9 Eylül 2019 Pazartesi

Çalışan annelere tavsiyeler
Hamilelik ve doğum sürecini sağlıklı mutlu bir şekilde geçirdiniz ve yavrunuzu kucağınıza aldınız. Ancak doğum izninizin sonuna geldiniz, işe geri dönmeniz gerekiyor. 

Pek çok annenin bu dönemde kendini suçlu hissettiğini, hem ülke ekonomisi hem evliliklerin sağlıklı sürmesi hem de bebeğin ve annenin ruh sağlığı için annenin çalışmasının önemli olduğunu söyleyen Liv Hospital Uzman Psikolog Emrah Polat işe geri yeni annelere önerilerde bulundu.

En büyük bağ "güven ortamı"

Anne ile bebeği arasında ilişki ilk olarak anne rahminden başlar. İlk duyduğu ses annesinin kalp sesidir. İlk gördüğü yer yine burasıdır ve doğal olarak burası bebek açısından en güvenli ortamdır. İlk dokunduğu yer de yine annesinin karnıdır. Bebek, varoluşunun temelinin ve tek gerçekliğinin annesi olduğu bilinciyle dünyaya gelir. Dünyaya geldikten sonraki günlerde annesinin kucağında sakinleşmesinin sebebi şüphesiz ki, tanıdığı bu yegane ortamı tekrar yaşayabiliyor olmasının verdiği rahatlıktır.

Hamilelik ve doğumda kurulan bu güven bağı yaşam boyu çocuğa ve anneye eşlik edecektir. Dokunarak veya konuşarak iletişim doğru kurulduğunda bebek sevildiğini, istendiğini ve kendisine değer verildiğini anlar, güven hissi pekişir. Güvende olma algısı çocuğun fiziksel ve sosyal dünyayı keşfine yardımcı olur. Güvende olduğunu bilen çocuk kendine de güvenli olur, kendini değerli görür ve bebekliğinden itibaren hayat yolunda sağlam adımlarla ilerleyen bir birey olarak yetişir. Bu gelişim döngüsü içinde zaman zaman kısa vadeli ayrılıklar da olacaktır. Bu kısa ayrılıkların başında da annenin işe dönme zamanı sürecidir.

Peki anne ne yapsın?

Hem ülke ekonomisi hem evliliklerin sağlıklı sürmesi hem de bebeğin ve annenin ruh sağlığı için annenin çalışması önemlidir. Anne çalışmadığı zaman, hele işini çocuk için bıraktığı zaman bağımlı, ayrılık kaygısı yaşayan bir çocuk büyütme riski artar. Çocuk dışında bir işi kalmayınca, tek uğraşı çocuk olabilir. Bu durumda anne çocuktan da aynı şeyleri bekleyerek, kimseyle paylaşamaz. Bu paylaşamamazlık baba, aile büyükleri, arkadaşlar, okul olarak genişler. Sonuçta annenin yanından ayıramadığı, bundan şikayet etse de aslında bir anlamda mutlu olduğu bir anne-çocuk ilişkisi başlar. Çocuğa, eğitimine, ilişkilerine zarar vermeye başlayana kadar çoğu kez fark edilmez.

Çocuklar bencildir. Bu çocukluk dönemine ilişkin bir özelliktir. Bu nedenle isteklerinin hemen olmasını isterler. Onları dengelemek, sınırları koymak erişkinlerin görevidir. Erişkinlerin bu konudaki zayıflıklarını fark ettiklerinde ise sınırları zorlarlar. Çocukların annelerine ihtiyaçları vardır ama bu süre en azından birçok açıdan tüm ömrü kapsamaz.

