kavislenmesi (kifoz) gibi çeşitli duruş bozuklukları vardır. Çocukta skolyoz veya kifoz düşünülmesi durumunda mutlaka bir doktora başvurulması gerekir. Bunun dışında vücudun kötü kullanılması ve alışkanlığa bağlı duruş bozuklukları vardır. Bu tip duruş bozuklukları doğru oturma, vücudu kullanırken doğru durmaya çabalama, sırt, boyun ve bel kaslarını güçlendirici egzersizler ve sporla önlenebilir ve önlenmelidir.

EBEVEYNLER DİKKAT!

Masa, sandalye ve bilgisayarın uygun ergonomik koşullara göre düzenlendiğinden emin olun. Bilgisayar monitörü göz hizasında olmalı, sandalyede otururken ayaklar yere basmalı, dizlerin seviyesi kalça seviyesinden biraz daha yüksekte olmalı ve omuzlar rahat pozisyonda olmalıdır.

Yüzme, koşu, basketbol, dans, paten gibi spor ve aktiviteler çocuğun hem kaslarını güçlendirecektir hem de özgüvenlerini arttıracaktır.

• Çocuğunuzu ergenlik hakkında bilgilendirin. Çünkü özellikle buluğ çağında kızlar vücut gelişimlerini göstermemek için kambur durabilir.

• Çocuğunuzun sandalyede ya da bilgisayar başında uzun süre hareketsiz kalmasına izin vermeyin. Belli aralıklarla kalkıp dolaşmasını ve otururken bazı germe hareketleri yapmasını sağlayın.

• Çocuğun gözlerinde bozukluk varsa bilgisayarı veya kitabı daha iyi görebilmek için başını ve boynunu ileri doğru çıkartarak bakacaktır, bu da zamanla boynunun önde olmasına yol açar.

Çocuğunuzun çok ağır çanta taşımasına izin vermeyin. Çok ağır çantalar zamanla sırt ağrılarına ve duruş bozukluklarına yol açabilir. Çantanın ağırlığı çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10'unu aşmamalıdır. Ağırlığın her iki omuzda eşit şekilde dağılması gerekir. Bu yüzden sırt çantaları daha çok önerilir

Hangi yaşta hangi check-up?
Pek çok ebeveyn, çocuklarını belirli aralıklarda doktor kontrolüne götürüyor. Bu kontrollerde çocukların gerekli aşıları yapılarak, mental ve fiziksel gelişimleri izleniyor. Ancak sadece çocukluk döneminde değil, erişkin yaşlarda da sağlığın takip edilmesi yaşamsal önem taşıyor. Çünkü düzenli şekilde ve belli aralıklarla check-up yaptırmak, birtakım sağlık sorunlarının henüz baş göstermeden önlenmesini sağlıyor. Bunun yanı sıra bazı hastalıklarda da erken tanı konulması, tedavi sürecini kısaltarak başarılı sonuçlar alınmasında etkili oluyor. 

Ankara Acıbadem Hastanesi Check-up Kliniği'nden Dr. Sertaç Esin, sağlık sorunlarına karşı önlem alınabilmesi ve bunların takip edilebilmesi için hangi yaş aralığında hangi kontrollerin yapılması gerektiği ile ilgili önemli bilgiler verdi.

"Küçük değişimler bile fark ediliyor"

Check-up yapılırken kişiler; cinsiyetine, yaşına, ailesinde olan hastalık öyküsü ile diyetsel alışkanlıkları, düzenli egzersiz yapma durumu, stres düzeyi, sigara alkol kullanımı gibi faktörlere bağlı olan yaşam tarzına göre değerlendiriliyor. Dr. Sertaç Esin, yapılan kontrolleri şu sözlerle anlatıyor: "Check-up programında gerekli kan testleri ve radyolojik görüntülemeler yapılıyor, ilgili bölüm muayeneleri tamamlanarak sonuca göre kişinin hangi kontrolleri, hangi aralıkta yaptırmasının uygun olacağı belirleniyor. Bu sayede kişinin sağlığı tıbben uygun formda takip edilmiş olup, zaman içinde oluşabilecek küçük değişimler bile fark edilebilir hale geliyor."

