19 Temmuz 2018 Perşembe

Düğün günü kusursuz güzellik ve form sırları…


Uzm. Dyt. İpek Ağaca'dan uyarı: Bu yazı hem gelinler hem de damatlar içindir:))

Ve işte günlerdir, aylardır, belki yıllardır sabırsızlıkla beklediğiniz büyük gün! Düğün gününüz yaklaşıyor… Düğününüzde her şeyin kusursuz olmasını istiyorsunuz; gelinliğinizin/ damatlığınızın, makyajınızın ve en önemlisi tabii ki kendinizin! Kusursuz güzelliğin/ yakışıklılığın sırrı kendini iyi hissetmede yatıyor. Formda ve istediğiniz kiloda olmak, kişiyi iyi hissettirir. Kendini iyi hisseden kişi mutludur; enerjiktir; huzurludur; güzeldir...

Düğün telaşı yaşarken şikayet etmek yerine tadını çıkartın! Hayatınızda bir kez yaşayacağınız bu özel günlerinizin tadını çıkartmalısınız. Ev bakılıyor, eşyalar alınıyor, hazırlıklar tamamlanıyor derken bir de baktınız ki bir de zayıflama telaşı içine girivermişsiniz! Korkmayın; kilo vermek/forma girmek düşündüğünüz gibi zor ve sıkıcı bir süreç değil... Kilo kaybını sağlamak istiyorsanız mutlaka bir Diyetisyen'e danışmalısınız. 'Kişiye özel diyet' uygulayarak sağlıklı, hızlı ve kalıcı kilo vermeniz mümkün!

Uzm. Diyetisyen İpek Ağaca'dan düğün öncesi fazla kilolardan kurtulmanın sırları:

Sağlıklı ve formda bir gelin/damat olmak istiyorsanız: Kahvaltı yapın!
Kahvaltı ederek güne başladığınız günler daha enerjik ve mutlu olursunuz; çabuk yorulmazsınız. Düzenli kahvaltı ile düğün hazırlıklarını daha konforlu yapabilirsiniz. Ayrıca kahvaltının kilo verme üzerindeki etkilerini de atlamayalım. Güne kahvaltı yapmadan başlayanların yağ depolama riskinin daha fazla olduğunu unutmayın. Tam buğday ekmeği, orta yağlı beyaz peynir, yağsız yumurta, ceviz, çiğ sebzelerden oluşan bir kahvaltı, gece uykuya dalan metabolizmanızı harekete geçirecek ve sizi gün boyu iyi hissettirecek.

Alışverişe, gidilecek yerlere yürüyerek gidin; Hareketsiz kalmayın!
Gideceğiniz yerlere mümkünse arabayla değil; yürüyerek veya toplu taşıma ile gitmeye çalışın. Gün içerisinde 45 dakika-1 saatlik yürüyüş kilo kaynı için çok etkili. Düzenli yürüyüşler kilo kontrolünde etkili olduğu gibi mutluluk hormonu da salgılatır ve kişiyi iyi hissettirir.

Düğün hazırlıkları arasında ara öğünlerinizi mutlaka yapın…
Sık beslenmek, kan şekerini dengeler; metabolizma hızında artışa yardımcı olur. Yapılan binlerce bilimsel çalışma bu sonucu doğrulamaktadır. Metabolizmanızın tıkıt tıkır çalışması için ve kilo kaybını sağlamak için ara öğün yapmalısınız. Düğün hazırlıkları çok meşakatlidir ve zaman alır. Damatlık/Gelinlik provaları, organizasyonla ilgili yapılacak pek çok iş, mobilyacılar, beyaz eşyacılar, emlakçılar derken koşuşturmaktan yemek yemeyi unutursunuz. Ama bu kesinlikle doğru değil! Size önerim: çantanızda mutlaka bir taze meyve veya kuru meyveler; birkaç parça badem bulundurun. İçecek ikramı olduğunda ayran veya sütlü (gerçek süt) kahve tercih edebilirsiniz (Ve tabii yanında su!). Böylece ara öğününüzü atlamamış olursunuz. Ara öğününüzü düzenli yapmak, alışverişler sırasında daha sakin ve mantıklı olmanızı da sağlayacaktır. Unutmayın; çoğu insan kan şekeri düştüğünde sinirlenir; agresif veya alıngan olur. Ara öğünleri düzenli yapmanız hem sizi rahatlatacak; hem de müstakbel eş adayınızı… J

Çayı, kahveyi bir kenara bırakın da; SU içmeyi unutmayın!
'Ben çok çay içiyorum, su ihtiyacımı karşılıyordur!' cümlesi pekçoğumuz tarafından sıklıkla söylenir. Peki içilen çaylar, kahveler su ihtiyacını gerçekten karşılar mı? Günlük sıvı ihtiyacı kişiden kişiye değişkenlik gösterir. Vücudun, besinlerle alınan her 1 kkalori başına 1,5 ml. sıvıya gereksinimi vardır. Bu da yetişkin bireylerde ortalama 2-3 litre'dir. Günlük sıvı gereksinmesinin ortalama %60-70'inin su olarak tüketilmesi gerekir. Örneğin 2,5lt. sıvı ihtiyacınız olsun; bu sıvı ihtiyacının en azından 1,5 litresinin SU olarak içilmesi gerekir. Yaz aylarında sıvı kayıları olduğundan su ihtiyacı artabilmektedir. Içilen çaylar, kahveleri bir kenara bırakalım; günde ortalama 8-10 bardak su içmeye gayret edin. Ynaınızda (çantanızda, arabanızda vb.) mutlaka su şişesi bulundurun.

Şişkinlik şikayetiniz varsa bu besinleri düğün öncesi tüketmeyin!
Düğün öncesindeki birkaç gün gaz ve şişkinlik yapıcı özellikteki besinlerin tüketiminden kaçınılmalı. Bunlar: Brokoli, karnabahar, brüksel lahanası, lahana, pırasa, turp, salatalık gibi sebzeler; erik, çilek gibi meyveler; kuru fasulye, nohut, bezelye, mercimek, barbunya gibi kuru baklagiller; bulgur gibi besinler. Gaz ve şişkinlik şikayetlerini arttıran besinler kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir; önerim; sizi rahatsız eden/gaz şikâyetine neden olan yiyecekleri tespit etmeniz ve bu besinleri bu süre zarfında tüketmemeniz olacaktır.

Vücudunuz kolay ödem tutuyorsa beslenmenize dikkat!
Tuz ve tuzlu besinlerin (konserveler, salamura besinler, tuzlama yöntemiyle yapılmış besinler, turşu, şalgam suyu, vb.) tüketimi mümkün olduğunca azaltın. Tuz içeriği düşük olan bir beslenme programı uygulayarak yaşanabilecek ödem riskini azaltabilisiniz. Maden suyu yüksek miktarda sodyum içerdiğinden düğün önceki gün mümkün olduğunca uzak durulmalıdır; çok hassas bünyelerde ödem artışına sebebiyet verebilir.

Cinayeti işliyor, hakkıymış gibi de savunuyorlar!
Hastalıklar ve kişilik bozukluklarında insanların suça daha meyilli olduğuna dikkat çeken uzmanlar, suç işlemeye en eğilimli psikiyatrik durumun psikopatlık olarak da bilinen antisosyal kişilik bozukluğu olduğunu söylüyor. Öyle ki bu kişiler suç işleseler dahi buna hakkı olduğunu düşünerek kendilerini savunuyor.

İstanbul Tuzla'da tarih öğretmeni Fatma Kayıkçı'yı öldürdükten sonra kayıplara karışan ve üç yıl önce Ankara'da çocukluk arkadaşı ve sevgilisini de öldürdüğü öne sürülen katil zanlısı, seri katil psikolojisini gündeme getirdi.

İstanbul Tuzla'da öldürülen Fatma Kayıkçı'nın katil zanlısı olarak aranan doktora öğrencisi Atalay Filiz'in üç yıl önce de arkadaşı Göktuğ Demirarslan ile 23 yaşındaki Rus Elena Radchikova'yı öldürdüğü öne sürüldü. Kamuoyunda infial yaratan olayın yankıları sürüyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Polikliniğinden Psikiyatri Uzmanı Doç.Dr. Alper Evrensel, suç ve suçlu psikolojisi üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. Doç. Dr. Evrensel, şunları söyledi:

İşledikleri suçu haklı görüyorlar!