  • Onunla birlikte olduğu zamanları gerçekten ona ayırmak, "Ben işe gidiyorum, çalışmak zorundayım. Ancak akşam olunca geleceğim ve seninle güzel güzel oynayacağız" diyerek ayrılmalı ve akşam geldiğinde, gerçekten verdiği sözü tutarak onunla kaliteli vakit geçirmelidir.
  • Anne, çocuk ağladıkça geri dönüp onunla birlikte ağlayacak olursa, elbette çocuk da ağlamaya devam eder ve ayrılık daha da zorlaşır.
  • Anne çocuğunu dinlemelidir.
  • Bazı anneler evden kaçar gibi gizlice çocuğu bırakıp kaçarlar. Annenin geri gelmeyeceğini düşünen çocuk kaygılanabilir.
  • Anne, çocuk ağladıkça geri dönüp onunla birlikte ağlayacak olursa, elbette çocuk da ağlamaya devam eder.

Ödeme karşı 8 etkin öneri
Ödem, vücudun hücreler arası sıvı hacminin artmasıyla oluşan bir durum. Ödeminin ortaya çıkmasında çok sayıda neden olduğunu söyleyen Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal, basit yaşam değişikliklerinin ödemi azalttığına dikkat çekiyor.

Ödem, hemen herkesin az ya da çok tanıştığı bir sorun. Sabah uyanır uyanmaz yüzünüzün şiştiğini, yüzüğünüzün dar geldiğini ya da ayakkabılarınızı zor giydiğinizi fark ettiğinizde aklınıza ilk gelen neden, ödem oluyor… Vücut ağırlığının artması, yüzük ve ayakkabıların sıkması, çorapların iz bırakması, yüzün şişmesi, kollarda ve bacak cildinde gerginlik ve sertlik, ödemin belirtileri olarak sıralanıyor. Bu belirtiler, vücudunuzda en az 4-5 litre fazla su olduğu anlamına gelebiliyor.

Vücudun hücreler arası sıvı hacminin artmasıyla ödemin ortaya çıktığını belirten Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal, ödemin önlenemez bir durum olmadığını, bazen basit yaşam şekli değişiklikleriyle ödemin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. İşte ödeme karşı alabileceğiniz basit ama etkili önlemler…

Tuzu azaltın
Fazla tuz tüketimi ödeme neden olabiliyor. Ayrıca yüksek tansiyona ve dolayısıyla kalp, böbrek ve beyinle ilgili ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ülkemizde yapılan çalışmalar normal tüketilmesi gerekenden neredeyse 3 kat fazla tuz tükettiğimizi gösteriyor. Bu nedenle günlük tüketim alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Tuzu azaltın. Azaltırken yalnızca yemeklere doğrudan döktüğünüz tuzu dikkate almayın, ayrıca yüksek tuz içeren gıdalar hazır gıdalar, soslar, cips ve çerezlerden uzak durmaya çalışın.

Hareketinizi arttırın
Lenf sistemi, vücuttaki fazla sıvıların atılmasında son derece önemli. Uzun süre hareketsiz kalınması lenf dolaşımını azaltarak ödeme neden oluyor. Düzenli spor yapılması ise ödemi azaltıyor.

İlaçlarınızı gözden geçirin
Bazı romatizma ilaçları ve tansiyon ilaçları ödeme neden olabiliyor. Romatizma ilaçları ve ağrı kesiciler gerekliyse mutlaka kullanılmalı. Ama burada dikkat edilecek nokta, uzun süre sürekli kullanılmaması. Zira bu ilaçların sürekli kullanılması da ödemi arttırıyor. Tansiyon ilacına bağlı ödem oluştuysa doktorunuza danışarak ilacın değiştirilip değiştirilmeyeceğini öğrenebilirsiniz.

Karbonhidratı azaltın
Fazla karbonhidrat aldığınızda, vücudunuz bunu sindirebilmek için fazla su tutuyor. Bu durum da ödeme neden olabiliyor. Bunu önlemek için karbonhidrat içeren ekmek, makarna, pilav gibi besinlerin tüketimini azaltın.

Adet dönemlerinize dikkat edin
Kadınlarda özellikle adet öncesi ve sırasında ödem artıyor. Bunun nedeni de vücudunuzda hormonların farklılaşması. Özellikle bu dönemde tuzlu ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durulmasında fayda var.

Bazı gıdalara ağırlık verin
Kiraz, ananas, kayısı, maydanoz ve salatalık vücuttan su atıcı özelliği olan besinler. Ödeminiz olduğunda bu tür gıdaları daha fazla tüketerek su atıcı özelliklerinden faydalanabilirsiniz.