"Erken tanı uzun ve sağlıklı yaşama yardım ediyor"

Kanser, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı gibi birçok sağlık sorununun fark edilebilir belirtileri ortaya çıkmadan önce tanı konulması, kişinin kendisini sağlıklı hissederken de kontrollerini düzenli yaptırması ile mümkün olabiliyor. Herhangi bir kronik sistemik hastalığı olmayan ve ciddi ailevi riskler taşımayan sağlıklı kadınlar ve erkeklerin daha uzun ve sağlıklı yaşamaya yardım eden check-up'ı hangi aralıklarla yaptırması gerektiğini şu sözlerle açıklıyor:

• Kadınların 20 yaşından itibaren 40 yaşına kadar en az 2 yıllık periyotlarda genel doktor muayenesi, temel kan testleri ve idrar analizi, akciğer grafisi, meme kontrolü, jinekolojik kontrol yaptırması,

• Erkeklerin 20 yaşından 40 yaşına kadar en az 2 yıllık periyotlarda genel doktor muayenesi, temel kan testleri, idrar analizi ve akciğer grafisi yaptırması,

• Kadınların 40 yaşından itibaren yılda bir genel doktor muayenesi, temel kan testleri ve idrar analizi, EKG, akciğer grafisi, mamografi, gaitada gizli kan testi, jinekolojik kontrol ve smear testi yaptırması,

• Erkeklerin 40 yaşından itibaren yılda bir genel doktor muayenesi, temel kan testleri ve idrar analizi, EKG, akciğer grafisi, gaitada gizli kan testi, ürolojik kontrol ve PSA testi yaptırması,

• 50 yaş ve sonrasında ise yukarıdakilere ek olarak hem kadınlar hem de erkeklerin herhangi bir şikayeti bulunmasa da kolonoskopi ve endoskopi yaptırması ve sonuca göre periyodik takibini gerçekleştirmesi gerekiyor.

• Bunların yanı sıra, sigara kullanan, aile öyküsü bulunan, şeker veya yüksek tansiyon gibi sağlık sorunları olan kişilerin en geç 40 yaş ve sonrasında maksimum 2 yıllık periyotlarda Eforlu EKG ve kardiyoloji kontrolü yaptırması öneriliyor.

Düzenli check-up hayatı kolaylaştırır!

Düzenli olarak check-up yaptırmak;
• Kişinin sağlık durumu hakkında düzenli bilgi sahibi olmasını,
• Birçok sağlık sorununa erken tanı konmasını,
• Aileden gelen genetik risklerin veya yaşam tarzına bağlı risklerin yönetiminin öğrenilmesini sağlar, erken önlem alınmasına yardımcı olur.

7 Şubat 2018 Çarşamba

Egzersiz bağımlılığına dikkat!
Siz de egzersiz bağımlısı olabilirsiniz

İnsanlar genellikle egzersizin her zaman her derde deva bir ilaç olmadığını öğrendiklerinde çok şaşırırlar. Çünkü fiziksel aktivite kaslarımıza, kemiklerimize, karaciğerlerimize, kalbimize ve beynimize pek çok fayda sağlar. Egzersizin, sağlığımız için tehlikeli olabileceği fikri gülünç görünebilir. Maalesef, birçok kişi, iyi hissetmek yerine kendine çok zarar veriyor.

Peki egzersiz programımızın bize fazla geldiğini nasıl anlayabiliriz?

Uzmanlara göre, egzersiz bağımlılığı, fiziksel, duygusal ve sosyal sonuçlara rağmen aşırı ısrarcı bir fiziksel aktiviteyi sürdürmektir. Belirtileri, herhangi bir bağımlılığın belirtilerine benzer.