"İnsanı suç işlemeye iten çok sayıda sebep vardır. Biyolojik ve çevresel sebeplerin birlikteliği ile ortaya çıkar. Bazı hastalıklar ve kişilik bozukluklarında insanlar suça daha meyillidir. Suç işlemeye en eğilimli psikiyatrik durum ise psikopatlık olarak da bilinen antisosyal kişilik bozukluğudur. Bu kişiler suç işleseler bile buna hakkı olduğunu düşünerek kendilerini savunurlar.

Cezalandırılsalar da ıslah olmuyorlar

Tekrar tekrar cezalandırılsalar bile ıslah olmazlar ve davranışlarında bir değişim pek gözlenmez. Cezanın aslında 4 işlevi vardır. Birincisi kişinin ıslah olması. İkincisi mağdurun hakkının iade edilmesi. Üçüncüsü suçlunun hapis cezası ile masum toplumun korunması. Dördüncüsü de kamu vicdanının rahatlatılmasıdır. Yeterli ve adil bir ceza sistemi ile bu dört gereklilik de karşılanmış olur."

Her suçluyu ve her suç dosyasını kendi şartları içinde ele almak gerektiğini belirten Evrensel, "Suçlunun suçu işlerken temel amacının ne olduğu çok iyi anlaşılmalıdır. Çoğu zaman bu suçtan bir çıkar elde etmek amaçlanır. Bununla birlikte yoğun öfke dürtüsünün denetlenememesinden kaynaklanan suçlar işlenebilir. Cinsel ve arzu dürtülerinin denetlenememesinden kaynaklanan suçlar da olabilir. Sonuçta kişiyi suça iten bir temel dürtü vardır ve bu dürtüyü denetlemekte yeterli beceri sergilenememektedir" dedi.

Yenilik arayışı ve dürtüsel özellikler suça meyilli kişilerde yüksek!

Genetik özellikler bizim mizaci özelliklerimizi belirler. Bu özellikler içinde yenilik arayışı ve dürtüsellik suça meyilli kişilerde yüksektir. Ancak bu mizaci özellikler güçlü bir karakter yapısı ile denetlenebilmelidir. Antisosyal kişiler başta olmak üzere diğer suçlularda eksik olan kısım kendini yönetme ve işbirliği yapma gibi temel karakter özelliklerinin çok zayıf olmasıdır.

Sosyal çevrenin cinayet işlemeye etkisi var mıdır?

Sosyal çevrede şiddet eylemlerinin nasıl ele alındığı çok önemlidir. Görgü ve kültür suç algısını değiştirebilir. Kimi toplumlarda suç olan bir eylem bazı sosyal çevreler için normal kabul edilebilir. Ancak temel suçlar hemen hemen tüm toplumlar, yasalar ve dinlerde suç olarak tanımlanmıştır.

Eğitim düzeyi suç işlemeyi engellemez

Eğitim düzeyinin suç işlemeyi tümüyle engellemeyeceğine dikkat çeken Alper Evrensel, "Eğitim düzeyinin artması otokontrol becerilerinin de artmasını sağlar. Ancak eş zamanlı şekilde rasyonalizasyon ve entellektüalizasyon gibi savunma mekanizmalarının daha iyi kullanılmasıyla suça zemin hazırlayabilir. Bilgisayar korsanları da çok zeki ve yüksek tahsilli kişilerdir. Ayrıca zaman zaman üst düzey yöneticilerin yaptığı dolandırıcılık suçları ile de karşılaşılır. Yani aslında eğitim suç işlemeyi tümüyle engellemez. Meşhur Hannibal Lecter isimli film karakteri de insanları canice öldüren bir doktor olarak tasvir edilmiştir" dedi.

Planlı suç işleyen kişinin psikoloji daha farklı!

Planlı şekilde suç işlemenin dürtülere kapılarak bir anda fevrileşip suç işlemekten farklı olduğunu belirten Evrensel, "Bu durumda suç sonrasında ortaya çıkacak durum bilinmektedir ve sonuçlarından fayda umulmaktadır. Mesela planlı şekilde banka soyan bir hırsız bunun bir suç olduğunu bildiği halde bankayı soyar ve çaldığı paralarla lüks bir hayat yaşama hayali kurar. Planlı suçlarda çeşitli şekillerde suç unsuru eylemden menfaat elde etme amacı vardır" diye konuştu.

Dönem dizileri patladı sakal ekimi trend oldu
Son zamanlarda giderek artan bir talep gözlenen sakal ekimi, aslında daha uzun bir geçmişi olan saç ekimi işlemlerinin yüze uygulanan şeklidir. Erkeklerin sakal ve bıyık bölgesinde, kılların seyrek veya hiç olmadığı alanlara, saçlı deriden alınan kıl köklerinin nakli esasına dayanır.

Medikal Estetik Uzmanı Dr. Jale Şenyurt, sakal ekimi hakkında merak edilenleri anlattı.

HANGİ DURUMLARDA SAKAL EKİMİ GEREKLİDİR?

Bu işlem çene, yanaklar, favori bölgesi ve bıyık bölgesinde uygulanabilir. Bu işlem yüzde oluşmuş sivilce izlerini veya diğer yara izlerini kamufle etmek için de uygulanabilmektedir.

Sakal bıyık bölgesindeki kıl kökü kayıpları değişik nedenlerle oluşabilmektedir. Bu durum kalıtsal olabileceği gibi; laser epilasyon, iğneli epilasyon, cerrahi işlemler veya yanık sonrası oluşabilir.

Sakal ekiminde seyrek bölgelere nakledilecek kökler ile sıklaştırma işlemi yapılabileceği gibi, hiç kıl olmayan bölgelere de ekim yapılabilir. Böylece, kişinin istediği sakal-bıyık şekline ulaşılmaya çalışılır.

Kullanılacak kök sayısı değişebilmekle beraber; bıyık için 350-500, çene bölgesi için 600-700, favoriler için 200-250, yanak bölgesi için 300-700 civarındadır.

SAKAL EKİMİ İŞLEMİ NASIL GERÇEKLEŞİR?

Nakledilecek olan kıl kökleri, ense bölgesi veya şakaklardan alınır. Köklerin nereden alınacağına ekim bölgesindeki kılların durumuna göre karar verilir. Hangi bölgedeki kıllar, ekilecekleri sahadakine daha çok benziyorsa kökler oradan alınır. Bu arada şu unutulmamalıdır, sakal ektiren kişi ileride saç ekimi de talep edecek ise , saç ekimi için kullanılacak kök sayısı azalmaktadır . Çünkü saç ekiminde olsun sakal ekiminde olsun kıl köklerinin alındığı saha aynıdır. Sakal ektirmek isteyen kişi ileriye yönelik olarak bunu da göz önünde bulundurmalıdır.

Ekilen kılların renk dağılımını, açı ve yönlerini iyi ayarlamak, bu işin ustalık isteyen tarafıdır.

SAKAL EKİMİ UYGULAMASI NASIL YAPILIR?

Sakal ekimi lokal anestezi ve sedasyon uygulaması altında yapılır ve 2-5 saat kadar sürer. İşlemin genelde ağrısız olduğu söylenebilir. İşlem sonrası nakledilen köklerin etrafında minik kabuklar oluştuğu gözlenir. Ekim sahası kesinlikle kuru tutulmalı ve ellenmemelidir.

İşlemden sonraki 10 gün tıraş olmamanız gerekecektir. Bu yüzden işlem zamanlaması açısından iş yerinizde ve sosyal faaliyetlerinizde gerekli düzenlemeleri yapmış olmalısınız.

İşlemden sonraki ikinci gün çok zorlayıcı olmayan fiziksel aktivitelere izin verilir ve kişi şehir dışından geliyorsa evine dönmesine izin verilir. Fakat 4-5 gün daha yüze bakıldığında bir işlem yapılmış olduğu belli olacaktır.

Ekilen köklerin ucundaki kıllar yaklaşık iki hafta sonra dökülmeye başlarlar, bunda endişelenecek bir şey yoktur. Yaklaşık üç ay sonra kıllar tekrar uzamaya başlarlar.

İşlemin başarılı olması, enfeksiyon, iz kalması gibi durumlarla karşılaşmamak için; işlem sonrası bakımınızı size söylendiği şekilde çok iyi yapmalısınız.

İşlem öncesi ve sonrası doktorunuzun tavsiyelerini harfiyen yerine getirin. Bu işlemin problemsiz geçmesini ve en güzel neticelerin alınmasını sağlayacaktır.

