25 Ekim 2017 Çarşamba

Eyvah Çocuğum Ergen Oldu!
Bebeğinizin büyüdüğünü ve ayakları yere basan bir birey olduğunu görmek mutluluk ve gurur vericidir. Ancak ergenlik dönemi anne-babanın disiplinle büyütme çabası çocuğunuzun savaş açmasına neden olabilir.

Ergenlik sürecini hem anne-baba hem de çocuk açısından yara almadan atlatmak adına yapılması gerekenleri Hisar Intercontinental Hospital Uzman Psikoloğu Gülşah Yahşi ile konuştuk…

Ergenliğin, insan gelişiminin fırtınalı ve stresli bir evresi olduğunun altını çizen Uzm. Psikolog Yahşi; “Bu süreç kişinin yetişkine özgü ayrıcalıkların kendisine verilmediğini hissettiği zaman başlar ve yetişkinin toplumsal konumu kendisine verildiği zaman sona erer. Ergenin yaşadığı çalkantılar, bu dönemde hem ergeni hem de anne babayı zaman zaman çok zorlar. Özellikle çeşitli nedenlerle diğer ebeveynin evden ayrı kaldığı durumlarda, her iki ebeveynin işi tek ebeveyne düşmekte ve ergen ile yaşayan ebeveyn zorlanmaktadır. Ergenlik dönemi içinde çocuğu olan anne babalar için, birbirlerine destek olma birçok konuda olduğu gibi bu konuda da önemlidir.

Ebeveyn-Ergen Çatışmaları Ergenin Normal Ruhsal Gelişimi İçin Gereklidir. Ama Dozunda Olursa…
Ebeveyn - çocuk/ergen arasındaki tartışmaların çoğu okul ödevleri, sosyal yaşam, arkadaşlar, ev işleri, kurallar, kardeş ilişkileri ve kişisel bakım gibi gündelik olaylardan kaynaklanır. Bu çatışmaları babalardan çok anneler yaşar. Çoğunlukla da anne-kız ilişkisinde ortaya çıkar. Normal sınırlar içindeki bu tür çatışmalar için endişelenmemek gerekir. Çünkü bu çatışmalar ergenin normal ruhsal gelişimi için de gereklidir. Tehlikeli olan bu çatışmaların çok yoğun ve şiddetli yaşanmasıdır. Çatışmaların sıklığı, davranış sorunları ile doğru orantılı olabilir. Çatışmalı ilişkilerin baskın olduğu gençlerde evden kaçma, erken evlilik, uç gruplara yönelme, okul reddi, ilaç/madde kullanımı daha sık gözlemlenir.

Aslında ruhsal bağımsızlığını sağlamaya çalışmakta..
Ergen, kendi doğrularını, değerlerini, beğeni ve tercihlerini bulmak için arkadaşlarının bakışından, sözünden onay bulmaya çalışırken kasıtlı olmadan ailesine karşı gelir; kuralları sınar, tek başına kalmaya çalışır. Zihninde ‘olması gereken-ideal ebeveyn’i ile kendi ebeveyni arasında farklılık bulduğunda öfkelenir; ebeveynini eleştirir, yargılar. Fiziksel olarak onların evinde yaşarken onlara karşı gelerek, kurallara uymayarak, arkadaşlarını ailesine tercih ederek, yalnız kalıp müzik dinleyerek, uzun telefon konuşmaları yaparak mahremiyetine aşırı titizlenerek; aslında ruhsal bağımsızlığını sağlamaya çalışmaktadır. Ancak anne babalar tüm bunları kendilerini saymama şeklinde yorumlayarak, hem kendileri hem de çocukları için gerginlik yaratan ilişki ile bazen sorunların temelini atarlar. Ergeni anlayamaz ve ona karşı öfkelenmeye başlarlar.

Ergenim! Haklıyım! Şikayetim Var…
Ergenin aşırı ve sürekli olarak giyinmesinden, konuşmasından, dağınıklığından arkadaş seçimine kadar müdahalede bulunmak yanlış bir harekettir. Çünkü bu müdahalelerle 'Sen bilemezsin, senin yaptığın doğru ve güzel değil, doğrusu şöyle olur' mesajı iletilmekte ve aslında ergenin oluşturmaya çalıştığı kimliğine saygısızlık yapılır. Aşırı müdahaleye maruz kalan ergen, işte o zaman sinirli, öfkeli, tereddütlü, kaygılı olmakta ve bu defa kasıtlı olarak ebeveynini kırmaktadır.

Çocuğumla Neden Sorun Yaşıyorum?
Yaşanan sorunlar yaş farklılığından daha çok toplumdaki değişimlerden ve sık sık duyulan 'Ben senin yaşındayken... ' cümlesiyle başlayan örneklerle de görebildiğimiz kuşak farklılığından kaynaklanır. Bir diğer neden ergenlerin meslekle ilgili karar verecekleri dönemde; anne babaların kendi meslek yaşamlarını gözden geçirerek, gerçekleştirdikleri ya da gerçekleştiremediklerine odaklanmalarıdır. Çocuklarının önündeki kendilerince daha iyi fırsatlara gıpta ederek onun için iyi olabileceğini düşündükleri seçeneklerde ısrar ederek ergeni yönlendirebilirler.

Çocuğunuzun da Bir Birey Olduğunu Unutmayın!
Anne baba olarak iyi niyetle de olsa hata yapabilirsiniz. Bu yüzden ergenlik döneminde olan çocuğunuzun neye ihtiyacı olduğu konusunu araştırın ve onu daha iyi anlamaya çalışın. Unutmayın; bir insanı sadece sevmek yetmez, onun içinde bulunduğu hali ve ihtiyaçlarını da doğru anlamayı gerektirir.

Seksi görünmenin 10 pratik yolu
Seksi görünmek ve beğenilmek kadınların en büyük tutkularından biridir. Bunun için çoğu zaman saatler harcayabilirler. Seksi olmayı kolaylaştıracak 10 pratik öneri ile artık bu saatler size kalacak. 

Küçük dokunuşlarla seksi görünebilir, dikkatleri üzerinize çekebilirsiniz.

İşte Evoria.com’un anında seksi gösteren önerileri:

Dantelin sonsuz çekiciliği

Hiçbir zaman modası geçmeyecek ve her zaman kadının seksiliğini öne çıkaracak bir ürün olan dantel, seksilik için önemli bir detaydır. Dantel bir bluz, dantel bir elbise veya dantel iç çamaşırı farketmez; dantelin erkekler üzerinde her zaman önemli bir etkisi vardır.

En önemli silah: Dolgun dudaklar

Angelina Jolie, Rihanna ve Adriana Lima sahip oldukları seksi görüntülerini neye borçlular? Tabii ki dolgun dudaklarına. Dolgun dudaklı kadınlar, her dönem erkekler tarafından daha seksi bulunmuştur. Bu cazibeyi yakalamak için Evoria.com’da indirimli fiyatla satışa sunulan Max Factor Colour Elixir Lipstick 715 Ruby Tuesday’in büyük yardımı olacaktır. Zayıf ve ince dudaklar, iyi bir ruj ve basit bir makyaj hilesiyle daha iri ve dolgun gösterilebilir.