Sizde de bu belirtiler varsa egzersiz bağımlısısınız demektir:

Tolerans: İstenen etkileri elde etmek için egzersize daha fazla ihtiyaç duyma.

Müsait Olmama: Planlandığı gibi çalışamayacağı günlerde anksiyete, yorgunluk, huzursuzluk veya zevksizlik gibi duygusal ve fiziksel deneyimlerin ortaya çıkması.

Niyet Etkisi: Egzersiz için harcanan zamanın sınırlarını sürekli olarak aşma. Yani, bir saatte sıkı bir egzersizin bitirileceğine söz verilmesi, ancak bu süreye 30 veya 50 dakika daha eklenmesi…

Kontrol Eksikliği: Kişinin fiziksel aktivite alışkanlıklarını, yönetilebilir seviyelerde tutmasının zor ya da imkansız hale gelmesi. Kendini egzersiz yapmaya zorlayacak bahaneler üretme ve egzersizle ilgili düşüncelerin sosyal ve çalışma ortamlarına dahil edilmesi gibi.

Zaman: Tıbbi veya fitness uzmanlarının önerdiği egzersiz sürelerine göre daha fazla egzersize zaman harcanması.

Diğer Faaliyetlerdeki Düşüşler: Sosyal, işle ilgili ve boş zaman uğraşıları, fitnesse öncelik vermek üzere arka plana itilmiştir. Genellikle bu durum bir kişinin duygusal ve kişilerarası ilişkilerinin zarar görmesine neden olur.

Süreklilik: Kişi, hastalık, yaralanma, negatif psikolojik sonuçlara rağmen veya tıbbi olarak tavsiye edilen limitlere doğru yavaşça azaltmak, ara vermek yerine fiziksel aktivite yapmaya devam eder.

TUTKUNUZ BAĞIMLILIĞA DÖNÜŞMESİN

Egzersiz defalarca yapıldığında, vücut ve zihin ciddi bir darbe alır. Bazı araştırmalar, haftada 17 saati aşan şiddetli egzersiz yapmanın da aynı süre kanepeden kalkmamanın da sağlığımız için kötü olduğunu belirtiyor.

Hiç kimse, fiziksel aktivitenin bütün yönleriyle boşyere olduğunu savunmuyor. Fakat, egzersizde ölçülülüğün, herşeyden önce formda kalmayı devam ettirme kadar önem taşıdığını akılda tutmak çok önemlidir. İnsanların fiziksel aktivite düzeylerini mantıklı, sağlıklı bir aralıkta tutması gerekmektedir.

Kış Öncesi Bakımla Cildiniz Işıl Işıl Olsun...
Mevsimle birlikte ve dış etkenler nedeniyle yıpranan cildinize yeniden genç ve sağlıklı görünüm kazandırmak mümkün. Parlak bir cilde sahip olmak için dikkat edilmesi gerekenleri Prof. Dr. Dilek Demir Erol, şu bilgileri aktarıyor:

Temel kurallara ve bazı püf noktalarına dikkat ederek, cildinizin kısa sürede sağlıklı görünüme kavuşmasını sağlayabilirsiniz.

Güzel bir cilt için ilk kural "temizlik"
Cildimiz bütün gün oluşan kir, yağ, mikrop ve ölü hücrelerden arındırılması gereken bakıma muhtaç görselimizdir. Genellikle kadınlar, kendi doğru bildikleri yöntemlere göre yaptıkları temizlikten sonra ciltlerini kuru ve gergin hissederlerse temiz olduğuna inanırlar. Temizlik konusuna bilimsel açıdan baktığımız ise cilt tiplerine göre kullanılacak ürünler ve uygulanan yöntemler de farklı olacaktır.