Yaza 6 Adımda Hafif Girin!
Beklenen yaz nihayet geldi. Yaz demek çoğumuz için tatil demek. Aynı zamanda hafiflemek, fazlalıklardan kurtulmak ve azalmak…Kıştan kalan fazla kilolardan kurtulmanın tam zamanı. Hem sağlığınızı hem de moralinizi bozmadan kilo vermek düşündüğünüzden daha kolay. 

DoktorTakvimi.com, tam da yaz gelmişken, hızlı kilo vermeye yönelik bilinçsiz diyetlere dikkat çekiyor. Kısa aralıklarla yapılan sağlıksız ve dengesiz diyetlerle yaşanan kilo kaybının kısa bir süre sonra fazlasıyla geri döneceği uyarısında bulunan Diyetisten Ayşe Cengiz, 6 adımda sağlıklı kilo vermenin püf noktalarını paylaştı.

Hekim bulma ve randevu alma konusunu internet kullanıcıları için çok kolay bir hale getiren DoktorTakvimi.com üyesi Diyetisyen Ayşe Cengiz, kısa sürelerde, bilinçsiz yapılan diyetlerin hem metabolik dengeyi, hem de moral ve motivasyonu bozacağına dikkat çekiyor. Aksi takdirde, "Hep başa dönersiniz.Tekrar aynı yöntemlere başvurursanız bedeniniz inatlaşır ve her seferinde daha fazla kilo alırsınız" diyen Cengiz, kiloların sadece yaz mevsiminde aklımıza gelmemesi gerektiğini belirterek, bu konuya her mevsim duyarlı olmamız gerektiğinin altını çiziyor.

Ertelemeyin, eyleme geçin!

Fazla kilolardan kurtulmak için öncelikle "karar verin" diyen Dr. Cengiz, ertelemeden hemen eyleme geçilmesini tavsiye ediyor. Mutlaka deneyimli bir beslenme uzmanı ile yaşam ve beslenme alışkanlıklarınızı "sansürsüzce" paylaşarak, bir yol haritası çizilmesi gerektiğini belirten Cengiz, "şişmanlık kader değildir" diyerek, beslenme alışkanlıkları ve yaşam şeklinini değiştirmeye bir yerden başlanmasını ve devam edilmesini öneriyor.

İşte Diyetisyen Ayşe Cengiz'den 6 adımda, sağlıklı zayıflama'nın püf noktaları;

1- Her gün düzenli kahvaltı yapmayı alışkanlık haline getirin. Kahvaltınızda kaliteli protein kaynakları; yumurta, peynir, mevsim sebzeleri ve "ölçülü" tam tahıl ekmeği olmalı. Bazen değişiklik yaparak bir kase yoğurt, 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi, bir elma rendesi ve biraz tarçın ilavesi ile kahvaltınızı çeşitlendirebilirsiniz.

2- Vücudunuzun gereksinimi olan suyu mutlaka gün içerisinde tüketmeye özen gösterin.

Peki ne kadar su içmeliyiz? Pratik bir hesaplama yöntemiyle öğrenebiliriz; kilonuzu 30 ile çarpın ve çıkan sonucu (mililitre) ml hesabı olarak düşünün. Örneğin kilonuz 78 ise 30'la çarptığınızda çıkan sonuç 2340. Yaklaşık 2.3 litre eder. Bu hesaplama yöntemine göre günlük olarak, yaklaşık iki buçuk litre su içmeniz gerekmektedir.

3– Ana öğünleri beklemeden ara öğün alışkanlığı kazanın. Böylece kan şekerinizi

dengelenecek ve çok acıkmadığınız için "beslenme programınızı bozmadan" devam etmiş olacaksınız. Bu önemli bir nokta!

4- Vücudunuzun ödem yapmaması için tuzlu ve hazır gıdalar tüketmemeye dikkat edin. Ödem atıcı maydanozu limonlayarak, bol bol tüketebilirsiniz. Unutmayın, Yeşil çay da hem ödem atıcı hem de yağ yakıcıdır.

5– Her gün düzenli olarak spor yapın. Özellikle de her sabah, kahvaltıya başlamadan önce 45 dakika veya 1 saat yürüyüş yapın. Egzersiz, güne daha enerjik başlamanızı ve psikolojik olarak daha rahat hissetmenizi sağlayacaktır.

6- Kararlılığı elden bırakmayın. Tüm bunları uygulamanız ve sabırlı olmanız işinizi çok kolaylaştıracaktır.

Kendinizi, bedeninizi, yaşamı daha çok seveceksiniz. Bu programla birlikte müthiş bir özgüven kazanacaksınız. "Karar verdim, vazgeçmedim ve kazandım" demek, motivasyon açısından da çok önemli.

17 Temmuz 2018 Salı

1 ayda 10 kilo verdiren diyet
Obezite ile mücadele eden bir bilim adamı tarafından uygulanan diyet tekniği literatüre 1 ayda 10 kilo verdiren diyet olarak geçti.

Yaptığı 138 ameliyatla obezite hastalarını 5 bin 162 kg zayıflatan Prof. Güner Öğünç "20 yıldır aynı kilodayım. Formülümü uygulayarak 1 ayda 10 kilo verebilirsiniz" dedi.

Antalya'da yaptığı 138 ameliyatla obezite hastalarını 5 bin 162 kilogram zayıflatan Prof. Dr. Güner Öğünç, 20 yıldır aynı kiloda kalmanın sırlarını anlattı.

Akdeniz Üniversitesi Genel Cerrahi Bölümü'nde görevli Prof. Dr. Güner Öğünç, kendisine başvuran 138 obezite hastasını yaptığı mide kelepçesi, tüp mide, mide by-pass, Vertical bantlı gastro plastik ve jejino ileostomi yöntemleriyle 5 bin 162 kilogram zayıflattı.

Unvanı "Zayıflatan Hoca"

1987 yılından beri 68 kilo olduğunu söyleyen ve formda kalmasının sırlarını anlatan Prof.Dr. Öğünç, "Herkes beni zayıflatan hoca olarak tanıyor. Şu ana kadar 138 hastamı manken gibi yaptım" dedi. Kişinin beslenme şekli, obezite derecesi ve yaşam tarzına göre 5 farklı ameliyat yaptıklarını anlatan Öğünç, şöyle konuştu: "İnsanın zayıflaması için önce psikolojik olarak kendisini hazırlaması gerekiyor. Benim onlara önerdiğim diyetle ayda 10 kilo verebilirler. Aslında bu bir diyet değil yaşam tarzı "dedi.

1 ayda 10 kilo verdiren teknik tıp literatüründe

Kendisine ait "Öğünç Tekniği" hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Güner Öğünç, sözlerini şöyle tamamladı:

"Böbrek yetmezliği çeken hastalar için katedrolin takılmasında yaptığım yöntem kendi adımla üniversitelerde ders olarak okutulmaya başlandı. Bu yöntemle hastanın karnına bir ucu dışarıda tüp takılır. Buradan belli aralıklarla özel sıvı karın içine verilir. Bir süre karın içinde kaldıktan sonra sıvı dışarıya çıkarılır. Bu şekilde karın böbreğin yaptığı işlevi yerine getirir. Daha önceki yöntemlerde takılan katedrol sıkça tıkanmakta ve karın içinde yer değiştirmekte ve sızıntı olmaktaydı. Hasta bu tür ameliyatlarda çok ağrı çekiyordu. Bu yöntem bütün bu olumsuzlukları ortadan kaldırdı. Uygulanması biraz zor olan yöntemim Türkiye'de kullanılmaya başlandı. Yakında yurt dışında da bu yöntemin kullanılacağını düşünüyorum."

1 ayda 10 kilo vermenin formülü

Prof. Öğünç yaşam biçimi haline getirdiği beslenme sistemini ve uygulandığı takdirde bir ayda 10 kilo verdirecek formülünü aktardı:

1. Her sabah 05:00′de kalkıp yarım saat egzersiz yapıyorum.
2. Yaz-kış dinlenmeden bir saat yüzüyorum.
3. Kahvaltıda yarım litre yağsız süt içiyor, birkaç zeytinle yağsız peynir yiyorum.
4. Öğle yemeğinde haşlanmış sebze, yağsız yoğurt yiyorum.
5. Akşamları buharda pişmiş sebze, bir bardak taze sıkılmış meyve suyu.
6. Haftada bir kere buharda pişmiş balık yiyorum.
7. Zayıflamak isteyenler kesinlikle gazlı içeceklerden uzak dursun.
8. Yaptığım tek yaramazlık kalbe iyi geldiği ve mutluluk verdiği için her gün bir adet çikolata yemek

Bu şekilde beslenen kilolu insanlar 1 ayda 10 kilo verebilir."