Buğulu gözlerin etkisi

Dumanlı göz makyajı, gözleri iri göstermenin en güzel yollarından biridir. Üstelik bakışlara hüzünlü bir seksilik de katar. Buğulu bakışlar erkekler üzerinde oldukça etkilidir. Dumanlı göz makyajı, özellikle gece gezmelerinde rahatlıkla kullanılabilir. Buğulu gözler için Evoria.com’un önerisi, duman rengi farlar.

İç gıcıklayıcı dekolteler...

Kıyafet seçiminde aşırıya kaçmayan hafif göğüs dekolteli bluzlar ile seksi bir görünüm elde edilebilir. Seksi görüntüye katkısı sağlaması için sutyende de iç gıcıklayan bir model tercih edilmeli. Dekolte bölgesine sürülecek biraz ışıltılı krem de cazibeyi artıracaktır.

Baştan çıkarıcı kokular

Bir ortamda fark edilmenin en önemli yolu parfümdür. Kokular erkekler üzerinde baş döndürücü bir etkiye sahiptir. Doğru koku ile bir erkeği baştan çıkarmak çok daha kolay olacaktır. Evoria.com’da indirimli fiyatlarla satılan Lancome Hypnose EDP gibi bir parfüm işinizi kolaylaştıracaktır. Özellikle vanilya, gül, portakal çiçeği veya lavanta kokuların en çekici aromalar olduğu unutulmamalı.

Baş döndüren uzun saçlar

Uzun ve omuzlara dökülen saçların çoğu erkek tarafından oldukça seksi bulunduğu çok bilinen bir gerçektir. Uzun ve bakımlı saçlar erkekleri cezbeder. Omuzlardan birini açıkta bırakan kıyafetlerde ise toplu saçlar tercih edilebilir.

İpek gibi saçların cazibesi

Erkeklerin başını döndüren, ilgisini çeken önemli özellik parlak ve bakımlı saçlardır. Bu yüzden rengi, şekli nasıl olursa olsun her zaman saçlar parlamalı ve bakımlı görünmelidir.

Aksesuarla noktayı koyun

Aksesuar kıyafetin tamamlayıcısıdır. Bir şapka, parlak bir kolye, tek bir yüzük gibi bir aksesuar ile çok fark yaratılabilir. Bazen tek renk ve düz bir elbiseye takılan, gerdanı ışıltıyla dolduran bir kolye veya baştaki şık bir şapka bir kadını ortamın en seksi kadını yapabilir.

Topuklu ayakkabı olmazsa olmaz

Kadını seksi gösteren en önemli aksesuardan biri de elbette topuklu ayakkabıdır. Mümkün olduğunca kadınlar tercihlerini topuklu ayakkabıdan yana kullanmalıdırlar. Çünkü daha uzun bacaklar her zaman daha seksi gösterir.

Dişiliğin sembolü: Kırmızı

Dişiliğin önemli bir parçası kırmızı renktir. Eğer dikkat çekmek isteniyorsa, kırmızı en ideal seçim olacaktır. Örneğin kırmızı bir elbise ile daha seksi görünmek çok daha kolaydır. Kıyafeti etkili hale getirmek içinse, Evoria.com’da pek çok farklı kırmızı tonu bulunan Essie Red Label ojeler tercih edilebilir.

22 Ekim 2017 Pazar

Kısırlık sadece kadınların sorunu değil
Kısırlık, Dünya Sağlık Örgütü’nün dünya nüfusunu tehdit eden hastalıklar sıralamasında kanser ve kalp-damar hastalıklarından sonra üçüncü sırada yer alıyor.

Kısırlık denilince aklımıza ilk olarak kadın kısırlığı geliyor. Oysaki erkek kısırlığı da hiç de küçümsenmeyecek oranlarda karşımıza çıkıyor. Kısırlık vakalarının yaklaşık %30’unda erkekte, %30’unda kadında ve %30’unda ise hem erkekte hem de kadında problem vardır. Ailelerin %10’u ise ‘açıklanamayan kısırlık’ grubundadır. Yani erkek kısırlığı ile kadın kısırlığının görülme oranları aynıdır.

Bugüne kadar hep kadınlara uyarılar yapıldı. ‘Kariyer uğruna anneliği ertelemeyin’ denildi. Peki ya erkekler?

Onların da baba olmayı ertelememesi gerekmiyor mu?

Erkek üreme sağlığını etkileyen pek çok sebep var. Geçirilen enfeksiyonlar, kabakulak, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, antibiyotikler ve kemoterapi; erkeklerde kısırlığa neden olabilir.

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, “Kısırlık sorununu sadece kadınlar yaşamıyor. Erkekleri de etkileyen kısırlığı hafife almayın, 'Erkek adam kısır olur mu?' demeden önce mutlaka bir uzmana başvurun” diyerek erkekleri uyarıyor.

Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Klinik Direktörü, Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Seval Taşdemir, erkek kısırlığı hakkında bilgi verdi:
Erkek üreme sağlığını; hormonlar, sperm üretimi, sperm kanallarında spermin taşınması ve cinsel fonksiyonlar etkiler. Bunlardan herhangi birindeki bozukluk, infertiliteye (kısırlık) neden olur.

AKDENİZ ANEMİSİ VE KİSTİK FİBROZ OLUMSUZ ETKİLİYOR
Cinsiyet kromozomlarındaki birçok bozukluk infertiliteye neden olur. Bu vakaların birçoğunda testisler ve sperm üretimi olumsuz etkilenmiştir. Cinsiyet kromozomlarını etkilemeyen genetik bozukluklar da infertiliteye neden olabilir.

Bazı kas hastalıklarında, orak hücreli anemide, Akdeniz anemisinde ve mesaneye ait bozukluklarda infertilite sık görülür. İnfertilitenin eşlik ettiği diğer bir hastalık olan kistik fibroz vakalarında ise meni miktarı ve sperm sayısı azdır. Bu vakalarda sperm kanalları gelişmemiştir.

SİGARA, ALKOL VE İLAÇLAR ZARAR VERİR
Sigara; sperm sayısını, hareketini ve yapısını olumsuz etkiler. Sigara içen erkeklerin eşlerinde düşük ihtimalinin arttığı belirlenmiştir.
Alkol, sperm üretiminin bozulmasına neden olur. Kronik alkolizm vakalarında testisler küçülür ve testosteron üretimi bozulur.
Uyuşturucu maddeler sperm kalitesini ve üretimini olumsuz etkiler. Bu maddeler hormonal dengesizliklere de yol açar.
Antibiyotiklerin birçoğu, parazit ilaçları, depresyon, mide ülseri, hipertansiyon ve alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların, erkek üreme sağlığını olumsuz etkilediği gösterilmiştir.

KEMOTERAPİ ÖNCESİ SPERM DONDURULABİLİR
Kemoterapi ve kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar, sperm üretimine zarar verir. Bu ilaçların bir kısmının etkisi kalıcı olabilir. Kemoterapi öncesinde bu hastalardan, ileride kullanılmak üzere sperm örnekleri alınarak dondurulabilir.
Testislerde sperm üreten hücreler radyasyona çok duyarlıdır. Radyoterapi gören hastalarda sperm üretimi üç-beş yıl içinde tekrar başlayabilir. Yüksek ısı, sauna ve sıcak su banyoları sperm üretimini olumsuz etkiler.

