30 Haziran 2017 Cuma

Küçük bir valize çok fazla eşya sığdırmanın pratik yolları
Valiz hazırlarken ilk adım, seyahat planınıza ve gideceğiniz yerin hava koşullarına göre ihtiyaçlarınızı belirlemek. Ancak kombinlerinize karar veremiyorsanız neredeyse tüm gardırobunuzu yanınızda taşımak isteyebilirsiniz. 

GittiGidiyor Blog'da yayınlanan videoda küçük bir valize çok eşya yerleştirmenin ipuçlarını bulacaksınız.

Bavul yerleşiminde pratik olun
Bavulunuzu doldururken yerden tasarruf etmek için planlı olmakta fayda var. Bu konuda giyecekleri katlama yöntemlerinden yararlanabilirsiniz. Bavul yerleşiminde en sık kullanılan yöntem, giyecekleri rulo şeklinde yerleştirmektir. Böylece kıyafetlerinizin ütüsü bozulmazken yerden de tasarruf etmiş olursunuz.

Kozmetikleri doğru saklayın
Kozmetik malzemeler satın alınırken genelde en büyük boylar tercih edilir. Tabii söz konusu seyahat olunca bu ürünleri büyük kavanozlar ve şişeler halinde bavulda taşımak gereksiz yük olacaktır. Bunun yerine kozmetik malzemelerin ihtiyacınız kadarını, sızıntı yapmayacağından emin olduğunuz ufak kaplara doldurarak yanınızda taşıyabilirsiniz.

Aksesuarları unutmayın
Aksesuarlarınızı bir çantaya atıp bavula gelişi güzel şekilde yerleştirmeyi düşünüyorsanız hemen bu fikri aklınızdan çıkartın. Unutmayın ki dolanmış kolye zincirlerini açmaya çalışmak vakit kaybına neden olacaktır. Bunun yerine, zincirleri pipete geçirmek mükemmel bir çözüm olabilir. Aynı şekilde kablolarınız için de ofis mandallarını kullanarak pratik bir kablo tutucu yapabilirsiniz.

Eşyalara zarar vermeyin
Bavuldan çıkardığınız ayakkabılarınızı ezilmiş ve yamulmuş gördüğünüzde moraliniz bozulur. Bunun önüne geçmek için ayakkabılarınızın içlerini çoraplarınızla doldurun. Böylece hem çoraplarınız için ekstra yer aramak zorunda kalmazsınız hem de ayakkabılarınızın içine dolgu yaparak ezilmelerini önlemiş olursunuz. Ütülerinin bozulmasını engellemek için de giyecekleri, bir kısmı dışarıda kalacak şekilde bavula serdikten sonra, araya kalın giyecekleri yerleştirerek boşluğu doldurup dışarıda kalan kısımları içe doğru katlayabilirsiniz.

Son kontrolü ihmal etmeyin
Her şeyi yerleştirdiğinizden emin olduktan sonra, ihtiyaç listenize bir kez daha bakıp son kontrolü yapabilirsiniz. Sık ihtiyaç duyulmasına rağmen genelde unutulan yara bandı, ağrı kesici, şarj aleti, güneş gözlüğü, fotoğraf makinesi gibi malzemeleri aldığınızdan emin olun.

Yaygınlaşan hastalık en çok kadınlarda görülüyor!
Uzmanlar günümüzde çeşitli nedenlerle yaygınlaşan göz kuruluğuna karşı uyarıyor. Göz kuruluğunun erkeklere kıyasla kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyen Dünyagöz Etiler'den Op. Dr. İskender Alkın Solmaz, "Göz kuruluğu hastalığıyla özellikle menopoz ve sonrası dönemindeki kadınlarda daha yaygın olarak karşılaşıyoruz. Hastalığın ortaya çıkmasına çevresel faktörlerin yanı sıra; akne ve depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da neden olabiliyor" dedi.

Üzüntüye ve sevince eşlik eden gözyaşı, göz sağlığı için de büyük önem taşıyor. Gözyaşının içindeki maddeler sayesinde gözü, dış etkenlerden ve enfeksiyonlardan koruduğunu söyleyen Dünyagöz Etiler'den Op. Dr. İskender Alkın Solmaz, "Gözyaşı, göz yüzeyinin kurumasını engellerken aynı zamanda gözün oksijenlenmesi ve beslenmesi içinde önemlidir. Ayrıca bir tür optik görevi görerek net görmemize katkı sağlamaktadır. Bu sebeple gözyaşı, göz sağlığı için oldukça önemlidir. Gözyaşının yeteri kadar üretilemediği durumlarda göz kuruluğu sorunu ortaya çıkmaktadır" dedi.

Kadınlarda daha yaygın!
Hastalığın kadınlarda nispeten daha yaygın görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. İskender Alkın Solmaz, "Erkeklere oranla daha sık karşılaştığımız hastalık kadınlarda yaygın olarak menopoz ve menopoz sonrası döneminde görülüyor. Ancak günümüzde hem kontakt lens kullanımının yaygınlaşması, hem ofis çalışmaları ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşması, hem de çevresel faktörlerin kuru göz hastalığını tetiklemesiyle gençlerde de giderek artan sayıda göz kuruluğu hastalığıyla karşılaşıyoruz. Bu nedenle kuru göz için çağımızın hastalığı tanımlamasını yapmamız yanlış olmaz" dedi.

Göz sulanması göz kuruluğunun belirtisi olabilir!
Gözyaşının biri sürekli üretilen normal, diğeri de göze bir şey battığında ya da göz tahriş olduğunda ortaya çıkan refleks gözyaşı olmak üzere iki şekilde üretildiğini söyleyen Op. Dr. İskender Alkın Solmaz "Bu iki gözyaşının da içeriği birbirinden farklıdır. Tezat olarak görünse de batma ve yanma gibi yakınmalara eşlik eden göz sulanması; gözde batma, yanma, kaşıntı ve yabancı cisim hissi gibi göz kuruluğu hastalığının başlıca belirtilerinden biridir" dedi.