Bir saatlik koşu hayatınıza 7 saat ekleyebilir
Koşu, yaşam süresini uzatmak için en etkili yegane egzersiz olabilir. Yapılan yeni bir araştırmaya göre yavaş ya da seyrek koşsalar, hatta sigara içseler, alkol kullansalar veya kilolu olsalar bile koşucuların, koşu yapmayanlara kıyasla ortalama 3 yıl daha fazla yaşadığı bulundu. Diğer sporların hiçbiri insan ömrü üzerinde bu denli etkiye sahip değildi. Günlük beş dakika koşmak bile ömrü uzatıyor.

İstanbul Aydın Üniversitesi VM Medical Park Florya Hastanesi'nden Opr. Dr. M. Melih Çiçek, Dallas'taki Cooper Enstitüsü'nde gerçekleştirilen, egzersiz ve ölüm arasındaki ilişkileri inceleyen araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

ERKEN ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 40 AZALTIYOR

"Araştırmacılar, hızı veya kilometre oranı ne olursa olsun kişinin erken ölüm riskini neredeyse yüzde 40 oranında düşürdüğünü gördüler. Araştırmacılar sigara kullanmak, içki içmek, hipertansiyon ve obezite gibi sağlık sorunları geçmişini kontrol ettiğinde bile, koşunun ömrü uzattığını tespit ettiler.

Bilim insanları bu verileri kullanarak; araştırmalara katılan ve koşucu olmayan insanlar spor yapmaya başladıklarında, bu insanlar için ölüm riskinin yüzde 16 oranında, kalp krizi riskinin ise yüzde 25 oranında azaldığını buldular.

HAFTADA 2 SAAT KOŞU, ÖMRÜ 40 YILDA 3.2 YIL UZATIYOR

Araştırmacılar, Cooper Institute çalışmasındaki koşucuların verdiği raporlara göre, haftada 2 saat koşan birinin 40 yılda 6 ayı koşarak harcayacağını, ömrünün 2.8 ile 3.2 yıl arasında uzayacağını buldular.

Araştırmacılar somut olarak, bir saatlik koşunun, insan ömrüne istatiksel olarak ortalama yedi saat eklediğini bildiriyor.

Koşmak insanları ölümsüz yapmaz. İnsanlar ne kadar koşarsa koşsun ömre eklenen süre üç yılla sınırlı.

YÜRÜMEK, BİSİKLET SÜRMEK ÖLÜM RİSKİNİ YÜZDE 12 DÜŞÜREBİLİYOR

Bu arada araştırmacılar, diğer egzersiz çeşitlerinin de insan ömrünün uzaması açısından faydalı olduğunu fakat hiç birinin koşu kadar ömrü uzatmadığını keşfettiler. Yürümek, bisiklet sürmek gibi diğer aktiviteler koşu ile aynı eforu gerektirse de erken ölüm riskini sadece yüzde 12 oranında düşürebiliyor.

Erken ölüm riskine karşı, koşu eşsiz bir potansiyel oluşturuyor. Koşu, erken ölüme neden olan ekstra vücut yağı ve yüksek tansiyon gibi faktörlerle savaşıyor.

Ayrıca, koşu aerobik fitliği artırır ve aerobik fitlik, uzun vadeli sağlığın bilinen en iyi göstergelerinden biridir."

SADECE KOŞMAK YETMEZ SAĞLIKLI YAŞAM TARZI DA ÖNEMLİ

Araştırmanın, koşan kişilerin daha uzun yaşayan insanlar olduklarını kanıtladığını belirten Opr. Dr. M. Melih Çiçek, araştırmaya katılan koşucuların genellikle sağlıklı yaşam tarzları olduğuna da dikkati çekiyor.

100 yıllık tedavi umut ışığı oluyor
Ferti-Jin Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, "Kadınların yumurta kanallarının haşhaş tohumu yağı ile yıkanması açıklanamayan kısırlık grubundaki hastalarımız için umut verici bir tedavi yöntemi olabilir. Ancak başka bilimsel çalışmalarla desteklenmeli!" diyor.

Yapılan yeni bir araştırmaya göre yaklaşık 100 yıllık bir tedavi şekli, çocuğu olmayan kadınların tüp bebek yapmadan hamile kalmasına yardımcı olabiliyor. Bu yöntem ilk kez 1917 yılında bir kadının yumurta kanallarının iyotlanmış haşhaş tohumu yağı ile yıkanması ile ortaya çıktı. Üreme ve Çocuk Sağlığı Profesörü Ben Mol, Avustralya Adelaide Üniversitesi'yle birlikte yaptığı çalışmasıyla, geçen yüzyılda infertil kadınlar arasındaki gebelik oranlarının; tüplerin su veya bu yağ ile yıkandıktan sonra arttığını gösterdi.

BİN 100 KADINA UYGULANDI
Sonuçların tahmin edilenden daha heyecan verici olduğu ve eski bir tıbbi tekniğin hala modern tıpta önemli bir yere sahip olduğu belirtildi. Yapılan çalışmada, yumurta kanalları haşhaş tohumu yağı veya su ile yıkanmış kısırlık sorunu olan bin 100 kadın kullanıldı.

YÜZDE 40 BAŞARI, ALTI AY İÇERİSİNDE GEBELİK!
Araştırma geçtiğimiz ay New England Journal of Medicine dergisinde yayınlandı. Araştırmada; yağ ile yıkama yapılan gruptaki kadınlarda yaklaşık yüzde 40, su ile yıkama yapılan gruptaki kadınlarda ise yüzde 29 oranında altı ay içerisinde gebelik gerçekleşti. Araştırmacı Profesör Mol, başarılı gebeliklerin yağ esaslı grupta ve sadece bir tedaviden sonra anlamlı derecede yüksek olduğunu kaydetti. Bu durum, tüp bebek tedavisi yapmaktan başka çaresi olmayan kadınlar için yeni bir umut kaynağı oldu. Bu tedavi şekli üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç olmasına rağmen, bilinen bir yan etki olmadan 100 yıldır kullanılmaya devam eden tekniğin, kısırlık sorunu yaşayan çiftlere uygulanabilir bir alternatif tedavi olabileceği düşünülüyor.

AÇIKLANAMAYAN KISIRLIK GRUBU FAYDA GÖREBİLİR
Ülkemizden de konuyla ilgili görüşünü aldığımız Ferti-Jin Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, şunları söyledi:
"Bu tedaviden fayda görecek olanlar; kadınlarda, kanalları açık olan; erkeklerde, spermi normal veya normale yakın olan hasta gruplarıdır. Bunun yanı sıra rahimde miyom ve perde gibi şekil bozuklukları olmaması da gerekir. Yani 'açıklanamayan kısırlık' dediğimiz hasta grupları bu uygulamadan fayda görebilir."

BİLİMSEL ÇALIŞMALARLA DESTEKLENMELİ
Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, "Biz bu hasta gruplarında; histeroskopi yaparak veya rahim filmi çekerek bu kadar yüksek oranda olmasa da gebelikler elde ediyoruz. Burada kullanılan yağın içerik yapısının, embriyonun yani döllenmiş yumurtanın tutunmasına faydası olabilir. Gebeliğin oluşması için rahimi pozitif yönde etkileyen kimyasal uyarıyı sağlıyor olabilir. Güzel bir çalışma ancak başka bilimsel çalışmalarla da desteklenmesi gerekiyor" dedi.

Sık yaşadığınız cilt problemlerinden kurtulun
El lekeleri, genital bölge koyulaşmaları, cilt çatlakları kadınların en sık yaşadığı cilt problemlerinin başında geliyor. Uygulanan doğru lazer tedavi yöntemleri cilt problemlerini giderirken, sağlıklı ve güzel kalmanızı sağlıyor. 

Memorial Wellness Kozmetik Dermatoloji Danışmanı Uz. Dr. Makbule Dündar, en sık yaşanan cilt sorunlarına karşı neler yapılması gerektiğini anlattı.