• Yüzünüzü günde iki kez temizleyin. Haftada bir kez peeling uygulayın. Böylece yüzdeki ölü deri hücrelerden kurtulursunuz. Ayrıca kan dolaşımını artırarak yeni hücre oluşumunu desteklersiniz.
• Yüzünüze sabun kullanmayın. Damarlarınızın çatlamasına yol açar.
• Temizlik sonrası mutlaka tonik kullanın. Tonik cildin pH değerini dengeleyerek dış etkenlere ve kuruluğa karşı önlem almış olursunuz.

İkinci kural "cildi nemlendirmek"
Cilt tipine uygun doğal içerikli bir nemlendirici ile cildinizde oluşan istenmeyen görüntüyü yok edeceğiniz gibi gelecek için de var olanı korumayı sağlayabilirsiniz. Nemlendiricinizi seçerken içeriğinin mümkün olduğu kadar doğal olmasına dikkat etmelisiniz. Seramid, gliserol, AHA, Niyasin, peptidve gliserol başlıca bulunması gereken maddelerdir.

Güneş koruyucuyu ihmal etmeyin
İyi bir cilt bakımı için güneş koruyucu kullanılmalıdır. Güneşin UV ışınları 24 saat 12 ay foto yaşlanmaya, güneş yanıklarına cilt kanserinin oluşmasına neden olur. O nedenle yaz kış en az 35 faktörlü koruyucu kullanılmalıdır.

"Var Olanı Koruma" yaşam felsefemiz olmalı
Cildin yıpranmaması ve yaşlanmaması doğaya aykırıdır. Yılların izini cildinizde daha az ve daha geç görmek için var olanı korumalısınız.

1. Cildimizin temel taşları olan B,C,E,A ve K vitaminleri açısından zengin besinleri tercih etmeliyiz.
2. Omega-3 yağ asitlerinden EPA güneş ışınlarının neden olduğu cilt yaşlanmasını ve var olan yaşlanma izlerini azaltır.
3. Beslenmemizde antioksidan gücü yüksek meyvelerden yararlanmalıyız.
4. Şeker ve şekerli yiyecek ve içecekten uzak durmalıyız.
5. Balkabağı günümüzde en çok önerilen ve medikal kozmetik ürünlerin formülasyonuna da giren iyi bir cilt dostudur. Havuç ile birlikte alındığında beta karoteninde varlığıyla iyi bir antiaging kokteyli oluşturulabilir.
6. C vitamini cildin dostu ve olmazsa olmazıdır.
7. Ceviz, badem ve fındık E vitamini, kalsiyum, omega-3 yağ asitleri içerirler ve cilt dostu olarak bilinirler.
8. Yoğurt ilk bilinen biyoteknolojik bir üründür ve hem vücuda hem de cilde yararlıdır.
9. Günde en az 2.5 litre su içmeliyiz. Nem kaybını karşılar erken yaşlanmasını engeller.
10. En az ayda bir kez profesyonel cilt bakımı yaptırmalıyız.
11. Keten tohumu omega-6 açısından zengindir.
12. Yumurta bilinenin aksine çok yararlı bir besindir, protein, mineral ve vitamin kaynağıdır.
13. Yeşil çay içeriğindeki polifenoller ve kateşinlerden dolayı antioksidan ve antiaging etkili bir içecektir.
14. Sigarayı bırakmalısınız. Sigara içenler içmeyenlere göre yaklaşık 3 yıl daha yaşlı gözükmektedir.
15. Alkolden uzak durmalısınız.Çok alkol vücutta iltihaplanmayı arttırdığı gibi, toksik etki yaratır.
16. Makyajınızı temizlemeden yatmamalısınız.
17. Makyaj yaparken kullandığınız fırçalar kesinlikle temiz olmalıdır.
18. Cildinizin ve vücudunuzun dengesi için sağlıklı uyku uyumaya ve buna vücudunuzu alıştırmaya çalışın.

Önizleme