O içeceklerden uzak durun
Ödemin atılmasında normal su tüketimi önemli. Günlük en az 2.5 litre su içmelisiniz. Ama alkol, kola, şekerli meyve suları gibi ödemi arttırabilecek içeceklerden olduğu için uzak durmanızda yarar var.

Yoğurt ve kefiri tüketin
Yoğurt ve kefir vücuttan ödemi atan besinler arasında kabul ediliyor. Kalsiyumdan zengin olan bu gıdalar vücutta mineral dengesini sağlayarak ödem oluşumunu önleyebiliyor.

Ödem neden artar?


  • Fazla tuz tüketimi
  • Hareketsizlik
  • Hastalıklar: Böbrek, Karaciğer, Kalp, Tiroid bezi hastalıkları ödeme neden olabilen hastalıklardır.
  • Bazı ilaçlar (tansiyon ilaçları, hormon içeren ilaçlar, ağrı kesici ve romatizma ilaçları) ödeme neden olabilirler.
  • Kadınlarda adet öncesi ve sırasında yaşanan hormon değişiklikleri

6 Eylül 2019 Cuma

Vücutta su azalmasının neden olduğu 10 hastalık!
Su tüketimi; böbrekler, kalp ve karaciğer başta olmak üzere bütün organlar için hayati önem taşıyor. 

Vücuda yeterli miktarda su alınmaması pek çok önemli sağlık sorununun yanında yorgunluk, dikkat güçlüğü ve hafıza bozuklukları gibi durumlara yol açabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü'nden Uz. Dr. Tülay Kadıoğlu, "22 Mart Dünya Su Günü" öncesinde düzenli su tüketiminin önemi ve suyun sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi.

Yorgunluğunuzun kaynağı su içmemek olabilir

Sağlıklı bir insan vücut ağırlığının erkeklerde %60, kadınlarda ise %50'si sudan oluşmaktadır. Bu oran yeni doğan bebekler için %70 seviyelerine çıkar. Beynin %95'i ve akciğerlerin de %90'ı sudur. Vücutta birbiri ile bağlantılı olan bütün sistemler suya ihtiyaç duyar ve yeterli su alamadığında görevlerini tam olarak yerine getiremez. Vücutta bulunan suyun %2 oranında azalması sonucu yorgunluk, dikkat eksikliği ve hafıza ile ilgili sorunlar ortaya çıkar. Gün boyu devam eden yorgunlukların en önemli kaynağı sıvı azalmasıdır.

Başka içecekler suyun yerini tutmaz

Hayati fonksiyonların sağlıklı bir şekilde yerine getirilebilmesi için yeterli miktarda suyun tüketilmesi gerekmektedir. Günde 8-9 bardak veya 2-2,5 litre su tüketmek vücudun su ihtiyacını karşılamaktadır. Suyun tadını sevmeyenler ya da mide bulantısı yaşayanlar; dilimlenmiş meyve dilimleri veya havuz, kereviz gibi sebzelerde suyu tatlandırabilir. Çay, kahve gibi içecekler vücuttan su atımını artırdığı için suyun yerine konulmamalıdır.

Böbreklerinizi su ile koruyun

Yeterli su tüketmemenin en önemli etkisi su ile beslenen böbreklerde görülmektedir. Vücutta oluşan üre, kreatin ve ürik asit gibi zararlı maddeler su ile seyreltilip böbreklerden atılır. Yeterli su miktarının olmaması idrar akımını yavaşlattığı için idrar yolu iltihapları ve böbrek taşları, ilerleyen durumlarda ise böbrek yetmezlikleri oluşabilmektedir.

Su içmek için susamayı beklemeyin

Gün içerisinde susamadan su içilmesi yeterli miktarda su alınmasına yardımcı olur. İdrar rengi gün içerisinde yeterli su içip içilmediği hakkında fikir verir. Koyu renk ve kıvamda bir idrar vücudun suya ihtiyacı olduğunun en önemli göstergesidir. İdeal su miktarının kişinin gün içerisinde yaptığı aktivitelere, hava sıcaklığına bağlı olarak dengelenmesi önerilmektedir.