Cilt çatlaklarına erken müdahale başarıyı artırıyor
Cilt çatlakları günümüzde oldukça önemli bir sorundur. Özellikle aşırı kilo alıp verme gibi durumlarda ya da ergenlikte hızlı boy atma, hızlı gelişme ve çeşitli hormonal problemlerle birlikte cilt çatlaklarını görülmektedir. Hamilelik sonrası dönemde de cilt çatlakları yaşanabilmektedir. Cilt çatlaklarında eğer kişi 3-6 ay gibi erken bir dönemde başvurmuşsa daha başarılı sonuçlar sağlanabilir. Fraksiyonel erbiyum YAG uygulamaları, erken dönemde başvuran kişilerde bir ay arayla ortalama 3 seansta yüzde 80-90 arasında başarı göstermektedir. Bazı çatlaklar zamanla kırmızıdan koyu renk beyaza dönüşebilir. Bu tarz çatlaklarda da seans sayıları artırılarak başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

El lekelerinden pratik işlemlerle kurtulmak mümkün
İlerleyen yaşla birlikte el üzerinde oluşan lekeler özellikle kadınları fazlasıyla rahatsız edebilmektedir. El üzerindeki lekeler uygulanan kimyasal peeling ve lazer uygulamalarını içeren kombin tedaviler ile giderilebilmektedir. Bazı durumlarda tek seans lazer uygulaması ile de sonuç elde edilebilmektedir. Lazer tedavisinden sonra leke içinde küçük kanamalar oluşmakta; ancak yaklaşık 10 gün içinde bu son bulmaktadır. Küçük kanamalar kaybolurken el üzerindeki lekeler de kaybolmaktadır. Eğer yok olmazsa kimyasal peeling uygulamaları ile tedaviye destek sağlanabilmektedir.

Yara izleriniz modern uygulamalarla silinebilir
Herhangi bir nedenle oluşmuş olan yara izleri fraksiyonel abrumyak lazer ile tedavi edilebilmektedir. Bu konuda yara izinin derinliği ve tipi oldukça önemlidir. Yaranın tipi ve derinliği, uygulanacak olan tedavi seans sayısını da belirlemektedir. Yüzeysel bir yara 1-2 seansla düzelebilirken daha derin bir yara daha fazla seans gerektirebilir. Ciltte oluşan yaranın tipine göre lekeler yüzde 90-95 oranında giderilebilmektedir.

Genital bölge koyulaşmaları giderilebiliyor
Genital bölgedeki renk koyulaşmaları bazen kişi için ciddi sorunlar oluşturabilmektedir. Fraksiyonel lazer uygulamaları bu probleme karşı başarılı sonuçlar sağlamaktadır. Ortalama olarak ayda 2-3 seansla devam eden klasik fraksiyonel lazer uygulamaları ile istenilen sonuçlar alınabilmektedir. Bu konuda koyuluğun miktarı ve derinliği çok önemlidir. Buna bağlı olarak kişiye özel tedavi programı olan cerrahi lazer işlemi uygulanabilmektedir.

Akne iltihapları ve izleri yok ediliyor
Birçok kişi için büyük bir problem olan akneler eğer iltihaplı durumdaysa lazer uygulaması ile bu iltihap ortadan kaldırılabilmektedir. Yine akne izlerinde de özel lazer uygulamaları yapılabilmektedir. Bu tedavi yöntemi seans seans uygulanmaktadır. Genelde medikal tedavi ile lazerli akne tedavisini kombine uygulanmaktadır. Lazerle akne tedavisi ergenlik çağındaki bir kişiye de rahatlıkla uygulanabilmektedir. Herhangi bir yan etkisi yoktur.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Lor peyniri bağışıklık sistemini güçlendiriyor
Kansere karşı koruyuculuğundan, kemiklerin güçlenmesine, mide rahatsızlıklarının giderilmesine kadar sayısız faydası olan lor peynirinden yeterince yararlanılmadığına dikkat çeken uzmanlar, lor peynirinin özellikle bağışıklık sistemini güçlendirdiğini de belirterek, sofralardan eksik edilmemesi önerisinde bulunuyorlar.

Bağışıklık sistemi zayıf kişilerin, sporcuların, diyet yapanların ve tansiyon hastalarının gözdesi olan Lor peynirinin sağlığa yararları saymakla bitmiyor. Özellikle içerdiği serum protein ile vücudun bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine katkı sağlayan lor peyniri, sporcuların da sağlıklı beslenme listesinde ilk sırada yer alıyor.

Beslenme ve Fitoterapi Uzmanı Gizem Keservuran, lor peynirinin sadece börek ve makarnalarda kullanıldığını söyleyerek "Lor peyniri sofralardan eksik edilmemeli. Bağışıklık sisteminin güçlenmesine katkı sağlamak için lor peyniri yiyebilir, hastalıkları kendinizden uzak tutabilirsiniz. " dedi.

Lor peynirin sayısız faydası var

Vücut için en önemli besinleri içeren, lor peynirinin protein, kalsiyum, mineral ve vitamin zengini bir peynir olduğuna dikkat çeken Keservuran, lor peynirinin inek peynirinin suyundan yapıldığını belirterek "İnek peynirinden elde edilmesine rağmen inek peynirindeki antijenik proteinleri içermez. Lorun içinde özellikle diğer süt ürünlerinde bulunmayan çok değerli bir protein olan serum protein vardır. Bunun da biyolojik değeri çok yüksek. Hatta yumurtadan daha yüksek biyolojik değeri var. Yumurta alerjisi olan bir kişi, lor yiyerek bu protein ihtiyacını çok rahat karşılayabilir" diye konuştu. Keservuran "Lor peynirinin içinde bulunan serum protein tüm vücut ve kas proteinlerinin daha fazla sentezlenmesini sağlıyor. Aşırı egzersiz sonucu ortaya çıkabilen kas sakatlanmalarında iyileştirici etkisi var. Bu nedenle özellikle sporcular bu peynirin değerini biliyor ve tüketiyor. Ancak, birçok kişi bu değerli peynirin mucizevi etkilerinin farkında değil. Sadece börek ve makarnada lor kullanılıyor.

Günün her saati atıştırmalık olarak da bu faydalı peynirden yararlanmak mümkün. Özellikle Diyet yapanlar, az tuzlu kahvaltılık lor peyniri ile diyetlerini keyiflendirebilirler"

Lor peynirinin besin değeri de zengin

Yenilikçi ürünleri ile peyniri günün her saati tüketilebilen sağlıklı bir atıştırmalığa çeviren Muratbey'in tam yağlı lor peynirinin, Türk Gıda Kodeksine göre 100 gramı günlük kalsiyum ihtiyacınızın % 90'nını karşılıyor. Lor peynirinin 100 gramında 700 mg kalsiyum bulunuyor. Yumuşak taze bir peynir olan Muratbey Lor, 500 gramlık ambalajlarda sunuluyor. Sadece börek, makarna, tatlı yapımında değil, Muratbey Lor Peyniri' ni kahvaltıda da, üzerine şeker, bal ya da reçel dökerek tüketebilirsiniz.

Lor Peyniri Salatası Tarifi

Malzemeler
300 gr. Muratbey Lor peyniri
1 tatlı kaşığı çörek otu
7-8 dal dereotu
7-8 dal maydanoz
4-5 dal taze nane
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz, pul biber (isteğe bağlı)

Hazırlanışı
Dereotu, nane ve maydanozu ince ince kıyalım. Bütün malzemeleri karıştırıp, servis tabağına alalım.

Bel ağrısına estetik uygulama
Her 5 kadından birisi sırt ve bel ağrısı çekiyor. Kilo fazlalığı, geçmişte yapılan ve bele baskı yapan kontrolsüz aktiviteler bel ağrısını tetikleyici unsurlar olarak göze çarparken, özellikle kadınlar için büyük göğüsler de bel ağrısını ortaya çıkan sebepler arasında yer alıyor.

Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur " Göğüslerin büyüklüğü çoğu zaman bel ve sırt ağrılarına, özellikle yaz aylarında pişik başta olmak üzere farklı deri hassasiyetlerine de sebebiyet verir.

Büyük göğüslerin yarattığı sağlık problemlerinin yanı sıra, uygun ölçülerde kıyafet bulamama ve özgüven kaybı gibi sorunlar yaşanmasını da tetikler. Büyük göğüslerde doğumdan ve emzirmeden sonra oluşan sarkma ve form kayıpları ise, bu tarz sorunlar deneyimleyen bayanları özellikle meme küçültme operasyonlarına yönlendiriyor" ifadesinde bulundu.

Korkulacak bir operasyon değil

Meme küçültme operasyonunun korkulacak bir cerrahi olmadığını söyleyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, meme küçültme ameliyatıyla ilgili bilgiler verdi: "Meme küçültme operasyonlarında öncelikle göğüs bölgesindeki fazla deri alınır ve geride kalan dokuya ve meme uçlarına yeniden şekil verilir. Sarkık memeler kaldırılır ve dikleştirilir. Meme küçültme ameliyatları ortalama 1 ila 3 saat sürer. Ameliyat sonrası hastamız genelde hastanede yatırılmaz ama gerekli olduğu durumlarda bir gece hastanede kalabilir.

Meme küçültme ameliyatlarında göğsün durumuna göre öncelikle yapılacak kesi şekli belirlenir. Areola yanı meme başındaki koyu hare etrafına, ters bir T şeklinde ya da çapa şeklinde meme altına kesi atılır. Kesi yapıldıktan sonra, fazla bulunan doku çıkartılır sonra meme orijinal haline sağdık kalınarak yeniden konumlandırılır. Atta yatan meme dokusu şekillendirilir. Gerekiyorsa tekrar meme başı ve areola yeri belirlenir. Bu haliyle daha küçük bir meme dokusunu yeniden şekillendirerek bir araya getirilmesi sağlanır. Dikişler yeni memeyi oluşturma ve desteklemek için derin katmanlı alınarak dikilir. Cerrahi bant ve deri yapıştırıcılarıyla kapatılır".

Emzirmeyi etkilemez

"Hamile kalmayı planlıyorsanız, endişelenmeyin zira meme küçültme operasyonu kesinlikle memenin süt verme fonksiyonlarını engelleyici bir operasyon değildir, sıkıntı duyulmasına gerek yoktur " diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, sadece hamilelik sırasında meydana gelen değişikliklerin, memelerin deforme olmasına neden olabileceğini söyledi ve ekledi: "Meme küçültme ameliyatı sonrasında bölgeye sargı ve bandaj yapılır. Göğüslerde şişmeyi engellemek ve memeleri desteklemek için elastik bandaj ve destek sutyen giydirilir. Sargı altındaki diren, oluşabilecek aşırı kan veya sıvı akıntısını toplamak için konulur. Meme küçültme ameliyatı sonrasında memenin nihai şekli ve konumu, birkaç ay içerisinde belli olur".

Cilt Yaşınızı Geri Almak Elinizde
Yaş ilerledikçe yüzdeki sarkmalar ve kırışıklıklar belirginleşmeye başlıyor. Bu duruma bir de yanlış beslenme ve çevre kirliliğinin olumsuz etkileri eklenince, cilt olduğundan daha yaşlı görünebiliyor. 

Son yıllarda ameliyatsız cilt gençleştirme yöntemleri arasında başarılı sonuçları ile öne çıkan Scarlet radyofrekans yöntemi, cildin daha sıkı ve parlak görünmesini sağlayarak zamanı geri sarıyor. Memorial Wellness Kozmetik Dermatoloji Bölümü'nden Uz. Dr. Makbule Dündar kısa sürede cildi gençleştiren Scarlet iğneli radyofrekans yöntemi hakkında bilgi verdi.

Acısız ve ağrısız 25 altın iğne ile gelen gençlik

Bu yöntemde uzunluğu 3,5 mm olan 25 tane altın mikroiğne içeren başlık ile yüz taranmaktadır. Bu işlem acısız ve ağrısız olarak gerçekleştirilir. Tarama sırasında açılan 3,5 mm derinliğindeki alanlardan orta deriye radyofrekans enerjisi iletilmektedir. Hem iğneleme hem de radyaofreans özellikle orta deriyi uyarmaktadır. Bu şekilde ciltte yaş ile deforme olan kollajen bantlarda yenilenme sağlanmaktadır.

Yer çekimine bağlı çene hattında oluşan sarkmalarda etkili

Scarlet; çene, yanaklar, göz, kaş, alın ve şakaklar dahil olmak üzere tüm yüz ve boyun bölgesindeki kırışıklık, sarkma ve leke problemlerinde uygulanabilmektedir. Özellikle yüzde yerçekimine bağlı olarak çene hattında oluşan sarkmalarda oldukça etkili bir yöntemdir. Kırışıklık, özellikle orta yaşlarda kadın erkek herkesin yaşadığı bir estetik sorunudur. Scarlet uygulaması sonrasında, sarkma problemi olan kişilerin cildinde kısa sürede toparlanma ve kırışıklıklarında açılma meydana gelir. Derin akne izleri ve çatlakların tedavilerinde de kullanılabilmektedir. Uygulama sonrası cilt kalitesi gözle görülür bir şekilde artmaktadır.

Herhangi bir yan etkiye neden olmuyor

Scarlet uygulaması öncesi yüz antiseptik bir solüsyonla temizlenmektedir. Daha sonra topikal anestezi uygulanmaktadır. Bu lokal anestezik kremi sürdükten 20 dakika sonra işleme başlanır. Ortalama 1.000 atışla ciltte 25.000 tedavi alanı oluşturulmuş olur ve yüz taranır. İşlemin herhangi bir yan etkisi olmamaktadır. Sadece uygulama sonrası ciltte çok hafif bir kızarıklık oluşabilir. Bu kızarıklık kısa sürede geçer, hiçbir şekilde kişinin görünümünü etkilemez. Uygulama sonrası iş ve sosyal yaşama hemen geri dönülebilir.

Kısa sürede etkisini gösteriyor

Düzenli bir şekilde yapılan uygulamalar ile kısa sürede cilt sıkılığı artar, kırışıklıklar azalır ve gözeneklerde küçülme meydana gelir. İşlem yaklaşık olarak bir saat sürmektedir. Aralarında 1 ay olmak koşuluyla 3 seans şeklinde uygulanmalıdır. Bu 3 seanslık uygulama kişide 1 yıl süreyle etkili olur. Kısacası yılda bir defa 3 seanslık bir uygulama yaptırmak yeterli olacaktır.

İşlem sonrası doğru bakım önemli

Yaşlanma, devam eden doğal bir süreç olduğu kişinin durumuna bağlı olarak farklı ek destek tedaviler de gerekebilir. PRP, somon DNA ve mezolift uygulamaları ile tedavi desteklenebilir. Scarlet, deneyimli kişiler tarafından yapıldığı takdirde son derece etkili ve güvenli bir yöntemdir. Bronz tenlere uygulama yapılacaksa oldukça dikkatli davranılmalıdır. Aksi takdirde yanlış uygulamalar bronz tende leke kalma riskini yaratabilir. Özellikle scarlet işlemi sonrası doktora danışmadan peeling gibi cildi soyan ürünler kullanılmamalı, benzeri uygulamalar yapılmamalıdır.

Menopoza dair bilinmesi gereken 10 gerçek
Kadınların doğal bir süreç olarak yaşadığı menopoz dönemine hazırlıklı olmak, bu dönemin olumsuz etkilerini de bertaraf edebilmek açısından önemli. Hazırlığa, sağlık efsanelerine kulak tıkayıp bilimsel gerçekleri öğrenerek başlayabilirsiniz.

Menopoz, her kadının yumurtlama fonksiyonunun sona ermesiyle birlikte yaşadığı doğal bir süreç. Ancak ne kadar doğal bir süreç olsa da, bu özel döneme hazırlıklı olmak, yaratacağı zorlu etkileri azaltmak açısından büyük önem taşıyor. Özellikle menopozun fark ettirmeden yaptığı asıl tahribat olan koroner kalp hastalıkları ile kemik mineral kaybı gibi sorunlar nedeniyle menopoz, tedavi gerektiren bir süreçtir. Dünyada her 100 kadından 3'ü erken menopoza giriyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güçer ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli, menopoz hakkındaki gerçekleri anlatarak, doğru bilinen yanlışlara dikkat çekerken, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz ise daha sağlıklı bir menopoz dönemi için kadınlara önerilerde bulunuyor.

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nuri Ceydeli araştırmaların, erken menopoza girme sebebinin yüzde 60'ının genetik olduğuna işaret etse de yaşam tarzı, beslenme ve stres gibi faktörlerin de erken menopozda son derece etkili olduğunu belirtti. Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güçer de "Uygun dozda ve doktor kontrolünde sürdürülen hormon tedavileri rahim kanseri ve kolon kanseri riskini ayrıca koroner kalp hastalığı riskini ileri derecede azaltıyor. Hormon tedavisi alan kadınların altı ayda bir düzenli kontrolden geçmeleri de olası hastalıklarda erken tanı ve tedavi başarısını sağlıyor" açıklamasında bulundu. Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz ise "Sağlıklı ve kaliteli yaşam alışkanlıkları ile menopoz yaşınızı geciktirebilirsiniz" dedi.

1. Yanlış: MENOPOZ ANİDEN ORTAYA ÇIKAR
DOĞRU: Menopoz, adetlerin kalıcı olarak kesilmesinden yaklaşık 1-5 yıl önce başlayan bir süreçtir. Önmenopoz (premenopoz) olarak adlandırılan bu süreçte adetler devam eder ancak hormonal dalgalanmalar nedeniyle farklı derecelerde sıkıntılar yaşanabilir.

2 .Yanlış: HER KADININ MENOPOZ YAŞI VE DÖNEMİ ANNESİNİNKİ İLE BENZERDİR
DOĞRU: Menopoza girme yaşı kalıtsal olarak belirlenmiştir ancak her kadın annesi ile benzer yaş ve koşullarda menopoz yaşar demek doğru değildir. Sigara, beslenme yaşam tarzı gibi etkenler de menopoza girme yaşını etkiler.

3.Yanlış: MENOPOZA GEÇ GİRENLER DAHA UZUN YAŞAR
DOĞRU: Daha uzun süre yüksek östrojen etkisinde kalmak, genç görünmeyi sağlayabilir ancak uzun yaşamada etkili değildir. Nitekim uzun süreli östrojen etkisi, rahim ve meme kanseri gibi hastalıkların riskini de beraberinde getirir.

4.Yanlış: RAHİM ALINDIĞINDA MENOPOZA GİRİLİR
DOĞRU: Menopoz, yumurtalıkların hormonal faaliyeti ile ilgilidir. Rahim ameliyatı sırasında ek bir neden olmadıkça yumurtalıklar alınmadığından, hormonal faaliyet doğal seyrini sürdürür ve menopoz durumu ortaya çıkmaz.

5.Yanlış: GEBELİK ÖNLEYİCİ YÖNTEMLER ERKEN MENOPOZA YOL AÇAR
DOĞRU: Spiral, doğum kontrol hapı, tüplerin bağlanması ve bunun gibi gebelik önleyici yöntemlerin hiçbiri yumurtalıkların hormonal faaliyetini olumsuz etkilemez ve dolayısıyla menopoza yol açmaz.

6.Yanlış: MENOPOZ KİLO ALINMASINA NEDEN OLUR
DOĞRU: Yaş ile birlikte yağ - kas oranı bozulur ve yağlanma artar. Ancak bu olanlar menopozla ilgi değildir. Menopozda kilo alımının asıl nedeni kadının karamsarlık ile kendini hareketsizliğe itmesi, gereğinden fazla kalorisi yüksek gıdalara yönelmesi ve yaşa bağlı gelişen insülin direnci artışıdır.

7.Yanlış: HORMON TEDAVİSİ ALANLAR GÜNEŞLENEMEZLER
DOĞRU: Güneşe bağlı cilt lekelenmeleri, kırışıklıklar ve benzeri problemler yaşa bağlı olarak gelişir. Menopoza girme yaşı düşünüldüğünde sorunun hormon tedavisinden değil, yaştan kaynaklandığı görülecektir.

8.Yanlış: MENOPOZ AKIL SAĞLIĞINI BOZAR
DOĞRU: Menopozla birlikte endorfin salgısı bir miktar azalır. Yıllardır yaşamın doğal bir parçası olarak devam eden adetin kaybı ve doğurganlığın sona ermesi fikri kadınlarda doğal olarak sinirli olma, yorgunluk, depresyon, aşırı hassaslık, uykusuzluk gibi sorunlara yol açabilir. Ancak bunlar menopoz dönemine adaptasyonla birlikte kısa sürede atlatılacak geçici sıkıntılardır.

9.Yanlış: CİNSEL YAŞAM SONA ERER
DOĞRU: Menopoz dönemi kadınlarda yapılan bir çalışma, kadınların yüzde 79'unun cinsel sorunu olmadığını göstermiştir. Üstelik hamile kalma korkusunun yarattığı stresin kalkması özgür bir dönemin başlangıcı olabilir. İlk zamanlar vajinal kuruluk nedeni ile cinsel birleşme esnasında sıkıntı yaşanabilir ancak bu durumun tedavisi oldukça basittir.

10.Yanlış: HORMON TEDAVİSİ KANSERE NEDEN OLUR
DOĞRU: Menopoz tedavisinde kullanılan hormon ilaçları yıllarca süren deneyim sonucu geliştirilmiş olup uzun yıllardır kullanılmakta ve çok merkezli çalışmalarla desteklenmektedir. 2002 yılında açıklanan çalışma sonuçları 5 yıl ve üzeri yüksek doz kullanım sonrası meme kanseri riskini artırdığı yolunda raporlanmışken, aynı çalışmanın genişletilmiş sonuçları 2007'de yayınlandığında bu ilaçların sanıldığı kadar kötü etkisinin olmadığı ortaya konmuştur. Uygun dozda ve doktor kontrolünde sürdürülen hormon tedavileri rahim kanseri ve kolon kanseri riskini, ayrıca koroner kalp hastalığı riskini ileri derecede azaltır. Hormon tedavisi alan kadınların altı ayda bir düzenli kontrolden geçmeleri ise, olası hastalıklarda erken tanıyı ve tedavi başarısını sağlar.

Günde 20'den fazla sigara içen kadınların menopoz yaşı 1-2 yıl kadar öne çekilmektedir.

MENOPOZ YAŞINI GECİKTİREN ALIŞKANLIKLAR
Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Yılmaz, menopoz yaşını geciktirebilmeniz için yaşam alışkanlıklarınızda dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralıyor:

Haftada en az üç gün spor yapmaya gayret edin. Gün içinde asansör kullanmak yerine merdiven kullanmayı tercih edin.
Vücut kitle indeksinizi hesaplayın. Ne çok zayıf, ne de kilolu olun.
Zararlı kimyasal maddelerden uzak durun.
Stresten kaçının.
Sigara kullanmayın. Pasif içicilikten uzak durun.
Balık, ceviz, fındık, brokoli, domates, biber, havuç, üzüm, çilek gibi yüksek antioksidan besinler tüketin.
Kalsiyumu yüksek gıdalar tüketin. Günde 200 ml. süt, yoğurt ve dondurma yiyin.
Bol bol güneşlenin ve vücudunuzdan D vitaminini eksik etmeyin.

ERKEN MENOPOZ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLER
Yumurtalık rezervinin sona ermesiyle ortaya çıkan menopozun, 40 yaşından önce olması durumu erken menopoz olarak kabul ediliyor. Ülkemizde kadınlar ortalama 47, Avrupa'da ise 51 yaşında menopoza giriyor. Yaklaşık 15-29 yaşlarındaki 1000 kadından birinde, 30-39 yaşlarındaki 100 kadından birinde erken menopoz görülüyor. Psikolojik değişiklikler, uykusuzluk, ani terlemeler, odaklanamama ya da agresif tavırlar erken menopozun en dikkat çekici belirtileridir.

İyi bir analizle kolayca anlaşılabilen erken menopozu etkileyen faktörler arasında ailedeki anne ya da ablanın menopoza girdikleri yaş önemlidir. Araştırmalar; erken menopoza girme sebebinin yüzde 60'ının genetik olduğuna işaret etse de yaşam tarzı, beslenme, stres ve hatta coğrafya gibi faktörler de erken menopozda son derece etkili. Örneğin, Uzak Doğulu kadınlar daha geç yaşlarda veya biraz daha az semptomlarla menopoza giriyor. Bunun nedeni ise beslenme tarzları (soya proteini tüketimi çok fazla), refah düzeyi ve stresin az olması. Genetik ve diğer faktörler dışında hastaya tıbbi gereklilikten dolayı yapılan bazı cerrahi operasyonlar, kemoterapi ya da radyoterapi tedavileri de erken menopoza neden olabiliyor.

3 Temmuz 2018 Salı

Kadın sağlığı için bu 7 belirtiye dikkat!
Kadınlarda hayati risk oluşturabilen hastalıklar bazen önemli belirtilerle bazen de sessizce gelebiliyor. Kadın sağlığına yönelik hastalıkların tespitinde rutin kontroller büyük önem taşıyor. 

Başta rahim, rahim ağzı, yumurtalık ve meme kanseri olmak üzere sık görülen birçok kanser türü bu taramalar sayesinde tespit edilebiliyor, erken evrede yakalanan hastalıklar da tamamen tedavi edilebiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Altuğ Semiz, kadın hastalıkların önemli belirtileri ve düzenli jinekolojik muayenenin önemi hakkında bilgi verdi.

Kadın hastalıkları, yaşam kalitesini düşürmekle kalmayıp, bazı durumlarda hayati riske neden olabilmektedir. Özellikle bazı belirtiler kadın vücudunda bir şeylerin yolunda gidip gitmediğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu durumlar şu şekilde sıralanabilir:

1 -Açıklanamayan kanama düzensizliği; kadınların stres, mevsim değişikliği gibi durumlar dışında kalan sapmaları yani 25 günden kısa, 35 günden uzun aralıklar olması
2 -Adet dönemi dışında kanama olması; iki adet arasında, adet dönemi olmamasına rağmen koyu kahverengi ya da renkli kanamalar görülmesi.
3-Cinsel ilişki sonrası kanama ya da lekelenme olması.
4-Adet ağrılarının her zamankinden farklı, iş yerinden eve gitmek zorunda bırakacak şekilde olması.
5 -İnatçı, kötü kokulu ve kanlı akıntılar görülmesi.
6-Çiğ balık, çürümüş yumurta kokulu akıntı oluşması
7 -Spiral kullanan kadınlarda 72 saati geçen akıntılar görülmesi durumunda vakit kaybedilmeden uzmanlara danışılmalıdır.

Kadın cinsiyetine özgü tüm organlar taranmalı
İstatistiklere göre, meme kanseri vakalarının büyük çoğunluğu rutin jinekolojik kontrollerde saptanabilmektedir. Birçok kadın yalnızca bir sorun yaşaması, birtakım belirtiler görmesi halinde kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmaktadır. Oysa düzenli jinekolojik muayene ile bir kadının sağlık durumu rutin kontrolden geçirilmelidir. Jjinekolojik değerlendirme için; rahim, rahim ağzı, yumurtalıklar ile genel vajina kontrolünün yanı sıra tiroit ve meme kontrolü de yapılmaktadır.

Altı ayda bir muayene gerekiyor
Rutin muayene sıklığı çok ideal koşullarda altı ay ama en azından yılda bir kez tüm bu taramaların yapılması önem taşır. Burada kişinin özellikle ailesinde daha önceden kadın hastalıkları ile ilgili bir kanser öyküsü varsa (özellikle de anne tarafında) risk artışı çok daha fazla olur. Dolayısıyla kontrol periyodunun altı ayda bir olması gerekir. Genel prosedürde özellikle meme kanseri görülme yaşının giderek düşmesi nedeniyle 25-26 yaşından itibaren her genç kızın yılda bir kez meme ultrasonu çektirmesi, altı ayda bir elle muayene tavsiye edilir.

Rahim ağzı kanserini yakalıyor: PAP Smear testi
Jinekolojik muayene kapsamında yapılan taramaların en önemlilerinden biri de PAP smear testidir. Rahim ağzındaki hücreleri saptamak için yapılan mikroskobik bir inceleme olan PAP smear testi hastanın canını yakmayan, enfeksiyon riski olmayan, ekonomik ve çok etkili bir yöntemdir. Rahim ağzındaki hücresel değişikliklerin gözden kaçmadığı, yaklaşık yüzde 100'e yakın doğruluğu olan bu testle rahim ağzı kanseri saptanabilir. Düzenli PAP smear testi yaptıran, farkındalığı yüksek kişilerde rahim ağzı kanserine yakalanma oranı sıfıra yakındır.

Menopoz sonrası sıklığı azalıyor
Aktif cinsel hayatı olan kadınların HPV DNA taraması yaptırması önem taşır. Normal şartlarda yılda bir kez yapmanın yeterli olduğu bu testin periyodu, menopoz dönemi geçtikten sonra iki yılda bire düşer. Rahim ağzının erken teşhisinde önem taşıyan bu testin yanı sıra günümüzde rahim ağzı kanserine karşı aşılar da bulunmaktadır. 3 dozu 6 ay içinde yapılan bu aşılar HPV'nin belli tiplerine karşı koruyuculuk sağlar. HPV aşısı, 40-42 yaşına kadar yapılabilir. Bu dönemden sonra HPV kapılsa da bunun rahim ağzında yapısal bir değişiklik yapması ortalama 7-8 yıl sürmektedir.

Erken teşhis tedavi başarısı için çok önemli
Kadın sağlığı bakımından önemli olan jinekolojik kontrollerin düzenli olarak yapılmaması beraberinde birçok sorunu getirmektedir. Jinekolojik tüm kanser türleri, ki buna meme da dahil, erken teşhis edilmesi halinde tedaviye yanıt verir. Yılda bir kontrolden geçen bir kadın menopoz sonrası yumurtalık kanserine karşı çok ciddi avantaj elde etmektedir. Aksi halde kadın karnı genişleyebilen bir bölge olduğu için orada oluşan bir yumurtalık tümörü çok rahat ilerleyebilir. Böylece Evre 3 ve Evre 4'te belirti verebilir. Bu da tedavi şansını çok düşürmektedir.

Türkler, yaşam alanlarında balkondan vazgeçmiyor
Türk kültüründe bir evin olmazsa olmazlarından olan balkonlar, doğayı evlerimize taşıyabildiğimiz nadir alanlardan bir tanesi. Evlerin ne içinde ne de dışında olan bu alanlar şehir yaşantısında önemli bir ihtiyaca cevap verirler.

Bir evin 'olmazsa olmazı' Türkler için balkon. Yapılan araştırmalarda bunu kanıtlar nitelikte. Araştırmaya göre; Türklerin yüzde 79,6'si balkon veya terasın bir evde mutlaka olması gerektiğini söylüyor. Bunu yeşil alanlar, parklar ve kendine ait oda takip ediyor. Bu farkındalıkla inşaat sektöründeki yenilikçi vizyonunu hayata geçirdiği projelere yansıtan Lejant Proje, projelerine balkon tasarlamaya özen gösteriyor.

"Balkonları doğru cephede ve optimum ölçülerde tasarlıyoruz."
Balkonun Türk kültüründe evin önemli bir parçası olduğunun altını çizen Lejant Proje mimarlarından Alper Anaklı, "İç mekanın dışarıya açılan bir parçası olan balkonları doğru cephede güneş, manzara, rüzgar vs. faktörleri göz önünde bulundurarak tasarlayıp dört mevsim yaşanır mekan olarak kullanıcılarına sunuyoruz. Türkiye'de konut yapılarında bölgelere ve yaşam şekillerine göre balkonlar ; farklı kullanım yoğunluklarına ve şekillerine cevap vermektedir. Örneğin Akdeniz ve Ege bölgelerinde yaygın bir kullanım varken Marmara bölgesinde balkon kullanımı daha az olmaktadır. Bu bağlamda tasarımlarımızda bölgelerin, kullanıcıların ihtiyaçlarına göre optimum ölçülerde balkon tasarlamaya özen gösteriyoruz" dedi.

"Tasarladığımız balkonların her zaman yaşanılabilir; evin en keyifli noktası olmasına özen gösteriyoruz."
Balkonlarda iç mekan konfor etkisini devam ettirmenin önemli bir detay olduğunun altını çizen Lejant Proje mimarlarından Anıl Altıok, "Balkonları hem yazın hem de kışın kullanılabilmek için dış cephede görüntüyü etkilemeyen cam bölücüler kullanarak; istenildiğinde bu alanı kapatarak kontrollü bir kış bahçesi, istenildiğinde de açarak bir bahçe terası etkisi yakalayabiliyoruz. Bunun yanında kullanıcıların konfor şartlarını sağlayabilmek için iç mekan ısıtma ve aydınlatma sistemlerini balkonlara taşıyarak bu alanı evin yaşayan bir parçası haline getiriyoruz. Ayrıca ihtiyaca göre; saksılarla, ev içi ve dışı bitkilerle kontrollü bir yeşil alan yaratarak bir bahçe hissi, mutfak ve salondan ulaşılan bir yemek alanı ya da rahat koltuklar ile bir dinlenme alanı kurgusu yaratabiliyoruz." diye açıkladı.

Öte yandan balkon için dış mekan ürünleri yerine iç mekan ürünlerini seçmenin yaz kış kullanım için doğru olacağını aktaran Anıl Altıok, balkon zemininde termowood, seramik ve parke gibi malzemeleri kullanmanın önemli bir unsur olduğunu, böylece ufak detaylarla iç mekan kurgusu yaratılıp yaz ve kışın balkonun tadını daha güzel çıkartılabileceğini söyledi.