Akne ve depresyon ilaçlarına dikkat!
Özellikle bazı hastalıkların ve ilaçların da göz kuruluğuna sebep olduğunu söyleyen Op. Dr. İskender Alkın Solmaz, "Artrit, lupus (SL hastalığı), lösemiler ve steven Johnson sendromu gibi hastalıklar gözyaşı bezlerini etkileyerek gözyaşı yapımını azaltabiliyor. Yine aynı şekilde akne ve depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da göz kuruluğunun gelişmesine neden olabiliyor" dedi.

Bu çevresel faktörler göz kuruluğunu tetikliyor
Kuru göz hastalığında öncelikli olarak hekimlerin verdiği tedavinin dikkatlice takip edilmesinin ve uygulanmasının büyük önem taşıdığını söyleyen Op. Dr. İskender Alkın Solmaz, hastalığı tetikleyen çevresel faktörleri de şu şekilde sıralıyor:

• Klimalı ortamlar göz kuruluğunu arttırabilir. Bu nedenle otomobilde, evde ya da ofiste klimalı ortamlardan mümkün olduğunca uzak durulmalı. Önlem olarak zaman zaman pencereler açılmalı, hava nemlendiriciler kullanılmalıdır. Havalandırmanın direkt göze temas etmemesi sağlanmalıdır.

• Çok uzun süre televizyon seyretmek, bilgisayar karşısında çalışmak ya da oyun oynamak gibi alışkanlıklarda göz kuruluğu tablosunu fazlalaştırmaktadır.

• Mesleği ya da eğitimi gereği uzun süre bilgisayar başında çalışmak zorunda kalan kuru göz hastaları takviye suni gözyaşı kullanabilir. Ancak bu ilaçların mutlaka bir hekim tarafından önerilmeli, kesinlikle bilinçsizce alınmamalıdır.

• Kuru göz sorunu olan hastaların 30-45 dakikada bir bilgisayarda çalışmayı bırakıp gözlerini kapatarak dinlendirmeli, bilgisayar ekranının göz seviyesinin altında olmamasına dikkat edilmelidir.

29 Haziran 2017 Perşembe

Eşleri para kazanan erkekler daha mutlu
Eve ekmek getiren erkek-yuvayı yapan dişi kuş modeli değişiyor. Kadınların daha çok finansal sorumluluk üstlendiği evliliklerde hem kadınların hem de erkeklerin mutluluk ve iyilik hallerinde artış olduğu sonucuna varıldı. Sadece erkeklerin eve ekmek getiren kişi olduğu aksi durumdaysa, erkeklerin de eşlerinin de genel sağlık ve mutluluk seviyelerinin düşme eğiliminde olduğu gözlemlendi.

Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, 15 yılda tamamlanan, yaşları 18 ile 32 arasında değişen 3 bin 100 kişinin katıldığı araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi:

EV GEÇİNDİREN ERKEKLER BASKI ALTINDA, KADINLAR İSE…
"ABD Çalışma Bakanlığı istatistiklerine dayanarak, Connecticut Üniversitesi'ndeki sosyologlar tarafından yapılan araştırmada, çiftler hem bireysel hem de aile bazında gelirleriyle kıyaslandı ve erkeklerin ev geçindirme sorumluluğu arttıkça mutluluk seviyelerinin düşme eğiliminde olduğu, kadınlarınsa ev geçindirme sorumluluğunu ne kadar çok yüklenirlerse mutluluk seviyelerinin de o derece arttığı sonucuna varıldı.

Ev geçindirme rolü üstlenen erkekler genelde bu rolü bir zorunluluk sonucu üstleniyorlar ve bu sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken kendilerini yoğun bir baskı altında hissediyorlar. Buna karşılık kadınlar ev geçindirme sorumluğunu üstlenme konusunda nispeten yeniler ve ev dışında çalışıp para kazanmayı kendileri için bir fırsat ya da seçenek olarak görüyorlar. Araştırma ekibine göre, "Para kazanarak ev geçindiren kadınlarda bir tür kendiyle gurur duyma ve başarı hissi oluşuyor. Nihayetinde bu kadınlar kendi hemcinslerinin nadir olarak elde ettiği bir başarıyı elde etmiş oluyorlar. Ev geçindirme rolleri sekteye uğrasa ve bu rollerini devam ettiremeseler de, erkeklere kıyasla kaybedecek fazla bir şeyleri olmuyor."

İŞTE VE EVDE KADIN-ERKEK ROLÜ DEĞİŞTİ
Kadınların para kazanmasının pek yaygın olmadığı dönemlerde, eski nesil erkeklerin eşlerinin kendilerinden daha fazla gelir elde etmesi durumunda mutluluk seviyelerinde muhtemelen bir artış olmayacaktı. Fakat Amerika'da ev geçindirme sorumluluğunun temel olarak erkekler tarafından yüklenildiği aile sayısı azaldıkça, kişinin ailesini geleneksel modellere göre oluşturmasıyla ilgili sosyal beklenti de azalıyor.

1960 yılında evli ve 18 yaşından küçük çocuğu olan kadınların sadece yüzde 3,5'i ev geçindirme sorumluluğunu asıl olarak yüklenmişlerdi. Bugünse bu rakam yüzde 15. (Evli olmayıp ev geçindiren anne sayısında da o günden bugüne çok ciddi bir artış gözlemlendi). 1970 yılında her iki ebeveynin de tam zamanlı işlerde çalıştığı aile oranı yüzde 31 iken, 2015 yılında bu oran yüzde 46'ya çıktı. Ve iş yerlerimizde meydana gelen bu değişim evlerimizde de kadın-erkek rolleriyle ilgili bir değişimi beraberinde getirdi. Yeni yapılan tüm araştırmalar artık günümüz erkeklerinin kendi babalarına göre çocuklarının hayatlarında aktif bir rol üstlenmek istediklerini, çocuk bakımıyla ve ev işleriyle daha çok meşgul olduklarını gösteriyor.

KAZANÇ YÜZDE 40 AMA SORUMLULUK YÜZDE 80
Fakat bütün bu umut verici tablonun bir de can sıkıcı bir tarafı var. Araştırmada ayrıca, "neredeyse her gelir seviyesinde, kadınların endişe seviyesinin erkeklerin endişe seviyesinden yüksek olduğu, fakat ev geçindiren erkeklerle ev geçindiren kadınların endişe seviyelerinin aynı olduğu sonucuna varılmış." Araştırmacılar bu sonucu, ev geçindirme rolü üstlenen erkekler ve kadınların stres seviyeleri benzer düzeyde olsa da, ekonomik olarak birine bağımlı olmanın bir kadın ve bir erkek için farklı anlamlar ifade ettiği düşüncesiyle açıklıyorlar.

Ev geçindirme konusunda eşinden destek gören erkekler, sorumlulukları azaldığı için kendilerini özgürleşmiş hissederken, bir kadının ekonomik anlamda tamamen kocasına bağımlı olması, eski nesil nispeten zengin fakat bütün vaktini ve enerjisini evine ve çocuk bakımına ayıran kadınlar gibi hissetmesine sebep olabiliyor. Muhtemel başka bir açıklama da şu olabilir: Mesela kadın ailenin toplam gelirinin yüzde 40'ını kazanıyor ama çocuk bakımı ve ev işlerinin sorumluluğunu yüzde 80 oranında üstleniyor ve sonuç olarak da çıldırıyor.

Ama yine de araştırma sonuçları cinsiyete bağlı sorumluklar, evlilik sorumluluklarından ne kadar çok ayrılırsa, eşlerin yapmak zorunda hissettikleri şeyleri değil de yapmak istedikleri şeyleri gerçekleştirme konusunda kendilerini daha özgür hissedecekleri ve hem erkek hem de kadınların kendilerini genel olarak daha iyi ve mutlu hissedecekleri konusunda ümit vaat ediyor. Şimdilik evli olup çalışmayan ya da part-time çalışan kadınlarda kendini güvende ve rahat hissetme oranının yaygın olarak yüksek olmadığı gözlemlense de, en son yapılan bu araştırmanın sonuçları bu oranın bir gün artması için yeterince sebebin mevcut olduğunu gösteriyor."

Selülitlere Veda Etmenin Yolları
Deniz mevsimine sayılı günler kala, bayanların en büyük estetik problemlerinden birisi olan selülitler için neler yapılabileceğini Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrah, Op. Dr. Bülent Cihantimur anlattı.

"Aslında bir dolaşım bozukluğu olan selülit, genellikle hareketsiz yaşam tarzı ve yanlış beslenmeyle de doğru orantılıdır. Öncelikle tuzu ve şekeri azaltmalı, gün içerisinde tükettiğiniz su miktarını arttırmalısınız" diyen Op. Dr. Bülent Cihantimur, ayrıca şunları söyledi:"

Gün içerisinde yapacağınız yarım saatlik yürüyüşler selülitlerinizin zaman içerisinde kaybolmasını sağlayabilir. Bir diğer rutininiz haline gelmesi gereken şey masajdır. Selülitli bölgeye haftada üç gün esansiyel yağlarla bir fırça yardımı ile masaj yaptığınızda selülitlerinizin gözle görünür bir biçimde azaldığına şahit olabilirsiniz. Fakat selülitler ile tek bir cepheden savaşamayacağınızı unutmayın. Hem beslenme, hem hareket, hem de selülit tedavisi için geliştirilmiş tekniklerle ancak istediğiniz sonuçlara ulaşabilirsiniz".

Radyofrekans içeren cihazlarla selülit tedavisi

"Isı yoluyla etkili bir şekilde vücuttaki su moleküllerini ve iyonlarını harekete geçiren radyofrekans içerikli cihazlar, uygulandığı bölgede enerji açığı çıkararak, alanın ısınmasını sağlar. İnsan bedeni ortalama 36-37 derecededir ve bu uygulama selülitli alana yapıldığı zaman ısı 40 derecenin üzerine çıkar, cilt altında ise, 50 dereceyi bularak vücudun tepki vermesine neden olur. Bu ısı bedende herhangi bir tahribata sebep olmadan, yağ hücre duvarlarının parçalanmasına ve bölgesel yağ dokusunun erimesine fayda sağlar.

Yıpranmış ve hatta yaşlanmış kolajen dokusu parçalanarak ölür ve vücut yeni kolajen üretimini devreye sokar. Ayrıca bağ dokusu da yenilenir. Tüm bu saydığım sonuçlar, selülitlerin de yok olmasına yardımcı olur. Parçalanan ve eriyen yağlar ise, kan ve lenf yolu ile emilerek, bedenden atılır" diyen Cihantimur, farklı radyofrekans cihazlarıyla, kişiye özel selülit tedavilerinin oluşturulması gerektiğinin altını çizdi.

Su için, Alkol ve sigaradan uzak durun

Selülit tedavisi için radyofrekans uygulamaları yaptırmak isteyenlerin öncelikle bedenlerini ve sorunlu bölgedeki problemin ne aşamada olduğunu öğrenmeleri gerekir diyen Cihantimur: "Radyofrekans seansları öncesi ve sonrasında, parçalanan yağlı dokunun vücuttan çabucak atılması için, günde an az 2-3 litre su ve sıvı gıda tüketilmesi gerekiyor.

İğnesiz, acısız ve ameliyatsız bir çözüm olarak kullanılan radyofrekans uygulamasının yanı sıra, selülit oluşumunu tetikleyen, alkol, sigara, düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam ve stresten uzak durmanızı ve özellikle herhangi bir metabolik hastalığınızın olup olmadığını kontrol ettirmenizi öneriyorum" açıklamasında bulundu.

24 Haziran 2017 Cumartesi

Mide ilaçları kısırlık yapıyor
Mide yanması için kullanılan ilaçlar, genç erkeklerde kısırlık riskini üç kat artırıyor. Bu ilaçları kullanan erkeklerde sperm sayısı düşüklüğüne daha fazla rastlanıyor. Çok sık kullanırsanız genç yaşlarda çocuk sahibi olamamanıza sebep olabilir.

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Betül Görgen, sürekli mide ilacı kullanan erkekleri yakından ilgilendiren bu önemli sorun hakkında şu bilgileri verdi:

"Lansoprazol (Zoprol caps), Omeprazol (Losec, Prisolec tb) etken maddeli ilaçların kullanımı, düşük sperm sayısıyla ilişkilidir.

Araştırmalara göre, milyonlarca insana reçete edilen ve mide yanması için kullanılan bu ilaçlar genç erkeklerin bir kısmında kısırlığa neden oluyor. 20'li 30'lu yaşlardan itibaren altı ay ve daha uzun süreyle bu ilaçları kullananlarda düşük sperm sayısına rastlanma olasılığı üç kat daha fazla.
2015 yılında sadece İngiltere'de (midede yapılan asit miktarını azaltarak mide yanması ve ekşime gibi belirtileri gideren) bu ilaçlar 55 milyon kez reçete edildi.

Bu ilaçların maksimum kullanım süresi dört haftayken, çoğu insan aylarca hatta yıllarca kullanmaya devam ediyor.

Altı aydan daha kısa süre bu ilaçları kullanan erkeklerde sperm sayısı olumsuz etkilenmiyor ancak altı aydan uzun süre kullananlarda düşük sperm sayısına rastlanma sıklığında üç kat artış var. Yapılan testler bu azalmanın hareketli sperm sayısını daha çok etkilediğini ortaya koydu.

Bu duruma neden olan olası mekanizma, ilaçların bağırsaklardaki ortamı değiştirerek sağlıklı sperm oluşumunda hayati önemi olan Vitamin B yetersizliğine yol açması olarak düşünülmektedir. Kısa süreli kullanımlarda vücut buna adapte olabiliyor ama uzun süreli kullanımda bozulan denge tekrar kurulamadığından Vitamin B eksikliği ortaya çıkıyor.

Bu nedenle; çok masum gibi görülen bu tarz ilaçların gerekli olmadan kulaktan dolma tavsiyelerle kullanılmaması ve mutlaka ilgili branştan doktor tarafından yazılması gerekmektedir."

Op. Dr. Betül Görgen, bu ilaçların aynı zamanda kalp krizi, felç ve böbrek hasarı yapma potansiyeline sahip olduğunu sözlerine ekledi.

Sağlıklı Bir Yıl İçin 10 Öneri
Yeni yılı sağlıklı bir yaşamın ilk günü kabul edip; sigarayı bırakmak, sıkı bir diyete ve spora başlamak gibi kararlar genellikle kısa süre sonra rafa kaldırılıyor. Sağlıklı beslenmeyi bırakmak yerine, zaman zaman programı değiştirerek renklendirmek veya sporu gün içine yaymak gibi küçük taktiklerle alınan bu kararları yıl boyunca uygulamak mümkün olabiliyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Dahiliye Bölümü'nden Uz. Dr. Özgür Mollaoğlu, sağlıklı bir yıl için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

1) Aynı saatte yatıp aynı saatte kalkın
Kaliteli bir uyku bağışıklık sistemini güçlendireceği gibi, genç ve zinde bir görünüm de sağlamaktadır. 7-8 saatlik kaliteli bir uyku hafıza ve beyin sağlığı içinde gereklidir. Uyku rutini oluşturmak ve vücudun daha kolay uykuya dalması için her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya özen gösterilmelidir. Uyku sorunu yaşayanlar; televizyon, telefon gibi elektronik aletleri yatak odasından çıkarmalı, kafein gibi uyku kaçıran uyaranlardan uzak durmalı, gün içinde şekerleme denilen kısa uykuları azaltmalı veya uyku öncesi germe egzersizleri yapmalıdır.

2) İşlenmiş gıdalardan uzak durun
Sağlıklı bir yaşam için beslenme düzeni çok önemlidir. Diyet kavramı akılda, belli bir zamana kadar devam ettirilen beslenme şeklini canlandırdığı için yeni yılın ilk günü alınan diyet kararı genellikle uzun süreli olmamaktadır. Bunun yerine sağlıklı beslenme şeklini benimsemek, daha uzun soluklu sonuçlar doğuracaktır. Mevsim meyve ve sebzeleri, tam tahıllı ve lifli gıdalar beslenme düzeninde ön plana çıkarılmadır. Yağlı gıdalar ve yağlı etlerden mümkün oldukça uzak durulmalı, salam, sosis gibi işlenmiş gıdaların kansere yol açabileceği unutulmamalıdır.

3) Su içemiyorsanız meyvelerle tatlandırın
Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ve vücudun bütün fonksiyonları yeterli miktarda suyun içilmesi ile sağlanmaktadır. 8-9 bardak ya da 1-2 litre su tüketmek günlük su ihtiyacını karşılarken, aynı zamanda ciltte parlaklık sağlar, hazımsızlık, baş ağrısı ve unutkanlığa da iyi gelir. Suyun tadını sevmeyenler ya da mide bulantısı yaşayanlar; suyun içine dilimlenmiş elma, portakal, mandalina gibi mevsim meyveleri veya havuç, kereviz sapı gibi sebzeler koyarak tatlandırabilirler.

4) Haftada 150 dakika yürüyüş yapın
Günlük egzersizler için kapalı salonlar yerine veya kış ayrımı yapmaksızın açık hava tercih edilebilir. Baş, göğüs ve kulak bölgeleri korunarak uygun kıyafetlerle spor yapılmalıdır. Haftada 150 dakika tempolu yürüyüş yapmak, kilo kontrolü sağlayarak sağlıklı bir görünüme kavuşulmasını sağlarken; oksijen kapasitesinin artmasına, tansiyon kontrolüne, kalp atım hızının düşmesine ve stres atılmasına yardımcı olmaktadır. Genç yaşlarda yapılan ağır sporların ilerleyen yaşlarda bırakılmasının aşırı kilo alımına neden olabileceği unutulmamalıdır. Spordan sıkılıp bıkkınlık hissini yaşamamak için egzersizleri gün içine yaymak faydalı olabilir. Asansör yerine merdivenleri kullanmak, işlerindeki molalarda küçük yürüyüşler ya da germe egzersizleri yapmak, yakın mesafelere yürüyerek gitmek sporu gün içine yaymak için uygulanabilir.

5) Sağlık kontrollerini ihmal etmeyin
Düzenli sağlık kontrolleri ile belirti vermeyen hastalıklar belirlenip önlem alınabilir. Özellikle kilolu bireyler ve hareketsiz bir yaşam sürenler, ilerde diyabet olma riskine karşı kendilerinde insülin direnci olup olmadığına baktırmalıdır. Sürekli halsizlik ve yorgunluk hissedenler tiroit kontrollerini ihmal etmemelidir. Birçok hastalık erken tanı ile vücutta herhangi bir organ hasarı oluşmadan tedavi edilebilmektedir.

6) Tadınız tuzunuz kaçmasın
Günlük şeker ve tuz tüketiminin kontrol altında tutulması, sağlıklı bir yaşam için çok önemlidir. Kan şekerini hızla yükselten ve hızla düşüren saf şeker ve şekerli besinler yerine; tahıllı ekmek, bulgur gibi lifli besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir. Besinlerin içinde tuz olduğu unutulmamalı, günlük tuz tüketimi sınırlandırılmalıdır.

7) Sevdiğiniz insanlarla zaman geçirin
Stres hormonları bağışıklık sistemine zarar verir. Genç ve sağlıklı kalmak için aile ile ya da sevilen kişilerle daha fazla zaman geçirilmelidir. Müzik dinlemek, yürüyüş, masaj ve yoga da stresle mücadelede etkili tercihlerdir.

8) Sigara ve alkolden uzak durun
Sigara ve alkol kullanılmamalıdır. Bırakmak için gerekirse yardım alınmalıdır. İçeriğinde farklı zararlı maddeler bulunan sigara, vücuttaki tüm sistemleri etkileyerek ölümcül hastalıklara neden olurken, cilt ve vücut yaşlanmasının en önemli nedenlerinden biridir.

9) Güneşten doğru faydalanın
D vitamini kaynağı olan güneşten doğru faydalanmak gerekir. Güneşli günlerde sabah ve akşamüzeri saatlerinde zamana dikkat ederek güneşlenmek bağışıklık sistemini güçlendirmektedir. Ancak uygun olmayan saatlerde uzun saatler güneşe maruz kalmak, cilt kanserine neden olabileceği gibi cildin erken yaşlanmasına da yol açmaktadır.

10) Aşılarınızı aksatmayın
Sağlıklı bir yaşam için enfksiyon kontrolü çok önemlidir. Enfeksiyonlarına karşı grip ve zatürre aşısı oldukça etkili bir önlemdir. Daha önce zatürre geçirenler, bağışıklık sistemini etkileyecek ilaç kullananlarla birlikte karaciğer, böbrek, kalp ve akciğer hastaları, 65 yaş üzerindeki kişilerin zatürre aşısı olması gerekmektedir. Hepatit B, tetanoz ve rahim ağzı kanserlerine karşı HPV aşısı da yetişkinlerin aşı takviminde olmalıdır.

Ev Yoğurdunun 9 Faydası
Yoğurdun kalsiyumun başlıca kaynaklarından olduğunu biliyoruz ama diğer faydalarından pek çoğumuzun haberi yok. Oysa her gün düzenli olarak tüketildiğinde bağışıklığı güçlendirmesinden bağırsak sağlığını korumasına, yağ yakımını hızlandırmasından tatlı krizini önlemesine dek vücudumuz için çok önemli faydaları var. 

Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal, yoğurdun sadece kalsiyum kaynağı olmasıyla değil, içerdiği protein ve yararlı bakteriler ile de sofraların baş tacı olmayı hak ettiğini belirterek "Özellikle günlük süt ile evde mayalanan yoğurdun probiyotik içeriği artıyor ve bağırsaklar için daha da faydalı bir hal alıyor" diyor. Yetişkinlerin günde bir kase, çocukların da en azından günde 6 yemek kaşığı ev yoğurdu tüketmeleri gerektiğini vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal, ev yoğurdunun 9 faydasını anlattı, yoğurt yapımı tarifi verdi.

Bağırsak sağlığını koruyor
Katkı maddesinden uzak evde yapılan doğal yoğurtlar, hazır yoğurtlara göre daha yüksek miktarda probiyotik içeriyor. Bu bağırsak dostu bakteriler ise, bağırsak duvarında bulunan ve besin emilimini sağlayan villusların yapısını koruyarak bağırsak hareketlerini düzenliyor. Bu sayede kabızlık, ishal, hazımsızlık gibi sıkıntıların da önüne geçiyor.

Yağ yakımına destek oluyor
Yoğurt içerdiği kalsiyum sayesinde özellikle karın bölgesinde oluşan yağlanmanın azaltılmasında etkili oluyor. Yapılan çalışmalar diyetlerinde yoğurt tüketenlerin, tüketmeyenlere oranla kilo kaybının daha fazla olduğunu gösteriyor.

Tansiyonu düzenliyor
Amerikan Kalp Vakfı'nın yaptığı ve 15 yıl süren bir çalışmada, düzenli yoğurt tüketmenin yüksek tansiyon riskini azalttığı ve her gün bir kase yoğurt tüketen kişilerin büyük tansiyonlarının normal değerlerde olduğu ortaya konuluyor. Yoğurdun sağladığı bu etkinin, içerdiği yararlı bakteriler sayesinde olduğu düşünülüyor.

Bağışıklık sistemini güçlendiriyor
Yoğurt, bağışıklık sistemini destekleyen, hastalık ve enfeksiyon gibi durumlarla savaşan T hücrelerinin aktivasyonunu artırıyor ve daha güçlü hale getiriyor. Bağırsak sağlığı için önemli dost bakteriler sayesinde de bağışıklığı destekleyerek vücudu enfeksiyona karşı dirençli hale getiriyor. Aynı zamanda bağışıklık sistemini güçlendiren immunoglobulin A'dan da zengin bir besin.

Diş ve kemik sağlığını destekliyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Melis Torluoğlu "İçerdiği kalsiyum sayesinde çocuklarda diş ve kemik oluşumunu destekleyen yoğurt, yetişkinlerde de özellikle yaşın ilerlemesiyle beraber oluşan osteoporoz, kemik yoğunluğunda azalma gibi hastalıkların önüne geçiyor. Bu yüzden her gün üç porsiyon süt ve süt ürünü tüketilmesi ihmal edilmemeli" diyor.

Kolesterolü düzenliyor
Özellikle kaymaksız olarak tüketilen ev yoğurdu kolesterolün düşürülmesine destek oluyor. Bu etkisini bağırsak villuslarının sağlığını sürdürmesini sağlayan yararlı bakteriler sayesinde yapıyor. Bağırsaklarda oluşan emilim bozukluklarını önleyerek, fazla yağın dışkı ile vücuttan atılmasını sağlıyor ve bu şekilde kolesterol seviyelerinin yükselmesini önlüyor.

Cilt ve deri hastalıklarına karşı koruyor
Bilimsel çalışmalar yoğurdun, içerdiği yararlı bakteriler sayesinde ciltte oluşan sivilce ve kızarıklıklara iyi geldiğini gösteriyor. Probiyotik bakteriler sayesinde aynı zamanda kadınlarda sıklıkla karşılaşılan vajinal mantar enfeksiyonlarına karşı da koruyucu rol oynuyor.

Kas gelişimini destekliyor
Yoğurt içerdiği protein sayesinde özellikle egzersiz sonrası yıpranan kasların onarılmasında görev alıyor. Protein dokuların gelişmesi ve onarılmasını sağlayan temel besin öğesidir. Doğru protein kaynakları tüketerek de kas gelişimi ve yıpranan kasların onarımını sağlamak mümkün. Bu protein kaynaklarının başlıcalarından biri de süt ve süt ürünleri.

Tatlı isteğinin önüne geçiyor
Yanlış duymadınız! Bir kase yoğurt tüketerek tatlı isteğinizi önleyebilirsiniz. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal, "Bir kase yoğurt protein, karbonhidrat ve yağ miktarını dengeli bir şekilde içerdiği için kan şekerinin dengelenmesini sağlıyor. Sağlıklı beslenmenin temel taşlarından biri de kan şekerinin dengeli olmasını sağlamaktır. Üstelik kan şekeriniz ne kadar dengeli olursa abur-cubur ve tatlı istekleriniz de o kadar az olacaktır. Özellikle canınız tatlı istediğinde ise ev yapımı meyveli yoğurt yaparak ya da meyve ve yoğurdu blenderdan geçirdikten sonra dondurarak son derece sağlıklı tatlılar elde edebilirsiniz" diyor.

Süt seçiminde bunlara dikkat!
*Yoğurt yaparken tercih edeceğiniz sütün sağlıklı ve hijyenik kurallara uygun olarak size ulaşması çok önemli. Zira süt mikroorganizmaların üremesi için çok iyi bir ortam oluşturduğundan çok kolay bozuluyor.
*Yoğurdunuzu günlük sütten yapmaya ya da açık süt alıyorsanız güvenilir yerlerden almaya dikkat edin.
*Günlük süt alsanız dahi ocağa koyduğunuzda mutlaka kaynatın. Özellikle iyi kaynamayan açık sütlerden başta tüberküloz, brusellozis ve kuduz olmak üzere birçok hastalık bulaşabiliyor.
*Açık sütü kaynatırken fokurdadıktan sonra ocağın altını kısıp, en fazla 5 dakika daha kaynatın. *Yapılan çalışmalar, gereğinden fazla kaynatılan sütteki vitamin ve minerallerde büyük kayıp olduğunu ortaya koyuyor.

Özge Öçal'dan ev yoğurdu tarifi Sütü tencerede kaynatın. Kaynarken hafif hafif karıştırıp, içindeki suyun buharlaşmasını sağlayın. Ocaktan aldıktan sonra mayalayacağınız yerde, ısısını koruyacak şekilde, etrafını kalın örtülerle sarın ve soğumaya bırakın. Ara ara serçe parmağınızla ısısını kontrol edin. Süt sıcaklığı mayalanmaya uygun olduğunda, parmağınızda sıcağa biraz yakın şekilde ılıklık hissedersiniz. Ardından tahta kaşıkla, 1 litre süt için 1 yemek kaşığı dolusu yoğurdu ılık sütten alacağınız biraz sütle iyice ezin ve püre kıvamına getirin. Sonra sütün içinde iyice dağılana kadar karıştırın. Tencerenin kapağını kapatın ve tencereyi yine kalın örtü ile sıkı sıkı sardıktan sonra kalorifer yakınında 4-6 saat bekleterek mayalanmasını sağlayın.

Taşikardi daha çok kadınlarda görülüyor
Sağlıklı bir kalbin dakikadaki kalp atış sayısı 50-100 arası olup, bu rakam günün saatine ve vücudun o anki ihtiyaçlarına göre değişebiliyor. Örneğin uykudayken bu rakam, 40'lara kadar inebiliyor. 

Ancak istirahat halindeyken 90'ın üzerine çıkan kalp atış sayısının bir taşikardi varlığına işaret olduğunu ve dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen "Taşikardilerin çoğu basit düzeydedir ve hayati bir tehlike yaratmazlar. Ancak altta yatan bir kalp hastalığının olduğu aritmi tarzındaki taşikardiler için dikkatli olmakta fayda var" açıklamasında bulundu.

Gün içinde yaşadığımız kalp çarpıntılarının, aslında en yalın tabiriyle kalp atışının hızlanması olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen "Spor yaparken, yürürken, merdiven çıkarken, herhangi bir heyecan yaşarken, hatta âşık olurken kalp atış hızımız doğal olarak hızlanabiliyor. Ancak normalin üstünde bir hızlanma söz konusu ise ve istirahat halindeyken dahi, yani ortada görünür bir sebep yokken kalp atış hızı yükselme eğilimindeyse taşikardiye dikkat etmek gerekiyor. Aritmi dediğimiz, ritim bozuklukları şeklinde ilerleyen taşikardiler ise spor, yürüyüş, koşu, çay ya da kahve içimi gibi geçici sebeplerin dışında bireysel yatkınlıklarla ilgili olabiliyor.

Kalbin ritmini düzenleyen organik pil, bazı insanlarda aktiftir ve daha çabuk reaksiyon gösterebilir. Yani ortada bir sebep yokken nabız fazla atıyorsa bunun organik bir kaynağı olabiliyor. Kalp yetmezlikleri, kalp kapakçıklarındaki bozukluklar ya da kalbin elektrik sistemi ile ilgili durumları bunlar arasında yer alıyor. Taşikardilerin çoğu masumken, özellikle kadınlarda taşikardiye daha sık rastlanıyor" dedi.

Kadınların kalbi daha hassas
Taşikardinin en çok kadınlarda görülmesinin sebebinin anemi ve tiroit sorunlarının kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ertan Ökmen "Kansızlık sorunu ve tiroit bezinin hızlı çalışması, kalbin daha çok çalışmasını gerektiren sorunlar olduğu için, adeta taşikardiyi çağırıyor" açıklamasında bulundu.

Sigara, çay ve stres taşikardiye neden olabilir
Taşikardilerin çoğunun basit düzeyde olduğunu ve hayati bir tehlike yaratmadığının altını çizen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ertan Ökmen sözlerini şöyle sürdürdü: "Altta yatan bir kalp hastalığı olmadığı sürece aritmi tarzındaki taşikardiler de hayati risk taşımaz, çoğu masumdur. Bu tip taşikardiler bazen hiç ilaç vermeden, sadece düzenli takip ve kontrollerle bazen de basit ritim düzenleyici ilaçlarla tedavi edilebilir. Eğer taşikardinin sebepleri kalp dışında, yaşam tarzıyla ilgiliyse (sigara kullanımı, çay-kahve tüketimi, stresli ortamlar, ağır egzersizler, hareketsizlik sebebi fazla kilolar gibi), bunların ortadan kaldırılması da tedavi için son derece önemli. Kalp krizileri sonrası ya da kalp yetmezliği gibi kalbin yapısal problemlerinden kaynaklanan aritmiler ise ciddi tedavi edilmesi gereken önemli aritmlierdir."

Taşikardi teşhisinde "ritim holteri" cihazı kullanılıyor
Hasta muayenesinde aritmi ya da taşikardiden şüphelenildiğinde "ritim holteri" adlı bir kayıt cihazı kullanılarak kesin tanının konabildiğinin altını çizen Prof. Dr. Ökmen "Bu cihaz bir cep telefonu büyüklüğünde olup hastanın üzerine takılıyor ve gün boyunca hastanın kalp atışlarını ölçüp kaydediyor. Elde edilen rakamlar eğer ortalama kalp atış hızının üstündeyse taşikardi teşhisi konabiliyor. Ancak basit sebeplerle açıklanamayan bir taşikardi varsa, bu kez daha ileri tetkiklere ihtiyaç duyulabiliyor. Bu noktada da ekokardiyografi dediğimiz kalp ultrasonuna bakılarak, olası bir kalp hastalığı olup olmadığının incelenmesi gerekiyor. Aritmi tarzında bir taşikardi tespit edildiğinde, multidisipliner bir bakışla, kardiyolojinin bir alt disiplini olan elektrofizyoloji de devreye giriyor. Elektrofizyologların da hedefi, anjiyo yapar gibi kalbin içine girerek aritminin kaynağını bulup, sorunu ortadan kaldırmak" dedi.

SAĞLIKLI ÖNERİ: Herhangi bir kalp sorununuz olmasa da yaşa göre egzersizler tercih edilmeli. Örneğin zorlamadan yapılacak yürüyüş, bisiklete binme ve yüzme en ideal hafif egzersizler kategorisinde olup her yaş için uygun. Böylece hem kalp damar sağlığınızı korur hem de nabzınızı daha iyi kontrol altında tutarak kondisyon dengelemiş olur. Bilinen bir kalp hastalığı olanlar hastalığın ciddiyetine göre hekimleri uygun egzersiz düzeyini belirlemeli.
Taşikardinin sık rastlanan sebeplerinden biri de kondisyonsuz olmak, yani düzenli egzersiz yapmamak. 30-40 dakika, terletmeyen, zorlamayan egzersizler, kondisyonunuzu dengeleyerek taşikardinin de daha iyi kontrol edilmesini sağlar.

22 Haziran 2017 Perşembe

'Kısırlık erkeklerde neden artış eğiliminde'
Medicana International Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Op. Dr. Özgün: "Eskiden kısırlık oranlarında kadın ve erkek payı yaklaşık yarı yarıyaydı, şimdi vakaların 3'te 2'si erkek."

Medicana International Ankara Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, son yıllarda erkeklerin kısırlık oranında artış olduğuna işaret ederek, "Eskiden kadın ve erkek oranı yaklaşık yarı yarıyaydı, şimdi vakaların 3'te 2'si erkek, 3'te 1'i kadın oldu" dedi.

Hastane tarafından düzenlenen Bahar Buluşmasında, Tüp Bebek Merkezi ekibi ile bu yolla çocuk sahibi olan aileler buluştu. Tedavi sürecine ilişkin deneyimlerini konuklarla paylaşan aileler, çocuk özlemlerinin sonlanmasında tercih edilen tıp ekibinin yanında sabır ve ısrarın önemli faktörler olduğunu anlattı.

Bebeklerinin ilk kalp atışını duydukları andaki heyecanı dile getiren aileler, umutları taze tutmanın tedavi süreci boyunca pozitif etki yarattığını vurguladı. Bazı aileler ise çocuklarını kucaklamış olmayı "mucize" olarak nitelendirdi.

Kısırlık, 2050'de çiftlerin %70'inin sorunu olabilir

Hastanenin Tüp Bebek Merkezinin Sorumlu Hekimi Op. Dr. Osman Denizhan Özgün, yaptığı açıklamada, özellikle son 20-30 yıldır sanayi toplumunun getirdiği bir bedelle karşı karşıya olunduğunu ve erkeklerde kısırlık oranının arttığını söyledi. Özgün, şöyle konuştu:
"Dünyada yapılan araştırmalara göre yaklaşık 30 bine yakın toksik madde var. Yediğimiz, içtiğimiz, soluduğumuz, giydiğimiz, tükettiğimiz bir çok şeyde bir sürü toksik madde var. Bunlar kısırlık vakalarını erkeklerde çok fazla artırdı. Hatta 2050 yılında çiftlerin yaklaşık yüzde 70'inin kısırlıkla ilgili problemi olacağı söyleniyor. Bu oran artmaya da başladı. Özellikle erkekler bu işte en fazla mağdur olanlar. Onun için mutlaka evlilikten sonra çocuk yapmayı düşünseler de düşünmeseler de mutlaka tüp merkezlerine gelerek spermleriyle, kişinin muayenesiyle basit bir inceleme yaparak bir karar verilmesi gerekiyor. Çünkü hiç ummadığımız bir anda böyle bir problemle karşı karşıya kalabiliriz."

Tüp bebeğin günümüzde çok fazla yaşamın içerisine girdiğini ifade eden Özgün, bu yöntemin çok olağan ve kolay bir hal aldığını belirtti. Özgün, "İnsanların da artık eski tepkileri yok. Çünkü biz aslında zaten doğal bir şey yapıyoruz. Spermle yumurtanın buluşmasına laboratuvar ortamında yardımcı oluyoruz. Onun için bu tip yöntemlere başvurmakta hiç bir tereddüt yaşanmamalı" dedi.

Tedavi sürecinde bunlara dikkat...
Tedavi sürecinde dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin de bilgiler veren Op. Dr. Özgün, "Tedavi süreci, zaman açısından baktığımızda, eskiye göre biraz daha kısaldı. Eskiden 1,5 ay civarında süren tedavi süreci, şimdi 2 hafta içerisinde tamamlanabiliyor. Tedavide zaman içerisinde ortaya çıkan yenilikler tedavi süresinin de kısalmasını sağladı. Çiftlerin sigara, alkol gibi tedaviyi direkt etkileyen şeylerden uzak durmalarında fayda var. Bunun dışında başvuracakların merkezin direktifleriyle bu süreci kısa sürede atlatmaları mümkün" değerlendirmesinde bulundu.

Çarpık Bacak Korkunuz Olmasın
Artık bacak güzelleştirme estetik cerrahisiyle, son derece pratik ve iyileşme dönemi kısa süren bir müdahale ile bacaklardaki çarpıklık ve yağ dağılımı sorununu çözümlenebiliyor.

Estetik Plastik ve Rekonstrüktüf Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur:" Çarpık bacak ve bacaklardaki yağ dağılımı sorunu, özellikle bayanların istediği kıyafeti giyememelerine ve sürekli bacaklarını kamufle eden kombinler yapmalarına neden oluyor.

Genetik ya da olası sebeplerden oluşabilecek çarpık bacak sorunu, estetik beden proporsiyonuna gölge düşürüyor. Bacaklarındaki orantısızlık sebebiyle sorun yaşayanlar, plaj kıyafetleri, tayt ve ya etek gibi giysileri giyememekten ve özgüven kaybı yaşadıklarından şikâyet ediyorlar. Günlük ve özel yaşantısında kendini çok daha iyi hissetmek isteyen pek çok insan, artık bacak Güzelleştirme estetiği dediğimiz, çarpık bacak düzeltme operasyonuna başvuruyor" ifadesinde bulundu.

Hastanın bilinci açık ve sadece belden aşağısı uyuşturuluyor

Sütun gibi bacak söylemiyle, dilimize bile yerleşen, estetik ve orantılı bacak arzusu, bugün, yarım saat süren pratik bir işlemle hayata geçirilebiliyor. Op. Dr. Bülent Cihantimur, çarpık bacağın bir kader olmadığını ve hastanın bilinci açıkken yağ transferi yaparak kontür düzeltme ve dolgu işlemi yaptıklarını dile getirdi: "Hastanın bölgesel yağlanma sorunu yaşadığı alandan alınan yağları, kök hücreden zenginleştirildikten sonra bacaklara enjekte ediyoruz. Kemikteki mevcut eğriliğe dokunmadan sadece yağ enjeksiyonuyla sorunlu kontürü düzeltip, gerekirse, alt üst bacak arasında oranlama yaparak işlemi tamamlıyoruz. Hastanın bilinci açık ve sadece belden aşağısı uyuşturuluyor.

Teknik, çarpık bacak düzeltme operasyonu olarak geçse de, bacağında herhangi bir çarpıklık olmamasına karşın, yer yer çöküklük ve üst alt bacak arasında orantısızlık olan hastalarımıza da bu tekniği uygulayabiliyoruz".

En etkili ve en konforlu teknik

Kemik yapısındaki eğriliğin düzeltilmesinin son derece sıkıntılı ve hastayı zorlayıcı bir yöntem olduğunu söyleyen Dr. Cihantimur, "Bu teknikle en etkili ve hastaya iyileşme sürecinde en konforlu süreci yaşatabiliyoruz. Hastanın kök hücreden zenginleştirilmiş kendi yağının, çarpık bacak düzeltme operasyonunda kullanılmasının pek çok avantajı bulunuyor. Hastalar bu teknikle hem bölgesel yağlanma sorunundan kurtuluyorlar, hem de sentetik yapay dolgu malzemeleri kullanmadan, kendi yağlarını kullanıyor olmanın avantajını yaşıyorlar.

Mikro girişlerle çekilen yağ, bacaklara yine mikro girişlerle transfer ediliyor ve herhangi bir kesi yapılmadan ve iz bırakmadan uygulanıyor. Çarpık bacak ameliyatlarındaki gibi risklerin olmadığı ve tek seferde sonuca ulaştıran bu teknik sayesinde, çarpık bacaklar kader olmaktan çıkıyor" ifadesinde bulundu.