Cildin nem kaynağı, su!

Vücudun en büyük organı derinin suya ihtiyacı da büyüklüğüyle orantılıdır. Dolaşım sisteminin deriye yeterli su getiremediği yani yeterli su tüketilmediği durumlarda hücre içi suyu azalarak derinin onarım hızı düşmektedir. Sağlıklı, yumuşak, nemli ve yaşlanmanın etkilerinin görülmediği bir cilt için günlük su tüketimine dikkat edilmesi çok önemlidir.

Vücudunuz susuz kaldıysa…

Yeterli miktarda su tüketilmemesi, pek çok sağlık sorununa yol açabilir. Bunlar;

1 - Unutkanlık
2 - Konsantrasyon bozukluğu
3 - Baş ağrısı
4 - Kabızlık
5 - Saç dökülmesi ve kepeklenme
6 - Emziren kadınlarda süt azlığı
7 - Kas krampları
8 - Böbrek fonksiyon bozuklukları
9 - İdrar yolları enfeksiyonu
10 - Böbreklerde kum ve taş oluşumu

Her 10 kişiden biri bu sorunu yaşıyor!
Günümüzde 10 kişiden biri işitme kaybı sorunu yaşasa da Dünya Sağlık Örgütü, bu soruna yol açan faktörlerin yüzde 60′nın önlenebilir olduğuna dikkat çekiyor. 

Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz ancak, günümüzde gürültü seviyesinin artması ve maruz kalınan sürenin uzamasının, kulağımızda ciddi ve geri dönüşü olmayan hasar oluşturabildiğini söylüyor.

İşitme kaybı, çok yaygın görülen bir sorun. Öyle ki günümüzde 10 kişiden biri işitme kaybı sorunu yaşıyor. Peki, önlemek mümkün değil mi diye düşünenlere verilecek yanıt; elbette! Dünya Sağlık Örgütü, işitme kaybına yol açan faktörlerin yüzde 60′nın önlenebilir olduğuna dikkat çekiyor. Önlem alınmadığında ortaya çıkan sorun ise hem yaşayan kişiyi hem de toplumu ilgilendiren bir sorun yumağına dönüşüyor. Öncelikle kişinin toplumsal yaşama katılmasını güçleştirdiği gibi yaşam kalitesini de düşürüyor. Bu açılardan bakıldığında işitme kaybının erken dönemde belirlenmesi ve kaybı oluşturacak dış etkilerden korunma, bu sorunun çözümünün temel basamağını oluşturuyor. İşitme kaybıyla direkt ilişkili olduğu düşünülen önlenebilir etkenlerden biri de, gürültü.

Günümüzde endüstrileşme, modern toplumunda var olan gürültü seviyesinin artması ve maruz kalınan sürenin uzaması nedeniyle kulağımızda ciddi ve geri dönüşü olmayan hasar oluşturabiliyor. Peki, hangi sesler gürültü kabul ediliyor? Uluslararası olarak zararlı gürültü seviyesi 85 desibel olarak kabul ediliyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, bunun üzerindeki şiddetlerde gürültülerin işitme kaybı açısından risk oluşturduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle özellikle gürültünün bu seviyenin üstüne çıktığı işyerlerinde işitmeyi koruyucu tedbirlerin alınması önem taşıyor. Ayrıca, konser veya kapalı mekanlardaki ses şiddetinin 110-120 desibel seviyelerinde olması ve maruz kalınan sürenin de uzaması ses travması olarak adlandırılan iç kulaktaki sinir hücrelerinin geçici ve kalıcı olarak hasar görmesi ile hasarın boyutuna göre geçici veya kalıcı işitme kaybı veya kulak çınlaması gibi sorunlara neden olabiliyor.

Gürültünün yaratabileceği hasarı artıran riskler

Belli seviyedeki gürültü herkeste aynı etkiyi yaratmayabiliyor. KBB Uzmanı Doç. Dr. Ali Titiz, gürültüye bağlı işitme kayıplarının ortaya çıkmasında etkili olabilecek faktörleri sıralıyor.

Yaş: Gürültüye maruz kalma süresi yaşla birlikte arttığı için işitme kaybı ileri yaşlarda daha sık ortaya çıkıyor. Ayrıca ileri yaşlarda görülen yaşa bağlı işitme kayıplarının eklenmesiyle birlikte sorun daha belirgin bir hal alıyor. Bu noktada mesleki maruziyet sorunun erken yaşta çıkmasına neden olabilir. Çalışma hayatına başlangıç günümüzde 18 yaş olmakla birlikte çocuk işçilerin kayıtsız olarak bu tip işlerde çalıştırılması ya da önlem alınmaması, sorunun ileri yaşlarda kalıcı olmasına yol açabiliyor.

Vibrasyon: Sesin titreşim yoluyla hem kemik hem de kulak kanalından hava yolu ile gelişi, sesin kulağa kulak kanalından gelişinden daha çok zarar veriyor. Bu nedenle, kompresör ve iş makineleri kullanan işçilerinde durum daha belirgin olabiliyor.

Bireysel faktörler: Yapılan araştırmalar gürültünün her kişi üstünde aynı etkiyi yaratmadığı ve bireysel farklılıklar bulunduğunu gösteriyor. Bu noktada da genetik özelliklerin etkili olduğu düşünülüyor. Koklea olarak adlandırılan iç kulaktaki işitme algı organında bulunan nöral yapıların sıklığı ve sertliği de bireysel farklılık gösteriyor ve gürültünün etkisini değiştirebiliyor. Ayrıca yaş, ırk, cinsiyet ve kokleanın daha önce hasar görmüş olması, sigara kullanımı, diyabet varlığı, kolesterol yüksekliği ve kalp damar hastalıkları gibi kronik hastalıklarda da gürültünün yaratabileceği hasar riski artıyor.

Her yıl işitme testi yapılmalı

Gürültünün oluşturacağı olumsuz etkileri önleme, ortadan kaldırmada erken tanı ve gürültüye karşı alınacak önemler ciddi önem taşıyor. Doç. Dr. Ali Titiz, işitmeyi koruma zorunluluğu olan iş yerlerinde çalışanlara her yıl rutin işitme testi yapılması gerektiğini belirterek, alınması gereken diğer önlemler konusunda şu bilgileri veriyor:

"Günlük yaşamda ve çalışma ortamlarında gürültüyü azaltabilir veya tama yakın kaldırabiliriz. Bu amaçla gürültü kaynaklarının kontrol altına alınması ve izolasyonları, kulaklık kullanımı ve çalışma ortamında rotasyonel çalışma düzeninin sağlanması bireylerin işitme sağlığı açısından en önemli koruyucu faktörleri oluşturuyor. Bununla birlikte 90 desibel şiddetinde ve 8 saat sürekli çalışılan bir iş yerinde işitme koruma programı uygulanmalıdır. Eğerbu şiddetin üstünde bir gürültü söz konusu ise çalışma saatlerinde indirime gidilmesi de önem taşıyor"

Gürültünün azaltılması iş verimliliğini artıyor

Çalışma ortamında gürültünün azaltılması veya ortadan kaldırılması genellikle çok verimli sonuçlar doğuruyor. İş ortamı daha güvenli ve daha sağlıklı olduğunda işveren; devamsızlık, kaza veya tam kapasite çalışılamamasından kaynaklanan zararlardan da uzaklaşmış oluyor.

Hamilelik ağrılarını alternatif tıpla azaltın
Hamile kadınların yüzde 40 ile yüzde 70'i gebelik boyunca ağrı problemi yaşıyor. Uzmanlar, hamilelik ağrılarına karşı sporu ve alternatif tıp yöntemlerini öneriyor.

Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, hamilelik ağrıları ve bu ağrılarla başa çıkmanın yöntemleri hakkında şu bilgileri verdi:

HAMİLELİK ÖNCESİNDE DÜZENLİ EGZERSİZ

"Anne karnında büyümekte olan bebeğin, annenin vücudundaki ağırlık merkezini değiştirmesine bağlı olarak bel ve kalça bölgelerinde daha çok ağrı görülür. Hamilelik boyunca vücuttaki kaslar, bağlar ve eklemlerde meydana gelen değişimlerin yarattığı farklı hissiyatlar hamileliğin vücuttaki ağrılara sebebiyet verebileceğinin sinyalleridir.

Hamilelikte arada sırada yaşanan ağrılar, tutulmalar günlük yaşam içinde normal kabul edilir. Ancak bu sinyaller vücut dengesini bozacak olaylardan kaynaklandığı için asla küçümsenmemelidir. Hamilelikle birlikte vücudun dengesi hem hormonal hem kassal hem de duygusal olarak değişir. Bu değişimlere adapte olabilmek için hamilelik öncesinde düzenli egzersiz yapmış olmak gerekmektedir. Hamilelik sırasında da üçüncü aydan itibaren başlanan egzersizler ile birlikte daha sağlıklı bir hamilelik süreci geçirebilirsiniz.

KEGEL EGZERSİZLERİ

Yapılan çalışmalar kuvvetli kasların doğumu kolaylaştırdığını ve doğum süresini kısalttığını göstermektedir. Önemli olan doğru kasları, doğru bir şekilde çalıştırıp, kuvvetlendirmektir. Kalçanın iç kısmında bulunan pelvik taban kasları doğuma yardımcı en önemli kaslardır. Kegel egzersizleri bu bölgeyi kuvvetlendirmek için oluşturulmuş bir protokoldür. Gün içinde, çalışırken, dinlenirken rahatlıkla yapabileceğiniz bu egzersizler sizi doğuma hazırlar.

MANUEL TERAPİ

Hamileler bebeğin gelişiminden dolayı dışarıdan ilaç veya cihaz ile tedavi alamazlar. Bu durumda hamilelerde meydana gelen ağrıların ortadan kaldırılması için yan etkisi olmayan etkili yöntemlerin kullanılması gerekmektedir. Manuel terapi yöntemi özellikle bebeğin büyümesine bağlı olarak beşinci aydan itibaren başlayan ağrıların ortadan kaldırılmasını sağlar. Sadece el ile yapılan bu uygulamalar tamamen güvenlidir. Herhangi bir yan etkisi olmayan, ağrıların azalmasını sağlayan ve uyku kalitesini arttıran bu yöntem ile hamilelik süreci daha rahat geçecektir.

REFLEKS TERAPİ

Refleks terapi de hamilelerde uygulanabilen bir alternatif tıp yöntemidir ve hiçbir yan etkisi yoktur. Refleks terapi ile strese bağımlı meydana gelen ağrılarınızı ve diğer yemek yeme, mide bulantısı, uyku gibi düzeni değişen ve hamilelikte sizi zorlayan durumlardan kurtulmanız için bir yöntemdir. Yüzden yapılan bu uygulamanın hamileler üzerinde de hiçbir yan etkisi yoktur."

Popüler diyetlerin devri kapanıyor!
Obezite, çağımızın sorunlarından biri. Ya doğru beslenemediğimiz için ya da yetersiz hatta yanlış beslendiğimiz için sürekli kilo alıyoruz. 

Diyetisyenler ve beslenme uzmanları da sorunun farkında ve birbirinden farklı reçetelerle insanları fazla kilolarından kurtarmaya çalışıyorlar. Peki sonuç? Verilen kilolar hızla geri alınıyor ve kilo vermede süreklilik ya da istikrar sağlanamıyor. Hal böyle olunca, bu diyetler ister istemez "popüler" ya da "moda diyetler" sınıfına giriyor.

Konuyu, Diyetisyen Emre Uzun'a danıştık. Söze, "moda diyet" kavramını açıklayarak girdi: "Moda diyetler, belli zamanlarda moda haline gelen / getirilen; zayıflatıcı, sağlığı geliştirici veya hastalıkları tedavi edici olduğu söylenen diyetler. Ancak bu diyetlerin bazıları kısa sürede ortadan kalkar, bazıları ise uzun süre gündemde kalır. Hepsi ile ilgili tek ortak nokta vardır: Bu "moda" diyetlerin çoğu gerçekte kullanımı uygun olmayan diyetlerdir. Aralarında, etkisi günümüzde hayli tartışılanlar, sağlıksız bulunanlar da var..."

HERKESE UYGUN DEĞİL AMA POPÜLER
Peki, söz konusu "moda diyetler" hangileri? "Sayıları çok... Örneğin Tom Brady diyeti var. Tereyağlı kahve var... Glütensiz diyet, ketojenik diyet... Bunların ortaya çıktığı günlerdeki koşullar farklıydı, araştırmalar bugünle kıyaslandığında yetersiz kalıyordu ama artık devirleri tamamlandı. Günümüz araştırmaları bu tür diyetlerin belli bir kesime hitap ettiğini, kilo vermek isteyen herkese uygun olmadığını gösteriyor."

Emre Uzun'dan, zamanında çok rağbet görmüş ancak 2018 yılı için "demode" olmuş bu diyetleri sıralamasını ve neden artık terk edilmeleri gerektiğini öğrenmek istiyoruz. İşte o diyetlerin listesi ve "demode" olma nedenleri...

"DEMODE" DİYETLERİN LİSTESİ
Intermittent Fasting Diyeti: "IF" ya da Aralıklı Oruç Tutma Diyeti'nin mantığı basit: Teoride aç kalıp sonra besleniyorsunuz. Bu da sağlığınızı, performansınızı ve vücut kompozisyonunu geliştirmek için yapılıyor. Altın kuralı şu: Yemek yiyerek geçirdiğiniz sürenin aç kaldığınız süreden kısa olması gerekiyor ve bu sayede vücut açlık çekerken biriktirdiği yağları yakıyor. Ama öyle olmuyor! Kalori kaybına yönelik diyetlerle kıyaslandığında IF diyeti son derece etkisiz. Uzun süre açlık çekenlerin yeme saatlerinde aşırı yemesi de bu diyeti işe yaramaz kılıyor.

Elma Sirkesi Diyeti: Ilık suyun içerisine karıştıracağınız elma sirkesi ve bal karışımı ile hazırlanan kür sayesinde ayda 8 kiloya kadar verebileceğiniz iddia ediliyor ve web siteleri bugün bile artritten obeziteye, akneden soğuk algınlığına kadar elma sirkesi diyetini övüyor. Elma sirkeli karışımı yemeklerden yarım saat önce 1 çay bardağı tüketmek kilo vermenize yardım eder ve elma sirkesi içmenin kimseye bir zararı yok. Ancak elma sirkesinin yağ dokunuzu çözeceği iddiası asılsız! Öncelikle elma sirkesinin ilk ulaştığı yer olan midenizde yağ dokusu zaten yok. Gönüllüler üzerinde yapılan ve sonuçları yayınlanan bir araştırma da, elma sirkesinin orta yollu dahi kilo verdirmediğini kanıtlamış. Yani, elma sirkesi elbette yararlı ama kilo verdirmiyor...

Tom Brady Diyeti: Amerikan Futbolunun ünlü oyuncularından Tom Brady nasıl beslendiğini açıklayıp bir de yakın zamanda 'TB12 Metodu' isimli bir kitap yayınlayınca diyet yapmak isteyenlerin göz bebeği oldu. Tom Brady, sağlıklı kalmanın ve ilerleyen yaşına rağmen performansını sürdürebilmenin sırlarını paylaşıyordu ama hata şuradaydı: Brady gibi ömrünü spora ve kondisyona ayıran birinin beslenme sırlarını, günde 9 saat ofiste çalışan, hiç egzersiz yapmayan kitlelere uyarlamak imkânsızdı! Şu örneğe ne dersiniz? Tom Brady unlu, şekerli, kahveli ya da kafeinli hiç bir şey yemiyordu. Mantarı ağzına sürmüyordu. