Önizle

Son yazılar

Son yayınlananlar

Rahim ağzı kanserinin 12 belirtisi!

- 17 Ağustos 2020 Pazartesi Yorum Yok

Rahim ağzı kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak biliniyor ve gelişmekte olan ülkelerde görülme sıklığı da giderek artıyor. 

Erken dönemde yakalanmış serviks kanserinin tanı konulduktan sonraki 5 yıllık sağ kalımları %92 gibi yüksek düzeylerde seyrediyor. Serviks kanseri, yaklaşık %20 oranda 65 yaş üzeri kadınlarda teşhis edilmesine rağmen, daha çok 30'lu, 40'lı ve 50'li yaşlardaki kişileri etkiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Murat İnal, serviks kanseri hakkında bilgi verdi.

45 yaş altında daha sık görülüyor

Serviks kanseri, serviks olarak adlandırılan rahim ağzının kanseridir. Serviks, rahmin vajinaya açılan ve doğum esnasında genişleyen kısmıdır. Tüm dünyada 45 yaş altı kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türüdür ve meme ile akciğer kanserinden sonra kanser nedeniyle yaşam kaybının önde gelen üçüncü nedenidir.

HPV sonucu oluşuyor

Rahim ağzı kanseri, uzun süre ve inatçı, yüksek riskli HPV enfeksiyonu sonucu oluşmaktadır. HPV enfeksiyonu oldukça sık ortaya çıkmaktadır ve cinsel yaşamı aktif olan insanların önemli bir bölümünde görülebilir. Ancak enfeksiyon ilerleyerek serviks kanserine dönüşmez. HPV ile enfekte çoğu insan buna bağlı ciddi problemler yaşamaz ve ancak çok küçük bir yüzdede kanser gelişebilir.HPV; ağız, boğaz, vajen, vulva ve serviks kanseri gibi birçok kanser tipinin ortaya çıkma olasılığını da artırmaktadır.

Rahim ağzı kanseri riski taşıyanlar dikkat!

  • HPV teşhisi konulmuş kadınlar,
  • HPV aşısı yaptırmamış kadınlar,
  • Prekanseröz lezyonlar için düzenli pap smear yaptırmamış olanlar,
  • Anormal pap smear sonucu olan ya da kanser öncesi servikal hücre değişiklikleri tanısı öyküsü bulunanlar,
  • Daha önce serviks kanseri öyküsü olanlar,
  • HPV enfeksiyonu riskinin artmasına neden olan birden fazla cinsel partneri bulunanlar,
  • Yüksek riskli cinsel aktivitede bulunan partneri olanlar,
  • Çok erken yaşta ilk cinsel ilişkisini yaşayanlar,
  • HIV enfeksiyonu ya da bağışıklık sistemini zayıflatan herhangi bir durumu olanlar. (Bağışıklık sisteminin zayıflaması, kadında HPV enfeksiyonu gelişme olasılığını ve serviks kanseri riskini artırır.)
  • Sigara kullananlar…

Rutin jinekolojik kontrollerinizi ihmal etmeyin!

Serviks kanseri erken dönemde genellikle belirti vermez. En erken teşhis, rutin jinekolojik muayene esnasında saptanan anormal pap smear testi sonucunda görülür. Hastalık, oldukça yavaş seyirlidir ve böylece belirtisiz dönem yıllarca sürebilir. Pap smear testinde anormal hücrelerin tespit edildiği evre yüzde, hastalığın %100 z tedavi edilebilir evresidir. İlerlemiş serviks kanserleri genel olarak en sık, düzenli pap smear testi yaptırmayan ya da anormal pap smear sonucu alıp takiplere devam etmemiş kadınlarda ortaya çıkmaktadır.

Serviks kanseri geliştikçe görülen belirtiler şunlardır;

1. Adet arası, cinsel ilişki sonrası ya da menopoz sonrası kanama gibi anormal vajinal kanamalar. (Bununla birlikte anormal vajinal kanamaya başka durumlar da yol açabilir)

2. Sulu, pembe, soluk ve devamlı olan vajinal akıntı

3. Normalden daha fazla kanama olan ve daha uzun süren adet dönemleri

Mesane, bağırsaklar, akciğerler ya da karaciğere yayılmış çok ileri düzeydeki serviks kanseri vakaları aşağıdaki belirtileri gösterecektir:

4. Sırt ağrısı

5. Kemik ağrısı ve kırıklar

6. Yorgunluk, bitkinlik

7. Vajinadan idrar ve dışkı kaçağı

8. Bacak ağrısı

9. İştah kaybı

10. Pelvik ağrı

11. Şişmiş ayaklar

12. Kilo kaybı

Kanserin evresine göre tedavi belirleniyor

Serviks kanseri için tedavi seçenekleri kanserin evresine göre değişmektedir. Erken evrelerde yakalanan serviks kanserinin tedavisi göreceli olarak kolaydır. Küçük, erken evre kanseri olan hastalar histerektomi (rahim ve rahim ağzının çıkarılması) ile cerrahi olarak tedavi edilebilir. Serviks kanserinin yayılımına bağlı olarak değişik histerektomi tipleri önerilebilir. Cerrahi operasyon, klasik açık ameliyat ya da laparoskopi gibi yöntemlerle yapılabilir.

Aşk, beyni gençleştiriyor

- Yorum Yok

İnsanlık tarihi boyunca en çok önem verilen konularından biri hiç şüphesiz: "Aşk" oldu. Aşkın insan beynindeki etkileri ise oldukça dikkat çekici. Tutkulu aşk döneminde sinir hücrelerini büyüten hormon, normalden 2-3 kat fazla salgılanıyor. 

Aşkın beyni gençleştirdiğini belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, sırılsıklam aşk döneminde beynin karar mekanizmasının daha az çalıştığını belirterek, "Aşk gelince akıl gider" deyişinin sinirbilim alanındaki doğruluğuna dikkat çekti.

Her yıl 14 Şubat, tüm dünyada Sevgililer Günü olarak kutlanıyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, aşkın insan beynindeki etkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Bütün önemli eserler, tutkulu aşk döneminde yaratılıyor

"Dünyaya baktığınız zaman gördüğünüz her estetik üretinin; iyi bir mimarinin, iyi bir tablonun, iyi bir müziğin, iyi bir şiirin, iyi bir sinema filminin…Tutkulu olan her şeyin üretiminin altında dopamin yatar. Dopamin, yenilik arayışı, yaratıcılık ve hazzı temel alan bir sinir kimyası maddesidir" diyen Prof. Dr. Sultan Tarlacı,

"Tutkulu aşk döneminde insan beyninin neredeyse dopamin içinde yüzdüğü gösterilmiştir. Bundan dolayı bütün önemli aşk şiirleri, bütün önemli müzikler hep sırılsıklam aşk döneminde yazılıyor" şeklinde konuştu.

Aşk, beyni gençleştiriyor

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, "Bir diğer bilinen şey de tutkulu aşk döneminde 'neuron growth factor' dediğimiz, sinir hücrelerini büyüten bir hormon bu, beyinden salınıyor. Yaşlandıkça azalıyor. Bu neuron growth factor'ün aşk döneminde ölçülmüş insanların kanlarında normalin 2-3 katı yükseldiği gözlenmiş" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu neyi sağlar? Sinir hücrelerinin daha uzun ayakta kalmasını, sinir hücrelerinin arasındaki bağlantının zaman içerisinde daha sık olmasını ve gençleşmeyi sağlayan bir hormon. Sinir hücrelerini yapay bir ortama alıp, onlara bu hormonu verdiğinizde yapıları daha da gençleşiyor. Aynısı beyinde oluyor. Yani aşk beyni gençleştiriyor.

Aşk, ağrı duyarlılığını azaltıyor

Sırılsıklam aşk döneminde morfin benzeri maddelerin beyinde salınımı artıyor. Bundan dolayı ağrıya duyarlılık azalıyor. Bu şey için de geçerli. İnsan çok mutlu olduğu zaman ağrı duymaları azalır bedeninde. Ama mesela depresyondaki hastalar çok fazla ağrı duyarlar. Başı ağrır, boynu ağrır, sırtı ağrır beli ağrır… Dolayısı ile sırılsıklam aşk döneminde ağrı hisleri de azalıyor."

Aşkın ömrü ne kadar?

"Her şeye rağmen aşk, yine beklenmedik anda geldiği zaman, olumlu karşılanması gereken bir duygu. Ama arkasından da belli bir süresinin olduğu ve bir iniş döneminin olacağını daima düşünmek lazım" diyen Prof. Dr. Sultan Tarlacı,

"Nihai ve devamlı aşk diye bir şey söz konusu değil. Bu sırılsıklam aşk dönemlerinin en fazla kan kimyası ve psikolojik testler olarak 8 ila 16-18 ay sürdüğü gösterilmiştir. Çok istisnai durumlarda 20 yıl tutkulu aşk yaşayanlar var ama bunlar tabii ki çok sıra dışı kişiler" diye konuştu.