ÜREME HORMONLARIN KONTROLÜNDE
Üreme hormonlarının üretimi ve salınması hipotolamus, hipofiz bezi ve testisler tarafından kontrol edilir. Hipofiz bezinden LH (Luteinize edici hormon) ve FSH (Folikül stimüle edici hormon) salgılanır. Bu hormonların salınımını hipotalamustan salınan GNRH adı verilen hormon kontrol eder. Testislerde testosteron üretilir ve testosteron genital organlar dışındaki dokularda androjenlere (erkeklik hormonu) ve östrojenlere (kadınlık hormonu) dönüştürülür. Hipogonadotropik Hipogonadizm, Kalman Sendromu, İzole LH eksikliği, Hiperprolaktinemi veya Postpubertal Gonadotropin eksikliği de erkek kısırlığına neden olabilir.

Erkeklerde en sık karşılaşılan kısırlık sebepleri:
Kriptorşizm (inmemiş testis)
Testis tümörleri
Testiküler travma (Testislerde meydana gelen yaralanmalar)
Varikosel (Yumurtalık torbası ve testislerin etrafında oluşan varisli damarlar)
Enfeksiyonlar
Sistemik hastalıklar
Üreme kanallarında tıkanıklık
Geriye boşalma

Duygusallığınıza sınır koymayı bilin
Kontrol edilmeyen duyguların kişide yıpratıcı sonuçlar ortaya çıkarabileceğini belirten uzmanlar, duyguların gerektiğinde sınırlanarak kontrol edilmesi gerektiğini belirtiyorlar. 

Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, duygularıyla hareket eden aşırı duygusal kişilerin kendilerine zarar verebileceğine dikkat çekerek, "Kendi mutluluğunuz için gerektiğinde duygusallarınıza sınır koyun" uyarısını yaptı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Feneryolu Polikliniği Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, duygularımızın deneyimlerimize tat veren ve hayatı anlamlı kılan en önemli özelliğimiz olduğunu belirterek hayatıımızın daha huzurlu geçmesi için duygusallıkta da bir sınır olması gerektiğine dikkat çekti.

Yrd. Doç. Dr. Barış Önen Ünsalver, şunları söyledi:
"İnsan duygusal bir varlık. Duygunun olmayıp sadece düşüncenin olduğu yerde insan sıcaklığı yerine robot soğukluğu vardır. Duygusallık denildiğinde öfke, hüzün, sevinç, kaygı, korku, heyecan, umut gibi duyguların yoğun deneyimlenmesini ve hayata dair kararların verilmesinde duyguların yönlendirmesinde olmayı anlayabiliriz. Mesela bize sevinç verdiği için bir arkadaşımızı aramak isteriz ya da bizi öfkelendirdiğinden bazı insanlardan uzak dururuz. Bu seçimler duygusal seçimlerdir. Duyguların yokluğu robot gibi olmayı getirse de duyguların yönetiminde olmak da neden-sonuç ilişkisinden kopmak ya da kar-zarar dengesini koruyamamak anlamına gelir. Örneğin duygusal bir kişi yakını üzülecek diye üzülüp sırf onu üzmemek adına o yakının görevlerini üstlenebilir. Yeni girdiği bir ortamda kendisine gösterilen ilgiden yoğun sevinç duyan bir kişi o ortamdaki kişilere hemen yakınlık hissedip sırlarını paylaşırsa daha sonra başına bu yüzden bir sorun gelirse pişmanlık duygusunu ve kendisine öfkeyi de bir o kadar yoğun yaşayacaktır."

Duyguların sesini dinlemek her zaman doğru mudur ?
Duygularının sesini yerinde ve zamanında dinleyen bir kişi için hayatın olumlu etkilendiğini belirten Ünsalver, şöyle devam etti:

"Kişilik yapılanması olarak histriyonik, borderline ve bağımlı kişiler duygularını daha yoğun yaşarlar ve hayatlarını baskın olarak duygularıyla yönlendirirler. Eğer ki kişinin hayatını duygular yönetmiyorsa, yerinde ve zamanında duygularına kulak verebilen kişi için hayat olumlu etkilenir. Zira hep mantık ve kar-zarar hesabıyla yaşamak insansı özelliklerden uzaklaşmaktır. Duyguları yok saymak hayatın tadını alamamak ve günleri doldurmak için yaşamak gibidir.

Öte yandan kişinin hayatı duygularla yönetiliyorsa, öfkesi hâkim olduğunda başını belaya sokabilir ya da başkalarını kırabilir, sevinci hâkim olduğunda sonradan kendisine zarar verebilecek kararların peşinden gidebilir, hüznü hâkim olduğunda hayattan kopacak kadar üzüntü yaşayabilir, olumlu olan şeyleri göremeyebilir. Böyle durumlarda alıngan olabilirler. Yanlış seçimler yapabilirler. Başkalarına karşı kırıcı olabilirler."

Duygusal kişiler çabuk etkileniyor
Duygusal kişilerin sabırsız olabildiğini kaydeden, Ünsalver, bu kişilerin duygusallıklarını bazı durumlarda alkol ve maddeye yönelerek doldurmaya çalışabileceklerini de belirtti. Ünsalver, şöyle dedi:

"Duygusal kişilerde çocuksu özellikler belirgindir. Sabırsız olabilirler. İstedikleri yapılmayınca hırçınlaşabilirler. Alkol ve maddeye yönelerek duygularını doldurmaya çalışabilirler. Duygusal kişiler ayrıca yakın ilişkide oldukları kişilerin duygularından da kolayca etkilenirler. Arkadaşını öfkeli görünce öfkelenebilir örneğin. Oysa bazen ikili ilişkilerde bir tarafın dengeleyici olması ve duyguları soğurması gerekir. Ayrıca bu kişilerin yakınındaki kişiler de çoklukla onların duygu seline kapılıp gidebilir."

Duygusallıkta sınır ne olmalı?
Kişinin yıpranmaması açısından duygusallıkta da bir denge kurulması gerektiğini belirten Ünsalver, aşırı duygusal kişilerin yaşamında kendine çok zarar verdiğinin gözlendiğini ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı:

"Kendini duygusal gören ya da başkaları tarafından duygusal olarak tarif edilen kişiler şöyle bir kendilerini gözden geçirebilirler. Acaba karar alırken duyguları ne oranda ön plana geçiyor. Eğer kişi çoğunlukla durup düşünmeden duygusunu eyleme döküyorsa burada bir sorun vardır. Bazı duygular değişkendir. Örneğin bir sevdiğiniz size bir mektup yazıp sizi kızdırmışsa ona hemen yanıt verirseniz siz de öfkeli olduğunuzdan aranızdaki gerilimi yokuşa tırmandırabilirsiniz, oysa biraz bekleyince ve mektubu tekrar okuyunca belki göreceksiniz ki o kadar da öfkelenecek bir şey yok ve karşı tarafa anlayışla yaklaşabileceksiniz. Duygusallıkta sınır kendi hayatına ve karşı tarafın hayatına zarar verme noktasıdır. Mantığın ya da sağduyunun "yapma" dediği şeydir."

Erkek Adamda da Varis Olur mu?
Varisler gebelik, hormonal nedenler, topuklu ayakkabılar yüzünden kadınlarda daha sık görülse de erkekler de bu dertten muzdarip. Masabaşı işler, kilo artışı, az spor yapılması gibi sebepler yüzünden erkeklerde de sıkça varis görülüyor.  

Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy "Erkekler kadınlara göre kozmetiği ikinci plana attıklarından doktora geç başvuruyorlar. Bu yüzden kadınlara görev düşüyor. Kadınlar eşlerinin veya erkek arkadaşlarının bacaklarını da takip etmeliler. Tedavileri için uyarılarda bulanmalı hatta onları cerraha getirmeliler" diyor.

Spor yapmayanlarda daha çok görülüyor
Bacaklarda damarlarda belirginleşme, ağrı, şişme, hassasiyet ve ağırlık hissi belirtileriyle ortaya çıkan varislerin görülme sıklığı erkeklere göre daha yüksek. Kadınlarda geçirilen gebelikler, gebeliklerin sayısı ve hormonal nedenler varis oluşma riskini artırıyor. Kadınların az spor yapması da bu riski artırıyor. Kadınların sıklıkla kullandığı hatta vazgeçemediği topuklu ayakkabılar da varis riskini artırıyor.

Çalışan kadınlar daha erken doktora başvuruyor
İster çalışan kadın olsun ister ev kadını, durağan yaşam içinde olanlarda varis daha fazla görülüyor. Bu nedenle ofiste masa başı iş yapan veya işi sırasında uzun süre ayakta durmak zorunda kalan kadınlarda varis görülme riski artıyor. Örneğin öğretmenlik, tezgahtarlık, kuaförlük yapan kişiler bu açıdan yüksek riskli meslek grubuna giriyor. Ev kadınları ile karşılaştırıldığında çalışan kadınların biraz daha erken doktora başvuruyor. Kozmetik problem çalışan kadın için biraz daha ön planda. Ev kadınları genel olarak ağrı ve şişlik şikayetiyle geliyor ve biraz daha ileri evrede doktora başvuruyor.

Erkeklerde neden varis artıyor?
• - Sporun ve yürüyüşün daha az yapılması nedeniyle erkekler de artık varis sorunuyla daha sık karşılaşıyor.
• - Evden işe giderken en fazla arabaya, otobüse veya toplu taşıma araçlarına kadar yürüyoruz. Günlük yürüyüş mesafemiz 500 metre en fazla bir kilometreyle sınırlı.
• - Fast-food yeme alışkanlıkları da artış gösteriyor. Özellikle kilo endişesi taşımayan erkekler düzensiz ve sağlıksız beslenme modelleri ile her gün kilo alıyor.
• - Yeni çalışma ortamları da hareketten uzak bir yaşam tarzı oluşturmaya başladı. Artık erkekler de iş hayatlarında eskisine oranla daha az fiziki güç kullanıyor, oturarak veya hareketsiz ofis ortamlarında çalışıyor. Hareket edemediği için hem kilo alıyor hem de bacak kasları zayıflıyor, böylece varis riski artıyor.

Kadınlar partnerini doktora götürmeli
Erkekler kadınlara göre daha geç doktora başvuruyor. Bu problem kozmetiği çoğunlukla ikinci plana atmalarından kaynaklanıyor. Varisler çok belirginleştiğinde veya ciltte renk değişiklikleri olduğu zaman doktora başvuruyorlar. Bu yüzden kadınlar eşlerinin veya erkek arkadaşlarının bacaklarını da takip etmeliler. Tedavileri için uyarılarda bulanmalı hatta onları cerraha getirmeliler.

Tedavi nasıl yapılıyor?
Varis tedavisinde öncelikle toplardamarlarda yetersizlik varlığı araştırılır ve varsa düzeyi belirlenir. Bacaklarımızda toplardamarlardaki kan akışı her zaman ayaktan kalbe doğru, tek yönde olmalıdır. Bunu sağlayan birkaç mekanizma vardır. Bunlardan biri göğüs kafesimiz içindeki negatif basınç, diğeri de bacaklarımızdaki kasların kasılıp damarları sıkıştırması ve kanı yukarı pompalamasıdır.

Buna bacak kas pompası diyoruz. Bacaktaki kas pompasının yüzde 80'ini baldır kas kasları, yüzde 20'sini uyluk kasları oluşturur. Burada en etkin mekanizma baldır kasları üzerinden işler. Yürürken ya da hareket ederken kas kasılmasıyla damarlar sıkıştırılır ve kan yukarı pompalanır. Ancak ayakta sabit durduğumuzda veya oturduğumuzda yer çekiminin etkisiyle kan aşağı doğru gitme eğilimi gösterir.

Bunun önüne geçebilmek için damarlarımızın önünde ufak kapakçıklar vardır. Özellikle kasık altından başlayarak ayağa doğru gittiğimizde bu kapakçıklar sayısal olarak da artar. Bu kapakçıkların biri de, birkaçı da tümü de hastalıklı olabilir. Doppler ultrasonografi ile biz bu kapakçıkları değerlendiriyor ve kapakçık yetersizliği nedeni ile oluşan kanı geri kaçışı nereden nereye kadar devam ediyor sorusuna yanıt arıyoruz. Yetersiz olduğu zaman ve olmadığı zaman varise yaklaşım farklılık gösteriyor.

Kış Depresyonundan Kurtulmanın Püf Noktaları


Soğuk kış günleri geldi çattı. Daha karanlık ve soğuk bir döneme giriyoruz. Yazın aydınlık ve ılık günleri geride kalırken, fiziksel ve sosyal şartlar insanların depresif hissetmesine zemin hazırlıyor. 

Liv Hospital Klinik Psikoloğu Beril Yardımcı kış depresyonundan korunmanın 10 altın kuralını anlattı.

• Odanıza gün doğsun!
• Kış depresyonunun belirtilerinden biri sabahları uyanmada yaşanan zorluktur. Kişi yeterinde uyumuş olsa bile yataktan kalkmak istemez. Yatak odasında zaman ayarlı aydınlatma sistemi kurmak ve alarmınız çalmadan yarım saat önce suni de olsa yatağınızda gün doğumunu hissetmek uyanmayı kolaylaştırır.

• Hayatınıza ışık sokun!
• Hava serin ve karanlık diye güneş ışığından vazgeçmeyin! Özellikle gündüzleri bulutlu bile olsa dışarı çıkın ve güneş ışığını görün. Güneş ışığı doğal olarak beynin duygusal merkezini uyarır ve insanın iyi hissetmesini sağlar. Erken kalkın, perdeleri açın, dışarı çıkın.

• Hareket sizi kurtarır!
• Soğuk hava terlememek için özür değildir. Spor merkezinde, evde veya hatta tercihen dışarıda kalbiniz 140’ın üzerinde çarpsın! Sadece kiloyu korumak ve sağlıklı kalmak için değil, günlük hayatın stresinden uzaklaşmak için de spora vakit ayırın. İyi bir egzersizin etkisi saatlerce sürer. Gün içinde daha fazla enerjiniz olur, metabolizmanız hızlanır, iyi hissettiren hormonlar salgılanır. Düzenli egzersiz kış uykusuna çekilmeye meyilli bedene yaşadığını hissettirir.

• Şekere dikkat!
• Mutluluk, zindelik ve canlılık hissi veren seretonin hormonunun seviyesi düştüğünde, karbonhidratlara ve şekerli gıdaları tüketme isteği artar. Kışın özellikle de tatlı yeme eğilimi artar. Şekerli ve beyaz unlu gıdalara bağımlılık fizyolojik bir gerçektir. Bunlar bedende uyuşturucular gibi biyokimyasal sistemleri etkiler. Ne yediğiniz nasıl hissettiğinizi ciddi ölçüde etkiler.