Aşk, fonksiyonel MR ile görüntülenebiliyor!

Prof. Dr. Tarlacı, aşkın beyinde görüntülenmesi konusunda şunları söyledi:

"İnsanlar 1700'lü yıllara kadar insanı yöneten merkezin kalp olduğunu düşünmüşler. 1700'lü yıllardan sonra insanı yöneten esas merkezin beyin olduğu anlaşılmış. Modern çağda 2003'ten beri artık fonksiyonel MR'ın birçok alanda kullanılması bazı beyin bilimcilerde merak uyandırmış. 'Yutarken, kitap okurken, film izlerken beynin neresi çalışıyor görüyoruz. Acaba bir insan sevdiği kişiye bakarken beyninin neresi çalışıyor?' diye sormuş Mısırlı Bilim İnsanı Semir Zeki. Bu sorulduktan sonra, hayret uyandıracak şekilde beynin belli bölgelerinin aşık kişiler maşuklarına bakarken ışıl ışıl parladığını görmüşler ve bu tutarlılık gösteren bir şey. Yani birisi aşıkken başka bir örüntü, öbürü aşıkken başka bir örüntü yok. Bütün o sırılsıklam aşk döneminde beynin ışıldayan alanlarında benzer bir örüntü var. Şöyle bir test olabilir; 'Beni sevgilim gerçekten tutkuyla seviyor mu?'. Bunu anlamamız herhalde bir yarım saat sürer. Teknolojik olarak buna sahibiz yani fonksiyonel MR cihazı olduğu için bunu yapabiliriz."

Aşk, beynin karar mekanizmasını yavaşlatıyor

"İnsan davranışının hepsinin beyinsel bir karşılığı var. Sırılsıklam aşk döneminde beynin birçok bölgesi ışıldarken, beynin frontal bölgesi az çalışıyor ya da çalışması zayıflıyor. Bu çok dikkat çekici bir şey" diyerek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bunun sonucu nedir? Normalde bizim alın beyin bölgemiz sosyal normlar, kurallar oluşturmamızı sağlıyor. Başkasından saygı görmeyi ve bütüne bakıp durumumuzu değerlendirmeyi sağlıyor. Aynı beyin bölgesi, trafikte sağa ya da sola dönmeden çok önce sinyal vermeni sağlar. Bu bölge aynı zamanda karar alma süreçlerinde de devreye giriyor. Bu bölgenin sırılsıklam aşk döneminde az çalışması, o dönemde alınan kararların sağlıksız ve sorunlu olmasına neden oluyor. Dolayısı ile o yoğun, tutkulu dönemde hani sonradan derler ya 'Ben bunu nasıl yaptım, buna nasıl böyle karar verdim, nasıl onun peşinden gittim'… Pişmanlıklar olur ya aşklarda bir süre sonra… Ya da 'O benden şunu istedi ben ona nasıl verdim'… Sırılsıklam aşk bitince akıl yerine gelmiştir. Hani 'Aşk gelir akıl gider' ya, böyle söylenir halk arasında. Aslında bunun sinirbilimsel karşılığı var. Gerçekten sırılsıklam aşk döneminde aşk gelince akıl gidebiliyor."

Zayıflarken en çok yapılan 11 hata

- 8 Ağustos 2020 Cumartesi Yorum Yok

"3 öğünde tek bir gıda yiyorum", "Kahvaltı etmeyince kilo veriyorum", "Su içersem ödem yapar" gibi cümleleri çevremizde kilo vermek isteyen pek çok kişiden sıkça duyuyoruz. Ancak bilinçsizce yapılan bu uygulamalar kilo verdirmiyor aksine kişiye fazla kilo olarak geri dönebiliyor. 

Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Dyt. Rumeysa Kalyenci, en çok yapılan diyet hataları hakkında bilgi verdi.

Pek çok kişi kilo vermenin sağlıklı olacağını düşünürken, pek de sağlıklı olmayan yöntemleri tercih edebilir. Ancak bazı beslenme hataları kilo verdirebilir ama vücutta kalıcı hasarlara yol açabilir ya da yeniden kilo almaya neden olur. En çok yapılan diyet hataları şöyle sıralanabilir:

1-Öğün atlamak: 
Zayıflamak uğruna pek çok kişi öğün atlama hatasına düşmektedir. Özellikle kahvaltı öğünü atlanmaktadır. Pek çok kişide öğün atlandığı zaman kilo verilecek algısı bulunmakta. Ama bu yanlış bir davranış biçimidir. Bir süre kilo verilir gibi görünse de, gerekenden daha az kalori alındığı için metabolizma durur. Metabolizma durunca, kilo verme hızı yavaşlar ya da kilo alınmaya başlanır. Diyete ilk başlandığında öğün atlayarak hızlı kilo verilir ama iki ay sonunda kilo verme tamamen durur. Bu kez vücudu şaşırtmak için yeni diyetlere başlanır ama bu kalıcı kilo vermeyi getirmez, aksine verilen kilo iki misli halinde geri alınır.

2-Ekmek yemeyi bırakarak kilo vereceğini düşünmek: 
Genelde karbonhidrat olmayan diyetlerle kilo verileceği algısı vardır ve bu yanlış bir algıdır. Karbonhidratı tamamen kesmek kişiyi şekerli gıdalara, pastane ürünlerine yöneltir. Bu anlamda yapılan en büyük hata ekmeği tamamen hayattan çıkartmaktır. Ekmeğin içeriğindeki maddeler mutluluk hormonunun salgılanmasını sağlamaktadır. Ekmek kesildiğinde, öğünde doygunluk sağlanmamaktadır. Bulgur, karabuğday, makarna gibi besinler beslenmeden çıkartıldığında kişide mutsuzluk hissi olur ve şekerli gıdalara yönelim artar. Diyet yaparken karbonhidratı ve karbonhidratın en önemli kaynaklarından biri olan ekmeği bırakmamak gerekir. Bu aşamada bireyler doğru karbonhidratı seçmeye çalışmalıdır. Beyaz ekmek yerine tam buğday ekmeği; pirinç yerine bulgur tercih edilmelidir.

3-Hamur işi tüketmek: 
Poğaça, açma gibi pastane ürünleri her gün tüketildiğinde hem vücuda zarar verir hem de kilo aldırır. Bir tanesinin kalorisi 250 ile 450 civarında değişen bir poğaça arada bir tüketilebilir ancak bunu sürekli hale getirmemek gerekir. Tam buğday unundan yapılan bir dilim ekmek hem doyurucu olacaktır hem de içeriğindeki besin öğeleri kan şekerini dengelediği için kilo verdirmeye yardım edecektir. Hamur işi ürünler kan şekerini hızlıca yükseltip, hızlıca düşürür ve açlık hissini artırır. İlla hamur işi yenmek isteniyorsa iki dilim ekmek yerine kahvaltıda yarım simit, bir dilim ekmek yerine simidin üçte biri tüketilebilir.

4-Ödem yapar diye su içmemek: 
Bazı kişiler su içmenin ödem yaptığını düşünüp fazla su tüketmek istemezler. Ama bu yanlış bir algıdır. Aksine ödem atmak için su içmek gerekmektedir. Kilo başına 30 ml su içilmelidir. Yani 60 kilo olan bir birey, günde 1.8 litre su tüketmelidir. Soğuk havalarda vücut terlemediği için daha fazla ödem tutmaktadır. O nedenle soğuk havalarda su tüketiminin artırılması gerekmektedir. Suyun yeterli miktarda tüketilmemesi, hem sindirim sistemini hem de metabolizmayı yavaşlatmaktadır. Günlük su tüketiminin gerekenden az olması, çay veya kahve tüketimin fazla olması, vücudu susuz bırakır, metabolizmayı yavaşlatır.

5-Porsiyonlara ve pişirme şekillerine dikkat etmemek: 
Pek çok kişi porsiyon kontrolü yapmamaktadır. Diyetlerde genelde bol salata ibaresi vardır. Ama bu bol salata kavramı bir kase miktarında olmalıdır. Örneğin bol salata diyerek yarım kilo domates tüketilirse kilo alınır, bir domates tüketilirse kilo verilir. Diyette kırmızı et varsa bu ızgaradır. Ama kişi verilen gram kadar döner yemek isterse bu doğru bir beslenme olmaz. Pişirilme şekillerinde görülmeyen yağ vardır. Özellikle meyvelerde ve kuruyemişlerde porsiyon kontrolü yapılamamaktadır. "Kilo aldırmaz" diyerek verilen miktarın fazlasını tüketmek kilo olarak geri dönmektedir.

6-Şok diyetler uygulamak: 
Şok diyetler arada bir uygulanabilen ama sürekli yapılmaması gereken bir beslenme türüdür. Her bireyin günde alması gereken karbonhidrat, yağ, protein, mineral ve vitamin miktarı vardır. Bireyler uzun bir süre alması gerekenden daha az besin alırsa vücut durur. Şok diyetler asla iki günden fazla uygulanmaz. Uygulanmasının sebebi kilo verme süreci durursa, metabolizmayı şaşırtmak içindir. Uzun vade yapılmamalıdır.

7-Diyet ürünlerle zayıflamaya çalışmak: 
Bir paket diyet bisküvi yendiğinde bir çikolata ile aynı oranda kalori alınabilmektedir. Diyet ürünlerde de porsiyon kontrolü sağlanmalı, asla fazla tüketilmemelidir. Meyveli yoğurt değil de normal yoğurt tüketilmesi, iki tane diyet kraker yanına küçük bir kibrit kutusu kadar peynir ya da küçük kutu bir yoğurtla diyet ürünler tüketilebilir.

8-Diyet içecekleri sınırsızca içmek: 
Araştırmalar asitli diyet içeceklerin zararlı olabileceği yönünde sonuçlar vermekte. Her gün olmasa da haftada bir ya da iki gün bu tür içecekler tüketilebilir. Sınırsızca tüketilen her gıdada olduğu gibi asitli içecekler de vücuda zarar verebilir. Ancak kişi asitli içecek ihtiyacı hissederse, ona soda, limon ve tarçın üçlüsü önerilebilir. Bu hem asitli içecek isteğini bastırır hem de içindeki tarçınla kan şekeri dengelemesi yapılır.

9-Tek tip diyet uygulamak: 
Yetersiz ve dengesiz beslenmeye yol açması sebebiyle tek tip beslenmeyi öneren diyetlerden kaçınılmalıdır. Sadece protein, sadece karbonhidrat, sadece çorba ya da sadece sebze tüketilen diyetler kısa sürede hızlı kilo verdirebilir ama bunların vücuda zararı çok büyük olur.

10-Gıda etiketlerini okumamak: 
Alınacak diyet bir ürün bile olsa satın alırken içerdiği enerji, yağ miktarı, şeker içerip içermediği gibi konular zayıflamak ve sağlıklı beslenmek için önemlidir. "Şeker içermez", "Light" ibaresi görüldüğü zaman mutlaka etiketi okunmalıdır. Bu ne tüketildiğinin farkında olunması açısından faydalıdır.

11-Kendi kendine diyet yapmaya çalışmak: 
Diyet yapılmadan önce mutlaka bir dahiliye uzmanından yardım alınmalı ve kan tetkikleri yaptırılmalıdır. Bu tetkikler akabinde bir beslenme ve diyet uzmanına başvurulmalıdır. Herhangi bir uzman kontrolüne girmeden başarılı olma oranı oldukça düşüktür. Nasıl ki arabaların bakımları düzenli yaptırılıyorsa, kişiler de zayıflama konusuna bu titizlikle yaklaşmalıdır.

“Süper anne” modeli yanıltıyor!

- Yorum Yok

Kadınlar, günümüzde hem evde hem iş hayatında önemli görevlerde rol alırken, bu durum beraberinde çok büyük sorumlulukları da beraberinde getiriyor. 

Kadın, hayatındaki rolleri nedeniyle "hiçbir yere yetişememe ve hiçbir şeye yetmeme" gibi sorunlar yaşayabiliyor. Sosyal medyadaki "süper anne" modelinin kadınları suçluluk duygusuna ittiğine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, "Çocuk bakımında tüm anneler hata yapar. Tüm anneler berbat günler geçirir. Hiçbir anne sürekli anne olmaktan mutlu olmaz. Fakat sosyal medya insanlarda böyle bir yanlış algıya sebep oluyor" dedi.

Her yıl 8 Mart, Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanıyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, günümüzde giderek artan mükemmeliyet algısının kadınlar üzerindeki etkisi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

"Anne olan bir kadının diğer çalışanla koşulları aynı olamaz"

"Ne yazık ki içinde yaşadığımız çağ kadınlara çok şey yüklüyor" diyen Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver,

"Hani 'Çocuk da yaparım kariyer de' diye bir şarkı vardı. İşte bu şarkı hem doğru hem yanlış. Çünkü bir kadın hem anne olup hem kariyer yaparken her iki alanda da yardım alarak ilerleyebilir. Oysa yardım sistemleri genellikle yetersiz kalıyor. Örneğin iş yerleri annelerin durumlarını gözardı edip onlardan diğer çalışanlarla aynı saatlerde ve aynı derecede performans bekliyorlar. Bu durumda ya annelik zedeleniyor ya da iş performansı düşüyor. Oysa anne olan bir kadının diğer çalışanla koşulları aynı olamaz" şeklinde konuştu.

Sosyal medyadaki "süper anne"ler sizi yanıltmasın!

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, "Öte yandan Instagram ve Twitter'da 'süper anneler' sayfalar açıp her şeyi nasıl da mükemmel yaptıklarını ve bunun her anından nasıl da keyif aldıklarını habire yayınlıyorlar" diyerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Çocuk bakımında tüm anneler hata yapar. Tüm anneler berbat günler geçirir. Hiçbir anne sürekli anne olmaktan mutlu olmaz. Fakat sosyal medya insanlarda böyle bir yanlış algıya sebep oluyor. Kadınlar da o 'süper anne' olmaya çabalarken suçluluk duyguları içinde boğuluyor. Sadece kariyer ve annelik değil mesela bedenin ideal ölçülerde olması bakımlı olmak gibi şeyler de vurgulanıyor. Kadınlar da sanki o resimlere uymazlarsa toplum dışında kalacaklar gibi bir koşturmaca ve sonuçta tükenmeye gidiyorlar.

Mükemmeliyet düşüncesi, kişide yetersizliğe neden oluyor

Mükemmellik diye bir şey yaşadığımız dünyada var olmadığından, yani gerçek dışı bir şey olduğundan kişide sürekli bir yetersizlik düşüncesi olur. Kişi sürekli bir performans kaygısı yaşar. Kendisine karşı katı kurallar koyar ve kendisini cezalandırır. Karşısındakilere de aynı kuralları koyar ve cezalandırır. Sonuçta ne kendinden ne ötekilerden memnun olamaz ve huzursuz bir hayat yaşar. Düşünün ki bir merdiven çıkıyorsunuz 12 basamak sonunda su içeceksiniz deniyor, fakat 12'ye gelince su 13.basamakta diyorlar, 13'e gelince 14 ve dolayısıyla siz tam susuzluğunuzu gidereceğiniz sanarken sürekli yukarı çıkıyorsunuz ama bir türlü su içemiyorsunuz. Fakat orada 14. Katta birisi diyor ki 'Buradan gel sana iki bardak su vereyim; ama buradan aşağı ineceksin ya da hangi katta su içeceğin belli olmadan yukarı çıkacaksın'. Mükemmeliyetçinin sıkıntısı buna benziyor.

Kendinizi olduğunuz gibi sevin

Mükemmeliyetçi kişilerin hayattaki çeşitlilikle ilgilenmeleri, kendilerini sadece kendilerinden yukarıda değil aşağıda olanlarla da karşılaştırmaları, mükemmel olmamanın sonuçlarına bakmaları, kendilerini oldukları halde kabul edip sevmeleri, bazen bile bile mükemmel olmayana yönelmeleri ve hatta asıl güzelliğin kusurlarda olduğunu görmeye çalışmaları iyi gelebilir. Bu denge sağlanamazsa; anksiyete bozukulukları, depresyon, fibromyalji, tükenmişlik sendromu, alkol ve madde kullanım sorunları meydana gelebilir.

"Kadın kendisinin her şeyi karşılayamayacağını bilmeli"

"Bu dengenin sağlanmasında kadın kendi kaynaklarını görmeli ve beklentilerini gerçekçi olarak belirlemeli. Önceliklerine bakmalı" diyen Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi'nden Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, sözlerini şöyle tamamladı:

"Örneğin; çocuğunun yanında olması öncelikliyse kariyerinde gecikmeyi göze almalı. Ya da bazen çocuğunun etrafında helikopter gibi olmak çocuğa zarar veriyorsa hayatının diğer alanlarına yönelmeli. Kadın kendisinin her şeyi karşılayamayacağını bilmeli. Kadın kendi ihtiyaçlarını gözden çıkarmamalı. Aşırı fedakârlık, sonuçta kadının mutsuzluğuna sebep olacaktır. Kadının; barınma, sevilme, cinsellik, dostluk, dinlenme, eğlenme ihtiyaçlarını gidermesi onun kendisine duyduğu sevgi ve saygının temelini oluşturur. Bunları karşılayamayan ya da isteyemeyen kadında ruhsal ve fiziksel hastalıklar baş gösterecektir. Kadın; herkesi mutlu etmek zorunda olmadığını, herkesi doyurmak zorunda olmadığını, kendisinin gösterdiği fedakârlık kadar çevresindekilerin de fedakârlık göstermesi gerektiğini unutmamalı ve ötekilerden yardım istediği için kendisini yetersiz, başarısız görmemeli."

Bu hatalar cildinizi hızlı yaşlandırıyor!

- 6 Ağustos 2020 Perşembe Yorum Yok

İlerleyen yaşla birlikte, cildimizin elastikiyetini sağlayan kollajen, yağ dokusu ile nem tutma kapasitesi azalıyor. Bunun sonucunda da ciltte kırışıklar, sarkma, mat görünüm ve lekeler gibi problemler gelişmeye başlıyor. 

Yaşlanmak doğal bir süreç ve bunun önüne geçmek mümkün değil elbette. Ancak kimi zaman ihmalkârlığımız nedeniyle bakımımıza yeterince özen göstermememiz, kimi zamansa doğru sandığımız hatalı alışkanlıklarımız cildimizin yaşlanma takvimini hızla öne çekiyor. Örneğin, "kış güneşi yakmaz" düşüncesiyle güneşten korunmamak gibi! Peki, cildimizi erken yaşlandıran diğer yanlışlarımızı neler? Acıbadem Taksim Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilüfer Tüysüz cildin erken yaşlanmasına neden olan 10 hatalı alışkanlıkları anlattı, önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.

"Kış güneşi yakmaz" diyerek korunmamak
Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilüfer Tüysüz cildimizi yaşlandıran en önemli çevresel faktörün zararlı güneş ışınları olduğunu hatırlatarak, "Üstelik kar taneleri güneş ışınlarını cilde yüzde 50 – 90 gibi yüksek bir oranda yansıtabiliyor. Bu nedenle sadece yaz mevsiminde değil, kış aylarında, özellikle de karlı günlerde güneşin zararlı ışınlarından korunmak çok önemli." diyor. Bunun nedeni ise zararlı UVA ve UVB ışınları nedeniyle cildimize destek sağlayan elastin ve kollajen yapısının bozulması. Bunun sonucunda; ciltte incelme, kuruluk ve kırışıklık oluşuyor. Ayrıca ciltte ton farklılıkları, kalıcı kahverengi ve kırmızı lekeler, çok daha önemli cilt kanseri de gelişebiliyor. Dolayısıyla SPF 30 ve üstü bir ürünü, havanın güneşli veya bulutlu olduğuna bakmaksızın, yılın dört mevsimi düzenli olarak kullanın. Güneşin zararlı ışınlarını yansıttığı için karlı ve güneşli havalarda koruma ürününü 2 saatte bir uygulamanız faydalı olacaktır.

Sağlığa yeterince önem vermemek
Sağlıklı bir cilt için neler yapmalı? denildiğinde aklımıza ilk olarak düzenli cilt bakımı yaptırmak geliyor. Oysa sağlıklı ve genç bir cilt için öncelikle vücudumuzun genel sağlığına önem vermemiz şart. Örneğin kansızlık ile vitamin eksiklikleri ciltte solukluk ve kırışıklıklara neden oluyor.

Cildi düzenli nemlendirmemek
Cildimizin erken yaşlanmasına yol açan bir başka önemli hatalı alışkanlığımız da, nemlendirici ürünleri düzenli kullanmamak. İlerleyen yaşla birlikte deri yapısında bulunan ter ve yağ bezleri, kıl kökleri, damarlar, sinirler ile bağ dokularında işlevsel ve yapısal gerileme oluyor. Cilt daha az terlediği ve daha az yağlandığı için nemini yitirmeye başlıyor. Nemsiz cilt de kuruyor, hasarlanmaya eğilimli oluyor, bunların sonucunda daha erken yaşlanıyor. Sabahları duş sonrasında ve akşamları yüzünüzü temizledikten sonra cildinize mutlaka nemlendirici uygulayın. Aklınızda bulunsun, cildinizi suyla temastan hemen sonra, henüz kurumamışken nemlendirmeniz, ürünün cildinize daha iyi nüfus etmesini sağlayacaktır.

Makyaj ürünlerini temizlemeden yatmak
Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilüfer Tüysüz makyaj ürünlerinin, özellikle de cilt kapatıcılarının aşırı miktarlarda ve uzun saatler ciltte kalmalarının da erken yaşlanma riskini yükselttiğini vurgulayarak, "Bunun nedeni ise makyajın, özellikle de kapatıcıların cildin gözeneklerini tıkaması sonucu akne, siyah nokta, iltihaplı sivilce ve kırışıklık gibi önemli sorunların gelişmesi. Gece yatmadan önce yüzünüze yapacağınız temizlik cildinizi kir, yağ ve ölü hücrelerden arındıracaktır" diyor.

İçerikleri bilinmeyen kozmetik ürünlerini kullanmak
İçerikleri bilinmeyen kozmetik ürünlerin ve bitkisel diye alınıp kullanılan ürünlerin ne ölçüde faydalı oldukları şüpheli. Çünkü bu ürünlerin etkiyi hangi yolla yaptıkları bilinmiyor. Örneğin bitki içerikli bir ürün güneşle karşılaştığında leke yapıcı bir ürüne dönüşebiliyor ya da alerjik egzamayı başlatabiliyor. Yapısı itibariyle ciltte kırışıklara neden olabilen toksik maddeyi, çok daha kötüsü kanserojen bir maddeyi daha fazla içerebiliyor.

Aşırı sıcak ya da soğuk suyla duş almak
Aşırı sıcak suyla duş almak da cildimizi kurutarak doğal nemini kaybetmesine neden oluyor. Ayrıca damarlarda genişleme yaparak roza hastalığı gibi hastalıkları alevlendirebiliyor. Bu yüzden duş alırken suyun ılık olmasına dikkat edin.

Kozmetik ürünlerde aşırıya kaçmak
"Eksik olan vitaminleri takviye ederek yerine koymak bağışıklık direncimizin yanı sıra cilt sağlığımız için de çok önemli. Ancak her birinin yüksek dozda alımı ciltte toksik etki yapabiliyor" uyarısında bulunan Dermatoloji Uzmanı Dr. Nilüfer Tüysüz sözlerine şöyle devam ediyor: "Ayrıca vitamin içeren ve cilde sürmek için üretilmiş bir ürünü enjeksiyon şeklinde ya da dermoroller gibi bir uygulamayla derinin içine vermek da ciddi enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bunların yanı sıra mezoterapi, peeeling dolgu lazer gibi uygulamaları bilimsel yapılma aralıklarını gözetmeden sık sık uygulatmak da cildin doğal yapısını bozuyor. Örneğin sık sık peeling yaptırmak ciltte inceltme, kalıcı kızarıklık ve damarlarda artışa neden olabiliyor. Cildin ana yapısının bozulması sonucunda da enfeksiyon ile lekelenme oluşabiliyor"

Suyu az, çay ve kahveyi fazla içmek
Yeterince su içmemek ciltte tonus kaybına neden oluyor. Cilt sağlığı için günde 8-10 bardak su içmeyi alışkanlık haline getirin. İçeriklerindeki vitaminler ve antioksidanlar cildin genç kalmasında etkili olduğu için gün içinde kahve, çay (yeşil, siyah, adaçayı, kuşburnu papatya gibi) içmenizde fayda var. Ancak dikkat! 'Yararlı' diyerek aşırı miktarda tüketildiklerinde, içeriklerindeki kafein ve tanin gibi maddeler ciltte kuruluk ve kansızlığa bağlı olarak soluk bir cilde neden olabiliyor.

Karbonhidrat ve doymuş yağ ağırlıklı beslenmek
Hatalı beslenmek, örneğin karbonhidrat ağırlıklı ve doymuş yağ ağırlıklı beslenmek insülin direncimiz etkiliyor. Ani kilo alışları çatlaklara, ani kilo alış verişleri de ciltte sarkmalara yol açıyor. Cildinizin uzun yıllar genç kalması için özellikle A, C ve E vitaminlerini içeren sebze ile meyveden zengin, şeker ile tuzdan ise fakir bir beslenme alışkanlığı edinin. Bakliyat, balık ve orantılı olarak kuruyemiş tüketmeyi de ihmal etmeyin.

Sigara alışkanlığı
Sigara ve alkol alışkanlığı cildimizi erken yaşlandıran ana etkenlerden. Üstelik sigara içmek kadar sigara dumanına maruz kalmak da cildimizi olumsuz yönde etkiliyor. Nikotin cildin üst tabakasında suyun tutulumunu azaltarak ve cildin bağ dokusunda yer alan kollajenin parçalanmasına sebep olarak kırışıkların oluşmasını tetikliyor. Ayrıca direnci kaybolan cilt soluk ve kirli bir renk alıyor.

Sevgi dilini harekete geçirme zamanı

- Yorum Yok

İçinde bulunduğumuz kaos ortamını fırsata çevirebilirsiniz

Koronavirüsün neden olduğu Covid -19 salgını kapsamında evlere kapandığımızı belirten Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu durumun evde kurulmuş düzenleri de değiştirdiğini ifade ediyor. Evlere kapandığımız bu zamanların aile ilişkilerini pozitif yönde geliştirmek için fırsat olduğunu vurgulayan Tarhan, içinde bulunduğumuz zamanın tam da sevgi dilini harekete geçirme zamanı olduğunu söylüyor.

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, içerisinde bulunduğumuz süreçte fizikteki entropi yasası gibi bir kaos düzeni oluştuğuna dikkat çekerek ancak bunun fırsata çevrilmesinin mümkün olduğunu söyledi.

"Kriz nasıl fırsata çevrilir" diye kafa yormak gerekir

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Bir şey kötüye doğru gidip kaos oluşuyor ve kaostan sonra yeni bir düzen ortaya çıkıyor. Bu evrenin gizli kurallarında da vardır. Fizikte kimya da olduğu gibi psikoloji yasalarında da vardır. Biz buna Davranışsal Entropi diyoruz. İçinde bulunduğumuz kaos bir fırsata dönüştürülebilir. Aynı şey ailede de geçerli. Şimdi ailelerde bir travma var. Birden bire alışılmış düzen değişiyor ve birbirleriyle yüzleşmek durumunda kalıyorlar, bir yandan ses tonları yükselmeye başladı evlerde. Bunu bir fırsat bilip eşlerin olayın farkına varıp hemen bu durumu nasıl faydaya, kazanıma dönüştürürüz diye kafa yormaları gerekiyor. Bunun için zihinsel bir çaba gerekiyor. İnsan mevcut duruma zihinsel olarak gayret ederse ilişkilere formüller bulabiliyor" dedi.

Eşler arasındaki huzursuzluk çocuğa da yansıyor

Eşlerin bir aradayken birbirini iğneleyici, laf sokucu davranışlarının çocuklarına da yansıdığını söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, şunları söyledi:

"Evde kaos oluştuğu için normal olarak herkesin ezberi bozuluyor. Burada doğru ve akıllıca olan davranış 'aile içerisindeki bu durumu ailemin iyiliği için nasıl iyiye çevirebilirim' düşünce biçimidir. Eğer kişiler böyle düşünüyorsa formül kolaydır. Daha önce birbirlerinin kusurlarıyla uğraşan, birbirlerine karşı benim dediğim, senin dediğin diyerek ego savaşları yapan eşler kendilerini bir gemide gibi düşünecekler. Makinistle kaptan sürekli birbirinin kuyusunu kazmaya çalışırsa gemi arıza yapar. Gemide olduğumuza göre geminin iyiliği hepimizin şahsi iyiliğinden daha önemli. Ailede bir gemi olduğuna göre ailenin iyiliği için ne yapmam gerek diye düşünmeleri gerekir. Bunu dediği an yapılacak en önemli şey takdir, övgü ve onay sözcüklerinin kullanılmasıdır.

Yapılan araştırmalarda aile içindeki iletişim negatif değil, pozitif iletişim olursa hatalar daha iyi düzeldiği görüşmektedir. En önemli şey pozitif iletişim dediğimiz durumdur. Yani pozitif yönleri kuvvetlendiren ilişki, negatifleri düzeltmeye çalışan bir ilişki değil. İkinci önemli nokta aile içindeki yaşantılarda iyi zan esas, kötü zan istisnadır. Aile içerisinde, birinci dereceden yakınlar içinde biri bir şey söyledi, selam vermediyse onu kötü senaryoya dönüştürmememiz gerekiyor. Özellikle çocukların yanında bu ortaya çıkarılırsa onlarda öğrenecekler. Bu durum insanı yalnızlaştırır. O yüzden aile içi ilişkilerde iyi zan esas, kötü zan istisnadır."

Duyguları paylaşarak kaosu fırsata çevirin

Aile içindeki önemli noktalardan birinin de 'altın orta nokta' kuralı olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Yani eşlerden biri bir şey istiyor, diğeri başka bir şey istiyorsa, bir adım biri bir adım da diğeri atmalı böylece 'altın orta noktada' buluşacaklar. Hep benim kurallarıma uyacaksın dendiği zaman tehditle oluşan bir ilişki ortaya çıkıyor. Altın orta noktada tehditle değil, paylaşmayla olan bir ilişki ortaya çıkar. Ama en güzel paylaşım duyguların paylaşımıdır. Tam da şu an sevgi dillerini harekete geçirme zamanı. Hediyeleşmek bir sevgi dilidir. İlla fiziksel bir hediye değil. Bir bakış, bir tebessüm aile içerisinde çok önemlidir. Bizim kültürümüzde tebessüm sadaka olarak kabul ediliyor. Tebessüm en güzel hediyedir. Diğer bir hediye ise takdir, övgü ve onay sözleridir. Bütün bunları kullanmak için bu süreç bir fırsat" dedi.

Sevgi ve güvenin olduğu ortamlarda çocuklar sağlıklı büyür

Aile sevgi yuvası olursa sevginin olduğu yerde korkunun azalacağını, korkunun azaldığı yerde ise güvenin artacağını belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, "Güvenin olduğu ortamda çocuklar sağlıklı büyüyorlar. Çocuklara yapılacak en güzel yatırım onları en iyi okullarda okutmak değil, iyi bir insan olarak yetişmesini sağlamaktır. Hayatın sonuna geldiğinde ne olmak istiyorsun diye sorunca bir genç önce iyi bir insan olmak istiyorum diyebilmeli.

Güçlü olmak, zengin olmak istiyorum dememesi gerekiyor. Bu felsefeyle çocuk yetiştirmek için evin sıcak bir ortam olması önemli. Eşler arasında olması gerektiği gibi çocuklarla olan ilişkilerde de pozitif disiplin olmalı. Negatif disiplin askeridir, emir komuta zinciri şeklinde işler, korku odaklı bir disiplindir. Ama pozitif disiplin sevgi odaklıdır. Çocuğun kusurlarıyla uğraşmak yerine iyi davranışlarını takdir etmek gerekiyor. Çocukla inatlaşınca ters kimlik ortaya çıkıyor, çünkü o yaş itiraz yaşıdır. Çocuk ergenlik döneminde her şeye itiraz edip kendi kimliğini bulmaya çalışıyor.

Bu dönemdeki çocukla zıtlaşılırsa kaybeden büyükler oluyor. Böyle durumlarda gençleri karşımıza almak yerine yanımıza alıp birlikte yürümek esastır. Pozitif disiplinde negatif taraflarını düzeltmek yerine pozitif taraflarını güçlendirmek önemli. Bu her dediğini yapmak anlamına gelmiyor. Çocuk yanlış yaptığı zaman da bu yaptığını doğru bulmuyorum bunu bilesin diyecekler. Hayır demeyi öğrenmek gerekiyor. Ailelerin yaptığı en büyük hata çocuğu evin küçük hükümdarı gibi yetiştirmektir" dedi.

Göbek kordonunun geç kesilmesi

- Yorum Yok

Hayattaki en mucizevi olaylardan biri de doğumdur. Anne babalar sancılı ve zor bir sürecin ardından bebeklerini kollarına aldıklarında sadece sağlıklı olmasını düşünürler ve bunun için ne gerekiyorsa yaparlar. Peki bebeğinizin göbek kordonunun biraz daha geç kesilmesinin bir çok faydası olduğunu biliyor muydunuz? 

Memorial Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Doç. Dr. Kudret Erkenekli, göbek kordonunun geç kesilmesinin yararları hakkında bilgi verdi.

Göbek kordonunu kesmek için en az 30 saniye beklenmeli

Bebekler doğduktan sonra, plasenta ve göbek kordonu büzüşmeye başlayarak yeni doğana kan pompalar. Kan basıncı dengelendiğinde, kordondaki atımlar durmakta ve bebeğe kan aktarımı sona ermektedir. Doğadaki hayvan doğumlarında doğal olarak kordondaki tüm kan yavruya geçmektedir. İnsanlarda özellikle hastanede doğum artışıyla birlikte erken kordon kesilmesi başlamıştır. Kordon kesilmesi için en doğru zaman nedir?

Doğum anından hemen sonra, annesinin kucağına verilen bebeğin göbek kordonu atışı, birkaç dakika beklenildiğinde kendiliğinden sona ermektedir. Kordondaki atış bittikten sonra penslenip kesildiğinde, yani yaklaşık 30 saniye ile 5 dakika arasında beklenmesiyle kordondaki tüm kan bebeğe geçer. Bunun bebeğe birçok faydası bulunmaktadır.

1-Göbek kordonunun geç kesilmesi, kan hacmini ve hemoglobin konsantrasyonunu artırmaktadır. Özellikle demir eksikliği anemisini önemli oranda azalttığı, böylece anemiye bağlı yan etkilerden bebeği koruduğu da bilinmektedir.

2-Bebeğin doğumla birlikte akciğerine gelen fazla kan sayesinde dünyaya adaptasyonu kolaylaşmaktadır.

3-Erken doğumlarda kordonu kesmenin 30 saniye geciktirilmesi bile özellikle prematüre bebeklerde organ hasarını azaltmaktadır.

4-Zamanından önce doğan bebeklerde kalp karıncığı içindeki kanama olasılığını ve kan nakli gereksinimini azaltmaktadır.

5-Bağışıklık, sinir, kardiyovasküler ve solunum sistemlerinin gelişmesinde önemli rol oynayan kök hücrelerin artışında etkilidir. Kök hücre yoğunluğu hayatın hiçbir anında fetüs kanında olduğu kadar fazla değildir.

6-Çocuğun ileride demir depolarının dolu olacağı düşünülmektedir ve aynı zamanda çocuğun nörogelişimi de kordonun geç kesilmesiyle olumlu yönde etkilenecektir.

Genel durumu iyi olmayan ve direk resüsitasyon (canlandırma ) gereken bir bebekte bile milking (sağma) yöntemi ile kordonun bebeğe doğru sıvazlanmasıyla mümkün olduğunca kordon kanının bebeğe geçmesi sağlanmalıdır. Bir bebeğin dünyaya geliş anında ona verilebilecek en güzel hediye kordon kanıdır.

Obezite sarı nokta hastalığını tetikliyor

- Yorum Yok

İleri yaş, sigara, obezite, sistemik hastalıklar, gerekli besinlerin alınamaması sarı nokta hastalığını tetikliyor. Haftada 2 kez balık, bol ceviz ve yeşil gıdalar sarı nokta hastalığından koruyor. 

Batıgöz Sağlık Grubu'ndan Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Söyler, sarı nokta hastalığı hakkında bilgiler verdi…

Sarı nokta hastalığı nedir?
Sarı nokta hastalığı ya da makula dejenerasyonu, günümüzde geri döndürülemez görme kaybının başlıca nedenlerindendir. Dünya nüfusunda yaklaşık 30-50 milyon insanı etkilediği tahmin edilmektedir. Hastalık iki gruba ayrılır. Tüm olguların yüzde 10'unu yaş tip, yüzde 90'nını uzun yıllar boyunca görmenin yavaş azaldığı kuru tip yaşa bağlı makula dejeneransı oluşturur. Kuru tip yaşa bağlı makula dejeneransı olanların yüzde 10-20 gibi bir kısmı zaman içinde yaş tipe ilerleyebilir.

YOĞUN ANTİOKSİDAN DESTEĞİ ŞART!


Sarı nokta hastalığı kimlerde görülür?
Genetik yani kalıtsal olarak görülme yüzde 71 gibi yüksek bir orandadır, yüzde 29'da çevresel faktörlerin rol oynadığı bilinmektedir. İleri yaş, sigara, obezite, sistemik hastalıklar, gerekli besinlerin diyetle alınamaması da risk faktörlerinden bazılarıdır. Diyetle alınması gereken vitamin C, D, E vtaminleri, selenyum, çinko, bakır, magnezyum eser mineralleri ile beta karoten, kriptoksantin, lutein ve zeaksantin gibi antioksidanların eksikliği; sarı nokta hastalığının görünmesinde rol oynamaktadır. 55 yaş üzerindeki sağlıklı bireylere bu rahatsızlıktan korunmak için, güneş ışığından korunma, sigarayı bırakma, düzenli egzersiz, kilo, tansiyon ve kolesterol kontrolü, yağ ve şekeri azaltma, koyu yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, meyve ve haftada 1-2 kez balık tüketmeleri önerilmelidir. İleri kuru tip sarı nokta hastalığında ise yoğun antioksidan desteği gerekmektedir.

BAKTIĞI YERİN ORTASINI GÖREMEZ


Sarı nokta hastalığının belirtileri nelerdir?
Sarı nokta hastalığında; hastanın temel şikayeti, baktığı yerin ortasını görmede zorlanma ya da görüntünün tamamen kaybıdır. Hastalığın başlangıç dönemlerinde özellikle düz çizgilerin kırık ya da eğri görülmesi, karartılar görme ve görüntü kalitesinde azalma sık rastlanılan hasta yakınmalarıdır.

YAMUK VE BOMBELİ GÖRME ARTAR


Sarı nokta hastalığının çeşitleri nelerdir?
Yaşa bağlı oluşan sarı nokta hastalığının, yaş tip ve kuru tip olmak üzere iki çeşidi vardır. 'Kuru tip' daha sıklıkla karşılaşılan şeklidir ve genetik olarak geçiş olabildiği gösterilmiştir. 'Yaş tip' ise daha az görülmekle birlikte daha hızlı bir görme kaybıyla seyreder. Yaş tipte sarı noktanın bulunduğu retina içerisinde sıvı veya kanama mevcuttur ve bu durum hızlı ve ciddi bir görme kaybına neden olur. Kuru tip sarı nokta hastalığının zamanla yaş tipe dönme olasılığı söz konusudur. Kuru olan tip, hastaların yaklaşık yüzde 80'inde görülür ve iyi olan tipi budur çünkü yavaş ve dokuyu kurutarak ilerler.

Kuru tip sarı nokta hastalığı yaş tipe dönüşür mü?
Kuru tip sarı nokta hastalığının zamanla yaş tipe dönme olasılığı söz konusudur. Yaş tipi, yeni damarların oluştuğu zamanki verilen ismidir. Yaş tipe döndüğü zaman hastada çarpık ve yamuk görme şikayetleri bariz artar. Düz çizgilerde kırıklanmalar bariz fark edilebilir hale gelir. Yamuk, çukur, bombeli görme şikayetleri olur. Küçük, büyük görme şikayetleri olabilir. Yaş tipe döndüğü zaman daha hızlı bir ilerleme görülebilir. Neyse ki hastaların yüzde 20'si gibi az bir kısmında görülür.

ERKEN TANI ÖNEMLİ


Sarı nokta hastalığının tedavisi var mıdır?
Yaş tip sarı nokta hastalığı tedavisinde son yıllarda en çok uygulanan tedavi, göz içine uygulanan anti- VEGF (Vasküler Endotheliyal Büyüme Faktörü) enjeksiyonlarıdır. Bunlar, kanamalara ve sıvı birikimlerine yol açan yeni damar oluşumlarını engellemektedir. Tedaviden iyi sonuç alabilmek, erken tanı ve teşhis ile tedaviye uyum ve düzenli kontrollerle mümkün olabilir.

SİGARA KULLANIMI VE OBEZİTE TETİKLER


Sarı nokta hastalığından korunmada yapılması gerekenleri Batıgöz Sağlık Grubu Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Mehmet Söyler şu şekilde sıraladı:

1. Kilo verip tansiyonunuzu kontrol altına alın
Hipertansiyona bağlı olarak zayıf kan dolaşımı, gözlere kan akışını da kısıtlayabilir. Kilo vermek, kan basıncını düşürmek için kanıtlanmış en iyi yoldur.

2. Sigarayı bırakın
Sigara içmek, bir kişinin yaşa bağlı makula dejenerasyonu geliştirme riskini ikiye katlayabilir. Ne kadar erken vazgeçerseniz o kadar iyidir.

3. Aile geçmişinizi önemseyin
Birinci dereceden akrabaları sarı nokta hastası olan insanlarda bu hastalığın gelişme riski çok daha fazladır. Ailesinde bu hastalık olanlar dalgalı çizgiler görmeye başlarlarsa daha dikkatli olmalılar.

4. Yeşil yapraklı sebzeler tüketin
Tabağınızı tüm yeşil sebzelerin yanı sıra ıspanak, lahana ve pazı ile doldurun. Bu besinler göz hastalıklarına katkıda bulunabilecek hücresel hasara karşı korunmaya yardımcı olur.

5. Takviye alın
Makula dejenerasyonunda vitamin kullanmak bir tedavi şekli değildir ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir.

6. Yaz-kış güneş gözlüğü kullanın
Güneş gözlüğü, retina hasarına neden olabilecek UV ve mavi ışıktan koruma sağlar. Amerikan Makula Dejenerasyon Vakfı, 'UV 400' etiketli güneş gözlüğünüzü yaz-kış kullanmanızı öneriyor.

İnatçı Göbeğinizden Kurtulun

- 29 Temmuz 2020 Çarşamba Yorum Yok
Ne kadar kilo verirseniz verin, karın yağlarınız yerinde sabit mi duruyor? Kışın bol kıyafetler ve hırkalar ile saklamayı başardığınız göbeğiniz havalar ısınınca daha görünür hale gelip sizi rahatsız mı ediyor?

Yalnız değilsiniz, çünkü göbek sorunu giderek büyüyor. Üstelik göbek yalnızca estetik bir problem değil; bozulan sağlığınızın gerçek bir göstergesidir. Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik, karın bölgesi yağlanmasını önlemenin yolları hakkında bilgi verdi.
Özellikle kalp hastalıkları, metabolik sendrom ve Tip 2 diyabetin sık gözlendiği bu kişilerde yağlanmayı azaltmak için doktor ve diyetisyen kontrolü şarttır. Çünkü bu bireylerde oluşan hormon bozukluklarında ilaç tedavisi gerekebilir. Diyet tedavisi karın ve bel çevresi yağlanmasını azaltır bu rahatsızlıkların oluşum riskini ortadan kaldırır.

1. ADIM: Karın ve Bel Çevresi Yağlanmasının Nedenini Araştırmak

- Vücutta yağlanma oranının yüksek olması sağlık problemlerinin var olmasında tek başına bir etken değildir. Fakat “abdominal yağlanma” olarak tanımladığımız karın bölgesi yağlanmasının oluşmasında altta insülin direnci, kortizol fazlalığı, hipotiroidi, Cushing ( böbrek üstü hormonların fazla çalışması ) gibi sağlık sorunlarının olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
- Yağlanma sebeplerinden bir diğeri de gıda alımında dengesiz tüketimdir.
- Menopoz dönemi de yağlanmanın vücutta fizyolojik olarak arttığı ve tetiklediği bir dönemdir.
- Hareketsizlik ve buna bağlı enerji harcamada azalma karın bölgesi yağlanmasına zemin hazırlar.
- Fazla alkol tüketimi de bel çevresi yağlanmayı artırmaktadır.
- Kronik stres, bel çevresinde yağlanmaya en önemli nedenlerdendir.

2. ADIM: Neden Bulunduktan Sonra Çözüme Yönelmek

Karın ve bel çevresi yağlanmasının sebeplerini öğrenmek için gerekli tahliller yaptırılıp, hormonal bir sebep var ise ilaç tedavisi başlar. Bununla birlikte kilo fazlası olanlarda bel çevresi yağlarını azaltmaya yönelik diyetisyen kontrolünde diyete başlanır.

“Ben hiç yağlı şeyler yemiyorum, yemeklerimi zeytinyağlı yapıyorum, evimize margarin tereyağı hiç girmez… Fakat vücudum yağlanıyor? ”… Bilinmesi gereken en önemli gerçek vücutta oluşan yağ ile tüketilen yağ farklı şeylerdir. Vücut yağı; yağ ve yağlı gıdaları tüketme dışında örneğin, simit, börek gibi hamur işi besinler, meşrubatlar, bisküvi, cips, gofret, tatlılar, hazır et suları, salata sosları gibi daha sayabileceğimiz karbonhidrat ve proteinli gıdaların gereğinden fazla tüketilmesi sonucunda da vücutta artar, karın ve bel çevresinde depolanır.

Karın çevresinde oluşan yağlardan lipoliz, mezoterapi ve liposuction benzeri yöntemlerle ancak geçici olarak çözüm bulabilirsiniz. Bu konunun uzmanları da karın ve bel bölgesi yağlanması yüksek olan kişilerde öncelikle fazla kiloların verilmesini vurgulamaktadırlar. Yapılan yağ analizlerinde kişilerde abdominal yağlanma dışında bacak, kalça, gövde ve kollarda da yağ yüzdelerinin beldeki kadar yüksek hatta bazen beldekine oranla daha yüksek yağ yüzdelerine sahip olduğu görülmektedir. Yani kişi kilo alımı sırasında sadece karından yağ almış olduğunu görünüşünde hissetse bile ölçümler diğer bölgelerde de yağın kasa oranla olması gerekenden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu sebeple bu kişilerde genel yağlanmayı düşürecek şekilde diyet yapılarak vücudun tüm bölgelerinde yağ kaybı hedeflenecek şekilde kilo verimi sağlanır.

Beslenmede Yapılan En Büyük Hatalar

- Akşam sadece meyve yiyip yatmak, saat 18.00’den sonra yemek yememek, kahvaltı ve öğle gibi ana öğünleri atlamak, diyette hiç ekmek yememek, ara öğün yapmamak, yüksek karbonhidratlı besinleri diyette çok sık almak.
- Pilav, makarna, tatlı, mantı, çorba ve börek gibi yemekleri aynı öğünde bir arada tüketmek.
- Kuruyemiş, kuru meyve gibi gıdaları gereğinden fazla yemek,
- Light gıdaları kilo aldırmaz düşüncesi ile fazla miktarda kullanmak.
- Herkesin alması gereken kalori farklıdır. Herkesin yiyebileceği bir porsiyon ölçüsü vardır. Bir besini gereğinden fazla tüketmek de diyetten tamamen çıkarmak da doğru bir hareket değildir. Uzun açlıklar başta karın bölgesi olmak üzere yağlanmayı artırır. Önemli olan sık aralıklarla yeterli miktarda tüketmeyi öğrenmektir.

Bol Bol Yürüyün ve Yüzün

Egzersiz yapmak vücutta genel yağlanmayı azaltan en önemli parametrelerden bir tanesidir. Özellikle yürüyüş ya da yüzme vücutta hem bölgesel hem genel yağlanmayı düşüren iki spor şeklidir. Haftada 4 kez 35-45 dakika tempolu aralıksız yapılan aktivite yağlanmayı azaltır.

Aşkınız paraya kurban gitmesin!

- Yorum Yok
İlişkide kadının erkekten daha çok kazanması ya da erkeğin mesleğinin kadının mesleği kadar cazip olmaması ilişkileri nasıl etkiliyor?

Mum ışığında yenen muhteşem bir akşam yemeğinin büyüsü, yemek bitiminde masaya gelen hesapla bozulur." Gün geçtikçe gerçek hayatta daha sık karşılaşılan bu senaryo, artık masaya gelen hesabı, erkeklerden çok kadınların ödemesinden kaynaklanıyor.  "Kadınların eş ya da sevgililerinden daha yüksek gelire sahip olması günümüz koşullarında artık tuhaf karşılanmamalı" diyen Meeting Your Match - Diğer Yarınızı Bulmak) kitabının yazarı Jackie Black, ekliyor: "Her ne kadar kadınların daha çok kazanması durumuna artık alışılması gerekiyorsa da, erkeklerin toplumda 'eve ekmek getiren kişi' olma sorumluluğu iyice yerleşmiş ve hâlâ birçok kadın bu kalıplaşmış fikirle savaşmak zorunda kalıyor."

20–30 yaş arasındaki kadınların konuyla ilgili yaklaşımları incelendiğinde ortaya şu sonuç çıkıyor; kadınlar para konusunda gelirle paralel harcama yapılmasına karşı değil. Ancak maddi özgürlükleri her ne kadar ellerinde olsa da, eşleri ya da sevgilileri tarafından daha çok ilgi görme ve korunma ihtiyacında olduklarını gizlemiyorlar.

Tabii ilişkiler ve para dengesi bu kadarla sınırlı değil. Biz ilişkilerin ve duyguların para yüzünden zedelenmesinden söz ededuralım, kadınların bir kısmı da flört ettikleri erkekleri hiçbir duygusal bağ söz konusu olmaksızın direkt olarak cebindeki paraya göre değerlendiriyor. Para avcısı bu kadınlar içinse terapist Susan Axtell erkekleri uyarıyor: "Sahip olduğunuz parayı ne kadar göz önüne sererseniz, karşınızdaki kadının arzusunun size değil paranıza karşı olması ihtimalini o kadar çok doğurursunuz."
                 
Bunların yanı sıra, bazen paranın, daha derin problemler yaşayan ilişkilerde paratoner fonksiyonu gördüğü de bir gerçek. Psikolog Christine Whelan'a göre ilişkide duygusal tatminsizlikler yasayan kadınlar, eşlerinin başarısız kariyerlerini ve az kazanıyor olmalarını mutsuzluklarının sebebi olarak görmeye meyilli olabiliyorlar.

Bu problemi çözmek içinse uzmanlar genellikle aynı yöntem üzerinde duruyor; erkeğinizin para konusunda sizden güçsüz olduğunu olabildiğince hissettirmemeye çalışmak. Ona, mesleğine saygı duyduğunuzu söylemeli, ilişkinizin mutlu ve sorunsuz devam ediyor olmasının parasal değil duygusal yoğunlukla ilgili olduğunu hatırlatmalısınız. Bunu yapabilecek olduktan sonra birlikte olduğunuz erkeğin ne kadar para sahibi olmasını istediğinize karar verip ilişkilerinizi o yönde seçmekse tamamen size ve keyfinize kalmış.

Gece kramplarına sebep oluyor

- Yorum Yok
Genellikle fiziksel bir aktivite veya gece uyurken gerçekleşen kramplar çeşitli hastalıkların habercisi olabilir. Krampların çoğunlukla belirgin bir nedeni olmuyor. 

Krampların en çok bacak arka bölümündeki kaslarda oluştuğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, "Yetersiz sıvı alımı, kalsiyum veya magnezyum eksikliği, gebelik ve alınan bazı ilaçlar geceleri uykudan uyandıran kramplara neden olabiliyor. Ancak krampın tekrarlaması veya uzun sürmesi halinde mutlaka doktora başvurulmalı" açıklamasında bulundu.

Kramp, bir veya daha fazla kasın şiddetli ağrı ile beraber ani ve istemsiz şekilde kasılması olarak tanımlanabilir. Krampların gerçek kramplar, tetani, distoni ve kontraktürler olmak üzere dört ana gruba ayrıldığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, "Günlük hayatta 'kramp' denildiğinde hemen her zaman iskelet kaslarında oluşan gerçek kramplar kastediliyor" dedi.

Yetersiz sıvı alımı kramp sebebi

Bazı durumların kramp gelişimini kolaylaştırdığını vurgulayan İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, "50 yaşın üstündeki kişilerin yüzde 40'ında ve gebeliğin son aylarında kramp daha sık oluşuyor" açıklamasında bulundu. Doç. Dr. Atasoyu ayrıca kalsiyum veya magnezyum eksikliğinin, kolesterol düşürücü ve idrar söktürücü gibi ilaçların, karaciğer sirozunda ve diyaliz tedavisi esnasında hızlı sıvı çekilmesinin de kramp gelişimine sebep olabildiğini vurguladı.

Kramp anında bacak kuvvetli bir şekilde gerilmeli

Bacağın arka bölümündeki kaslara kramp girdiği anda bacağı uzatmak, kuvvetli bir şekilde germek ve beraberinde ayağı ters yönde kendine doğru çekmenin bir süre sonra rahatlamayı sağladığını söyleyen Doç. Dr. Atasoyu, "Ayrıca yürümeye çalışmak, ayağı sallamak veya 5 dakika süre ile kramp giren bölgeye cildi yakmayacak ısıda sıcak su tutmak yararlı olabilir" şeklinde konuştu.

Yorganların ucu yatağa sıkıştırılmamalı

Yorgan veya pikenin uçlarının yatağın ayak ucu kısmına sıkıştırmamanın ve böylece uyku esnasında ayakların serbest kalmasının yararlı olabildiğini belirten İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, "Yeterli sıvı almak, kafeinli içecekleri sınırlı tüketmek, aşırı sıcak ortamda egzersiz yapmamak da kramp oluşumunu önlemeye yardımcı olur" dedi.

Krampı önlemek için egzersiz

Krampları önlemek için çoğu kez ilaçsız önlemlerin yeterli olabildiğini söyleyen İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, "Bunların başında uyumadan önce yapılacak olan germe egzersizleri gelir. Örneğin kişinin yüzü duvara dönük iken duvardan 60 cm uzakta durup, elleri duvara yaslayıp, topuklar yerde iken uzanabilecek en üst noktaya uzanıp 10-30 saniye kadar bu pozisyonda kalmak. Günde en az iki kez bu egzersiz yapılabilir" önerisinde bulundu.

Panik atağın 4 belirtisi

- 27 Temmuz 2020 Pazartesi Yorum Yok

Birden ve beklenmedik şekilde başlayan ya da daha seyrek olarak kalabalık yerler gibi bilinen ortamlarda (agorafobik panik bozukluk) ortaya çıkan ve giderek şiddetlenerek bireyi dehşete düşüren panik ataklar, göğüs ağrısı, çarpıntı, terleme ve nefes darlığı gibi belirtiler yüzünden kalp krizi ile karıştırılabiliyor. 

Kişiler kendilerine kötü bir şey olacak korkusuyla hastane ve çevresinde günlerini geçirebiliyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nden Prof. Dr. Ercan Abay, panik bozukluk ve panik atak hakkında bilgilendiriyor.

Panik atak, genellikle beklenmedik bir şekilde başlayan ve yineleyici, insanı dehşete düşüren yoğun sıkıntı nöbetleridir. Panik atak sırasında yaşanan nöbetler genelde 10-30 dakika arasında kendiliğinden geçebiliyor. Tek başına atak panik atak olarak değerlendirilirken tekrarlayan panik ataklarla ve ataklar arası dönemlerde tekrar olacağı şeklinde beklenti kaygıları ile giden tabloya panik bozukluk tanısı konmaktadır. Hastalıkta ilk belirtiler birdenbire başlayan göğüs ağrısı, göğüste sıkışma, çarpıntı, nefes alamama, terleme, titreme, üşüme, bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, düşecek ya da bayılacakmış gibi olma, uyuşma olarak sıralanmaktadır. Birey, o anlarda "kalp krizi" geçirdiğini ya da felç geçirmekte olduğunu zannedip "ölüm korkusu" ya da çıldırıp "delireceği korkusu" yaşamaktadır.

Hastalık hastası olma evresi

Bu evrelerde bireye acil servislerde fiziksel hastalık bulunmadığından dolayı sakinleştirici yapılıp, evine gönderilmektedir. Bir süreliğine rahatlayan kişi, bir süre sonra yeni bir atak geçirmektedir. Her atakta hastaneye giden hasta, bir süre sonra kalbinde ya da beyninde olumsuz bir hastalık olduğuna inanmaktadır. Ancak bireyde, doktorların yaptıkları incelemelerde bedensel bir hastalık saptanmamaktadır.

Kalp krizi geçirme korkusu başlıyor

Ataklar devam ettikçe bireyler gergin, huzursuz ve endişeli bir biçimde yeni bir atak geçirmeyi beklemektedir. Bu atakların çoğu zaman belirsiz zaman ve yerlerde gelmesi korkuyu artırmaktadır. Ataklar sıklaştıkça, kalp krizi geçirip ölme, kontrolünü kaybedip çıldırma korkuları pekişmektedir. Bireyler daha sonrasında evde kimsenin olmadığı bir zamanda kalp krizi geçirmekten ya da kontrolünü kaybederek çıldırıp intihar etmekten şiddetle korkmakta ve bu düşüncelerden dolayı yoğun bir üzüntü duymaktadırlar.

Hastanede ya da bahçesinde geçen günler

Kişiler bir süre sonra ataklara sebep olacağını düşündükleri yiyecek ve içecekleri tüketmez olurlar ve ataklarını bastırmak için alkol, madde ya da ilaç kullanmaktadırlar. Hasta bireylerden bazıları çevrelerine zarar vereceği korkusuyla kendilerini kısıtlama yoluna gitmektedirler. Bu kişiler, gerektiğinde acil yardımı çabuk almak için bütün günlerini hastanede ya da bahçesinde geçirerek bu ortamlarda kendilerini güvende hissetmektedirler.

En az 4 belirti varsa panik atak hastası olabilirsiniz


  • Göğüs ağrısı, göğüste sıkışma, çarpıntı, kalbin kuvvetli ya da hızlı vurması,
  • Terleme, uyuşma ya da karıncalanma,
  • Nefes darlığı ya da boğulur gibi olma, soluğun kesilmesi,
  • Baş dönmesi, sersemlik, bayılacak gibi olma,
  • Üşüme, ürperme ya da ateş basması, çıldırma korkusu,
  • Bulantı, karın ağrısı, titreme ya da sarsılma, ölüm korkusu
  • Kendini, çevresindekileri değişmiş, tuhaf ve farklı hissetme.
  • Panik atağın sebebi
  • Toplumda yüzde 3-4 oranında görülen panik bozukluk genellikle 20-35 yaş arasında başlamaktadır. Panik atakların sık yaşanmasıyla oluşan panik bozukluk, beynimizdeki sinir hücrelerinden salgılanan bazı kimyasalların (serotonin, noradrenalin gibi) anormal çalışmasından oluşmaktadır. Hastalarda bir süre sonra panik atağın geleceğini sandıkları yerlere gidememe gibi sorunlar yani agorafobi de oluşmaktadır.


Panik bozukluğun tedavisi

Panik bozuklukta iki tür tedavi (ilaç tedavisi ve psikoterapi) birlikte uygulanmaktadır. Bu tedavilerden ilaç tedavisi; kişide beyin sinir hücrelerindeki bozuk olan biyokimyasal aktiviteyi düzenleyen ilaçlarla en az bir-iki yıl sürdürülmektedir. Bunun yanında hastalara panik atak belirtilerinden korkmamaları için düşünce değişikliğine gitmelerinin (bilişsel yeniden yapılandırma gibi) sağlandığı ve nefes ve kas egzersizlerini de içeren bilişsel davranışçı psikoterapiler uygulanmaktadır.