• Sosyal hayatı unutmayın!
• Arkadaşların, ailenin, iş arkadaşlarının, komşuları önemini azımsamayın. Her şeyi boş vermek istediğinizde kim size el uzatır? Sizi destekleyecek insanları aklınızda tutun, ihtiyaç duyduğunuzda size cesaretlendirmelerine izin verin. Bazen bir telefon, kahve sohbeti veya e-mail size canlandırır.

• Kışa heyecan katın!
• Bir şeyi yaşamayı beklemek insanı motive eder. Kış, havaların ısınmasını beklemek için çok uzundur. Size heyecan verecek bir hafta sonu gezisi, gece planı veya spor planları kışınıza renk katacaktır. Kayak, kızak, kar yürüyüşü, buz pateni gibi faaliyetleri heyecanla bekleyebilirsiniz.

• Gevşeyin!
• Meşgulsünüz. İş, ders, aile, arkadaşlar, randevular, buluşmalar meşgul olmaktan hoşlansanız dahi herkesin sakin kalmaya ihtiyacı vardır. Bazı sorumluluklara veya davetlere ‘Hayır’ demekten kaçınmayın ve birkaç dakika hiçbir şey yapmadan geçirin. Bu zamanda dikkatinizi içe döndürüp ruhsal olarak sakinleşmeye, bedensel olarak gevşemeye ayırın. Kendinize yardımcı olacak gevşeme egzersizlerini gündeme alın.

• Ne fazla ne de az olmalı!
• İnsanlar soğuk havalarda doğal olarak daha uzun uyur. Bu fizyolojik bir ihtiyaçtır ve buna saygı göstermek gerekir. Zamanı iyi kullanarak ve disiplinli olarak, geceleri 7-8 saat uyumayı hedefleyin. Yatma ve kalkma saatini belli bir düzene oturtmak, hayata ritmini verir ve enerji seviyesini arttırır. İhtiyacınız olan düzeni bulun. Özellikle de hafta sonları çok fazla uyumamaya özen gösterin, bu insanı daha yorgun düşürebilir.

• Mevsimi kabul edin!
• Mevsimlerin değişimi doğal bir akıştır. Bu değişimi yargılamak yerine izlemek ve detaylarını görmek insanın daha olumlu bir ruh hali içinde kalmasını sağlar. Kış kendine özgü deneyimleri beraberinde getirir. Değişen doğasından, artan tiyatro sayısına, sebzelerinden televizyondaki programlara keyif aldığınız şeyleri fark edin. Kot giymek ve salep içmek ağustosta pek yapmadığımız şeylerdir.

• Profesyonel destek alın!
• Sıralanan belirtilerden üç ya da daha fazla sizin için 2 haftayı aşkın bir süredir geçerli ise profesyonel destek almaktan çekinmeyin: İsteksizlik-mutsuzluk, değersizlik–suçluluk hisleri, uyku bozukluğu–aşırı uyku hali, enerji azalması–yorgunluk, iştah değişikliği, sinirlilik, endişe-kaygı, konsantrasyon bozuklukları…

3 Ekim 2017 Salı

Yatakta uyumlu değilseniz ilişkiniz tehlikede
Cinsel uyumsuzluk ya da ten uyuşmazlığı çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmasına, aldatmaya hatta ayrılık ve boşanmalara neden olan en yaygın sebeplerden biri. Partnerinizle birbirinize deli gibi aşık olabilirsiniz ama ne var ki yatak odasında istekli ve uyumlu değilseniz, o zaman ilişkiniz tehlikede demektir.

Peki partnerinizle uyumlu olup olmadığınızı nasıl anlayacaksınız? Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak'a kulak verelim:

FARKLI LİBİDO SEVİYELERİ: Herkesin aynı seviyede libidoya sahip olduğu söylenemez. Ayrıca sadece erkeklerin daha çok cinsellik istediğini iddia etmek de bir haksızlık. Kadınlar da en az erkekler kadar cinselliği yaşamaya istekli olabilir. Stres, iş yoğunluğu ve yaşam tarzıyla ilgili sorunlar kişinin libidosunu etkileyebilir ve kişinin cinsellikten uzaklaşmasına sebep olabilir ya da başka sebeplerden libido düşüklüğü söz konusu olabilir. Partneriniz ve siz böyle bir problemle karşı karşıyaysanız, durum daha kötüye gitmeden konuşmalı ve gerekirse destek almalısınız.

BASKICI PARTNER: Partneriniz, siz istemediğiniz zamanlarda, seks yapma konusunda size sürekli baskı yapıyorsa ve rahatsız olduğunuz bir şeyi yapmaya zorlanıyor hissediyorsanız, aranızda cinsel bir uyumdan bahsetmek mümkün olmayabilir.

BENCİL PARTNER: Birçok kadın cinsellikte partnerlerinin bencilliğinden şikayet eder. Genelleme yapmaktan kaçınsak da çoğunlukla ilk önce erkeklerin orgazma ulaştığı bir gerçek. Ama bu bir problem olmaktan çıkarılabilir. Partneriniz yine de sizi memnun edebilir. Ama o bencil davranmayı tercih ediyor ve bunun için çaba göstermiyorsa uyumsuzluğun ortasındasınız demektir. Cinsel ilişkide bencillik orta vadede ciddi bir sıkıntı meydana getirir ve bir tarafı mağdur durumuna düşürür.

ESKİ PARTNERLERLE KIYASLAMA: Partnerinizin cinsel yönden sizi eski sevgili ya da eski eşiyle kıyaslaması hiç hoş bir şey olmadığı gibi aynı zamanda sinir bozucu da. Partneriniz sizi sürekli eskiden birlikte olduğu kadınlarla kıyaslıyorsa, bu size saygı duymadığı anlamına gelir. Rahatsız olmanıza rağmen bu rencide edici tavrından vazgeçmiyorsa, konuyu gündemin birinci sırasına almalı ve çözüm üretmelisiniz.

SUÇLULUK DUYGUSU: Partnerinizle yaşadığınız cinsellik sizi duygusal yönden memnun ya da mutlu etmiyor aksine pişmanlık ve suçluluk hissediyorsanız, bu ciddi bir bilinçaltı sebebe işaret edebilir. Bir şeyi yapmaya kendinizi adeta itiliyor gibi hissediyorsanız, sıkıntıya girerek ilişki yaşıyorsanız bu tablo ilişkide uyumsuzluğun ciddi göstergesidir.

YATAKTA AGRESİFLİK: Her iki tarafın da rızası olduğu sürece, yatakta biraz agresiflik normal karşılanabilir. Ama bazı erkekler, partnerlerini rahatsız edecek derecede agresif davranışlar sergilerler. Partneriniz, sizin sınırlarınızı aşacak kadar saldırgan davranıyorsa, bir orta yol bulmanın zamanı gelmiş demektir.

RAHATSIZ EDEN TALEPLER: Çiftlerden biri zengin fantezi dünyasına sahip olabilir. Partneriyle bu anlamda bir dengeye sahip değilse; cinsellikte geniş fanteziye sahip olanın talepleri diğer tarafa ağır, uygunsuz, ters gelebilir. Cinsel ilişkide tek tarafın beklentilerine cevap vermemek konusunda sürekli bir tartışma varsa burada zaten uyum söz konusu olamaz.

CİNSEL UYUMSUZLUĞUN TEHLİKE SİNYALLERİ
Bir ilişkinin, özellikle evliliklerde, uzun süre devam etmesi için partnerlerin cinsel yönden uyumlu olmasının büyük önem taşıdığına dikkati çeken Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, cinsel uyumsuzluğun başlıca sinyallerini ise şöyle sıralıyor:

CİNSEL DÜRTÜNÜZ ÇOK MU ZAYIF? Partnerlerden birindeki zayıf cinsel dürtü, cinsel uyumsuzluk belirtisi olabilir. Fakat bu durum bir hastalık nedeniyle ya da stresten de kaynaklanmış olabilir. Zayıf cinsel dürtü meselesini ciddiye alın ve arkasında yatan sebebi bulmaya çalışın. Tek başınıza çözüm bulamıyorsanız özellikle cinsellik konusunda deneyimli bir uzman desteği alın.

STRES: İş ya da ekonomik sıkıntılar, ailevi sorunlar nedeniyle yaşadığınız stres cinsel yaşamınızı ciddi manada olumsuz etkileyebilir, fakat partnerinizle cinsel yönden uyumsuz olmanız da sizde strese neden olabilir. Partnerinizle daha iyi bir cinsel yaşam için stres ve iş yoğunluğunuzu kontrol altına almaya çalışın. Özellikle stres, korku kaynaklı uyumsuzluk konularında hipnoterapi hızlı bir çözüm olasılığı sunar.

DEPRESYON LİBİDONUZU ÖLDÜREBİLİR: Depresyon partnerinizle cinsel yönden uyumsuz olduğunuzun başka bir belirtisi olabilir. Depresyon, enerjinin düşük olması, yaşamdan zevk almama, çökkünlük şeklinde kendini belli eder ve bu ağır duyguların olduğu yerde cinsel enerjiyi aramak boşunadır. Bu, uyumsuzluk sorununu daha da ağırlaştırabilir ve hatta libidonuzu tamamen öldürebilir. Deneyimli bir uzmana başvurmanın vakti gelmiş demektir.

CİNSEL BİRLİKTELİK AZALIRSA: Partnerinizle cinsel yönden uyumsuz olmanız günlük hayatta ona karşı davranışlarınızda da kendini belli eder. Bir ilişkideki cinsel birlikteliklerin sayısı azaldıkça, bu durum çoğunlukla partnerler arası ilişkide sorunların baş göstermesine sebep olur. Uzun zamandır aynı evde kalan kankalar gibi yaşamaya başlamışsınız alarm sinyalleri çalıyor demektir.

CİNSELLİKLE İLGİLİ ÇEKİNCELER: Partnerinizle cinselliğe dair yeni bir şeyi deneme konusunda isteksizseniz, bu durum sonunda partnerinizin de heyecanının azalmasına sebep olur, ilişkiden kaçınmasına dahi yol açabilir. Bu, partnerler arası cinsel uyumsuzluğun ya da kimyaların uyuşmamasının çok basit bir göstergesi olabilir.

ÇEKİM YOKSA EREKTİL BOZUKLUK ORTAYA ÇIKAR: Erkeklerde görülen bu sorunun kökeninde genelde tıbbi bir sebep vardır ama tamamen duygusal bir sebep de erektil (sertleşme) bozukluğa neden olabilir. Partnerler arasında çekimin olmaması ve cinsel uyumsuzluk erkek partnerde erektil bozukluk olarak ortaya çıkabilir.

PARTNERİNİZ HAZIR VAZİYETE BEKLERKEN UYUMAYIN: Partnerlerden biri cinsel birliktelik için hazır vaziyette beklerken, diğer partner onun yanında uyumayı tercih ediyorsa ve bu durum çok sık yaşanıyorsa sıkıntı büyük olabilir. Bu durum, partnerler arası çeşitli sebeplere bağlı bir cinsel uyumsuzluktan kaynaklanıyor olabilir. Fakat, partnerlerden biri çok yorgun olduğu için böyle davranıyorsa, o zaman sabırlı olun ve ertesi günü bekleyin.

PARTNERİNİZİ AÇIN: Partneriniz sizinle cinsel konularda konuşamıyor ya da bu konuları konuştuğunda rahatsız oluyorsa, bu durum aranızda bir cinsel uyumsuzluk göstergesi olabilir. Çekingen mizaçta olmak, çok dindar ya da aşırı geleneksel bir aile tarafından büyütülmüş olmak gibi faktörler de bu durumun sebebi olabilir. O nedenle partnerinize biraz destek olun ve açılması için ona biraz zaman verin.

DAHA AZ CİNSEL İLİŞKİYE GİRİYORSANIZ: Cinsel uyumsuzluğun en önemli göstergesi artık ilişkinizde cinsel birlikteliğin hiç olmuyor oluşudur. Bu tehlike sinyalini ciddiye alın ve partnerinizle ilişkinizi düzeltmek için bu konu hakkında konuşun. Zira bu durum çok daha büyük sorunların da göstergesi olabilir. İşin içinden çıkamayacak gibiyseniz iyi bir uzman desteği size arzu ettiğiniz mutluluk için yol gösterici olacaktır.

CİNSEL UYUMSUZLUĞA HİPNOTERAPİ
Ülkemizde cinselliğin eğitimli bireyler arasında dahi tabu olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak, sorun çok büyük dahi olsa genellikle "demek ki böyle oluyor" dercesine cinsel uyumsuzluğun normal gören, çaresinin olmadığını düşünen insanların olduğunu söylüyor.

Cinsel uyumsuzluğun hipnoterapi gibi hiçbir tıbbi işlem gerektirmeyen bir yöntemle artık bir sorun olmaktan çıktığını belirten ve bu konuda etkili çalışmalar yapan Psikolog Başkak, uyumsuzluk yaşayan çiftlerin hipnoterapi tekniğiyle mutlu bir uyum yakalayabildiğini vurguluyor.

Siz evlenirken güzelleşin
Herkesin hayali düğünde mükemmel görünmek. Gelin ve damat adayları, hayatlarının en özel ve güzel gününde kendilerini yenilemek ve düğündeki davetlileri büyülemek için kendilerini profesyonel ellere emanet ediyor. 

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, düğüne 6 ay kala ve sonrasında hangi estetik müdahalelerle değişimin yaşanabileceğini anlatıyor.

Kadınların prensesler gibi bembeyaz gelinlikleri, erkeklerin prensler gibi şık smokinleri evlilik aşamasında son derece mühim, ancak her çift bu özel günde diğer zamanlara nazaran kusursuz görünmek ister. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, evlilik hazırlıkları yapan gelin ve damat adaylarının daha estetik görünmeleri için cerrahi ve cerrahi dışı tüyolar hakkında bilgi veriyor…

Büyük Güne Altı Ay Kala
Özellikle cerrahi işlemler için en uygun zaman düğüne altı kala olan süre. Zira ameliyat izlerinin iyileşme sürecinin hesaba katılması gerekiyor. Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel, bu dönemde liposuction, meme büyültme-küçültme ve burun estetiği ameliyatlarının kolayca yapılabileceğini belirtiyor.

Düğüne Beş Ay Kala
Özellikle gelinlerin favorilerinden biri olan sırt estetiği için en uygun zaman düğüne beş ay kala. Gelinliğin modelinin de bu dönemde netleşmesi sebebiyle, sırtı açık gelinlik giyecek gelinler için yenilikçi bir teknikle, özellikle sütyen kat bölgesindeki fazlalıklar alınıyor ve bel çevresindeki yağlı kısmın liposuctionla inceltilmesi sağlanıyor.

Düğüne Dört Ay Kala
Son dönemde vücutta çöken yerlerin yağ ile doldurularak tekrar şekillendirilmesi daha düzgün bir görünüm oluşmasını sağlanma işlemi oldukça revaçta. Büyük güne dört ay kala gelinlik ve damatlığın içinde daha büyüleyici gözükmek için yağ şekillendirme cerrahisi tercih ediliyor.

Düğüne Üç Ay Kala
Liposuction ve meme büyütme-küçültme işlemleri son 3 ay kalaya kadar rahatlıkla yapılabiliyor. Yüzde cilt soyma işlemi için en ideal zamanlardan birisi düğüne üç ay kala. Zamanla ve güneş ışınları sebebiyle lekelenen, kırışan ve kalitesi bozulan yüz derisi, yenilenmeye ihtiyaç duyuyor. Düğün günü göz alıcı ışıltısıyla parıldamak isteyenler, bu işlemi tercih ediyor.

Düğüne İki Ay Kala
Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Akın Yücel'e göre botoks için en doğru zaman, düğüne 60 gün kala. Uygulamadan yaklaşık 3 ay sonra güçlü kaslarda hareket geri dönmeye başlar. 4 ay sonra zayıf kasların hareketi de başlar. 6 ay sonra etki tamamen ortadan kalkar. Dolayısıyla iki ay kala yapılan botoks işlemi son derece nokta atışı olacaktır.

Düğüne Bir Ay Kala
Düğün işlemlerinin en yoğunlaştığı ve yorgunluğun had safhada olduğu son bir ay gözaltları olduğundan daha yorgun görünür. Kimse en özel gününde yoğun gözaltı ile davetlilerin karşısına çıkmak istemez. Bu dönemde yapılacak en doğru işlem, mezoterapi olacaktır. Olduğundan daha canlı ve parlak bakışlara sahip olacak, ilk dansınızı yaparken, gözünüzü müstakbel eşinizin gözlerinden alamayacaksınız. Büyük güne bir ay kala botoks ve dolgu işlemleri gönül rahatlığı ile yaptırılabilirken, cerrahi işlemleri için vakit artık geçtir.

Bilinçsiz Diyet Kalpten Saç Teline Kadar Zarar Veriyor
Zayıf beden imajı günümüzde gitgide önem kazanıyor. Kilo vermek isteyenlerin başvurduğu şok diyetler ise sağlığa ciddi ölçüde zarar veriyor. 

Fazla kilolar nedeniyle yılda 2,8 milyon kişinin hayatını kaybettiğini belirten Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uz. Dyt. Merve Yüksek, bilinçsizce yapılan diyetlerin sağlık üzerindeki etkilerini anlattı.

Mucizevi olarak sunulan diyetler iç organları tehlikeye sokuyor
Kısa sürede mucizevi kilolar verdirdiğini vadeden sağlıksız diyet listeleri bulunmaktadır. Kilo verme sürecinde en sık yapılan yanlışlar aç kalarak kilo vermeye çalışmak, öğün atlamak, tek tip beslenmek ve ani kilo vermek için şok diyetler yapmaktır. Ancak sık sık uygulanan bu diyetler, kısa vadede birçok hastalığa sebep olurken, uzun vadede hayati organları tehlikeye atmaktadır.

Bilinçsiz diyet saç döküyor, asabi yapıyor, kemik sağlığını bozuyor
Yeterli ve dengeli beslenme sağlığın temelini oluşturmaktadır. İnsan vücudunun büyüyüp gelişebilmesi ve sağlıklı bir şekilde uzun süre yaşayabilmesi için birçok farklı besin öğesine gereksinimi vardır. Hızlı kilo vermek uğruna bilinçsizce yapılan diyetlerle yetersiz ve dengesiz beslenen kişilerde; sağlıksız ve zayıf bir görünüş, baş dönmesi, halsizlik, yorgunluk, üşüme, isteksiz ve ağır hareketler, baş ağrısı, unutkanlık, konsantrasyon eksikliği, asabi ruh hali, kabızlık, adet düzensizlikleri, kansızlık, demir eksikliği, kemik yoğunluğunda azalma, sağlıksız ve kuru cilt yapısı, saç dökülmesi ve bozuk tırnak yapısı, düşük bağışıklık sistemi ve sık sık hastalıklara yakalanma şeklinde şikayetler görülmektedir.

Kilo vereyim derken kalp ritminizi bozmayın
Haftada 4-5 kilo verdiren diyetler, düşük kalorili olmakta ve gerekli besin öğelerini içermemektedir. Bu diyeti yapanlarda ağırlık kaybı yağ kütlesinden değil, kas ve suda olmaktadır. Bu kayıp, kalp kaslarında da söz konusu olabilir ve kalp ritminde bozukluklar meydana gelebilir. Metabolizma hızını düşüren bu diyetler sonrası verilen kilolar, hızla geri alınmakta ve daha sonra yapılan diyetlerle kilo vermek daha da zorlaşmaktadır.

Protein diyetleri beslenme uzmanı kontrolünde yapılmalı
Son dönemlerde hayli popüler olan protein içerikli diyetlere de dikkat edilmelidir. İnsan vücudu proteinden zengin gıdaları sindirebilmek için daha fazla enerji harcar. Bu besinler, mideyi geç terk ettiği için daha uzun süreli tokluk sağlar. Fakat günlük tüketilecek protein miktarına fiziksel özellikleriniz ve kan değerlerinizi göz önünde bulundurarak mutlaka diyetisyeninizin karar vermesi ve bu yiyecekleri beslenme planınıza dengeli bir şekilde oturtması gerekmektedir.

Bilinçsiz diyet kalp, böbrek ve karaciğerinizde kalıcı hasar bırakabilir
Protein ağırlıklı besinler kolesterol ve yağ içerir. Doymuş yağların ve trans yağ asitlerinin fazla tüketimi damar tıkayıcı özelliktedir ve kalp hastalıkları ile ilişkilendirilmektedir. Uzun süreli uygulanan protein diyetleri böbrekler üzerinde geçici ya da kalıcı hasara neden olabilir. Bilinçsiz diyetlerle kilo vermeye çalışırken hayati önem taşıyan böbrek, karaciğer ve kalp gibi organlar riske girebilir. Yüksek protein içerikli diyetlerde yeteri kadar sebze ve meyve tüketilmez. Ancak yeterli sebze ve meyve tüketimi kardiyovasküler hastalıklar, mide kanseri ve kolorektal kanser riskini azaltmaktadır.

Gazete, dergi ya da internetteki diyet programları herkes için uygun değil
Beslenme tamamen kişiye özel olmalıdır. Zayıflama programının ilk adımı doktor kontrolüdür. Ardından bireyin yaşı, boyu, cinsiyeti, mesleği, mevcut hastalıkları ve beslenme alışkanlıkları incelenir. Bütün bunların sonucunda diyetisyen tarafından beslenme programı hazırlanır. Gazete, dergi ve internette yayınlanan diyetler herkes için uygun değildir.

Dengeli ve sağlıklı beslenmeyi hayatınızın bir parçası haline getirin
Diyet, kısa vadeli ve sadece zayıflama amaçlı olmamalıdır. İdeal ağırlığa ulaşıldıktan sonra kişiye mutlaka kilo koruma programı düzenlenerek yaşam tarzına adapte edilmeli, uzun vadede sürdürülebilir olmalıdır. Yaşamın her evresinde yeterli ve dengeli beslenme, temel unsurdur. Uzun vadede maksimum sağlık için yeterli ve dengeli beslenmeye ek olarak; düzenli fiziksel aktivite (Her gün 30 dk./orta şiddette), düzenli uyku, stresten uzak bir yaşam tarzı benimsenmeli ve düzenli sağlık kontrolü yapılmalıdır.

Nörololjik hastalıklar ve sanatla yenilenen hayatlar
Acıbadem Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Esra Mıhçıoğlu, nörolojik rahatsızlıklara rağmen sanata gönül veren ünlü kişilerin, gösterdikleri başarıları ve nörolojik hastalıkların sanat ve sanatçılar üzerindeki etkilerini anlattı.

"Beyin bir bölgenin hasar görmesine rağmen oluşturduğu yeni bağlantılar ile çöp adam bile çizme yeteneği olmayan birisini ünlü bir sanatçı yapabilir."

Genelde her birey, beyninin bir tarafını ağırlıklı olarak kullanır. İnsan beyni yaklaşık 1,5 kg ağırlığında evrendeki en kompleks sistemdir. Beyin işlevlerini gizlilik içinde halleder ve fikirleri müthiş bir sihir ürünüymüş gibi sunar bize. Her birimizin içinde, tam olarak tanımadığımız bir varlıktır ve sırlarını bir anda açığa vurmaz. Öyle ki; bir bölgesinin harabiyetinde yeni bağlantılar oluşturarak çöp adam bile çizemeyen kişiyi ünlü bir sanatçı yapabilir. Beynimizin sağ ve sol tarafı bilgiyi farklı şekilde işler. Sol beyin mantıksal, rasyonel, analitik, objektif, ardışık düşünebilen, baktığında parçaları görebilen, sağ beyin ise sezgisel, bütünsel, sentezleme yeteneği olan, subjektif, yaratıcı, sanatçı taraftır. Sanat güzellik karşısında duyulan heyecan ve hayranlığı uyandırmak için insanın kullandığı yaratıcılıktır. Sanat sanatçının iç dünyasını yansıtır. Sanat bir dildir. Yaygın veya tek taraflı beyin hasarları sonucunda sanatçıların eserleri etkilenebilir.

"Yaygın ve tek taraflı beyin hasarları sonucunda sanatçıların eserleri etkilenebilir."

Beyin hasarının en önemli sonuçlarından biri olan ihmal; beyin lezyonun karşı tarafından gelen herhangi bir uyarana karşı, mevcut duysal veya motor kayıpla açıklanamayan, kayıtsızlık veya tepkisizlik olarak tanımlanmaktadır.

Federico Fellini (1920-1993), çağımızın en önemli film yönetmenlerinden biri olması dışında aynı zamanda da karikatüristtir. Fellini'nin geçirdiği sağ hemisfer inmesi sonrası karikatürlerinde sol ihmal sendromunun belirtileri görülmüştür. Fellini'den hafızasından çizmesi istenilen papatya (a), bisiklet (b) ve masa (c) resimleri. Papatyada resmin sol tarafı ihmal edilmiş. Bisikletin ön tekeri zincirsiz ve cantsız. Sürücünün yüzü yarım çizilmiş. Masa resminde ise objeler sayfanın sağına yerleştirilmiş olması dışında anormallik yoktur. Hastalığının 25 gününde zihniden çizdiği başka bir resim. Kadın doktorun alnı ve kendi kafasının arkası çizilmemiştir. Sanatçı duygularını, kendisini tamamen doktorun ellerinde bir cüce olarak resmederek ifade etmiştir.

Anton Räderscheidt (1892-1970), ünlü Alman ressam 75 yaşında sağ hemisfer inmesi geçiriyor. Sol tarafta uzaysal ihmal ve ciddi görsel algı bozukluğu gelişiyor. Sonuçta resim yapmayı tekrar öğreniyor ve çalışmaları aşırı soyut ve dışa vurumcu hale geliyor. Sol alttaki resim hastalık öncesi çizimlerinden, sağ alttaki resim hastalık sonrası 2.5, 6 ve 8 aylarda çizdiği otoportresi. Geçirdiği nörolojik beyin hastalığına bağlı portrenin sol yüz yarısını detaylandıramamış ve hastalığın iyileşmesi ile beraber portrenin sol yarısındaki çizgilerin kısmen geliştiğini görebiliyoruz.

"Hasarlanma sırasında loblar üzerindeki baskılayıcı etki azalır ve yaratıcılık ortaya çıkar"

Sol beyin yarısı beynin zorba kısmıdır. Sağ yarının yaratıcılığını baskılar. Sonradan gelişen soldaki bir patoloji yaratıcılığı artırabilir. (Parodoksal fonksiyonel fasilitasyon). Temporal lobun frontal lob üzerinde baskılayıcı etkisi vardır. Harabiyette bu etki kalkar ve yaratıcılık artar. 43 yaşında, İngiliz satıcı, resim ile hiç ilgisi olmayan Alan Brown 2003'de 39 yaşında beyin damarındaki baloncuk yırtılması sonrasında 16 saat süren bir operasyon geçiriyor. 2 ay sonra hastanede hemşiresi tarafından eline verilen bir kağıt kalem ile yeni yeteneğini keşfediyor. Worcestershire Güzel Sanatlar Fakültesini bitiriyor. Ünlü ve ödüller alan bir ressam oluyor. Hastalık öncesi çöp adam bile çizemeyen Alan Brown "Beyin ameliyatı sonrasında aniden Michelangelo oldum "diyerek bu durumu ifade ediyor.

Tommy McHugh (1949-2012) inşaat kalfası, sabıkalı, uyuşturucu kullanımı olan, eline fırça almamış bir kişidir. 2001 yılında tansiyonu yükseliyor, beyin damar baloncuğu yırtılması sonrasında 6 saat operasyon geçiriyor ve 1 hafta komada kalıyor. Frontal ve temporal her iki beyin yarımında etkilenme oluyor. Sonrasında radikal kişilik değişikliği ile karanlık ve şiddet yönlü karakteri değişerek pozitif ve dışa dönük hale geliyor. Günde 10-16 saat çalışarak yüzlerce şiir ve resim yaratıyor.

"Dil özellikleri ile ilgilenen beynin diğer yarısında sanat kendini simgesel ve dilsel kavramlar biçiminde ifade eder"

Resim sanatı güçlü görsel imgeler kullanmasına rağmen, lisan ile ilgili beyin yarımı sanatın çoğunda simgesel ve dilsel kavramlar biçiminde kullanılır. Örneğin, Picasso'nun Guernica'sı, savaşın zulmünü inceleyen örnek sanat ürünüdür.

Guernica, Pablo Picasso tarafından 1937'de yapılan, İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası' na ait 28 bombardıman uçağının 26 Nisan 1937'de İspanya'daki Guernica şehrini bombalamasını anlatan, anıtsal bir tablodur. Tabloda, ölüm, şiddet, gaddarlık ve çaresizlik sahneleri, bunların asıl sebebi gösterilmeksizin işlenmiştir. Tablonun siyah beyaz oluşuyla savaşın yarattığı cansızlık ne kadar güçlü vurgulanmıştır.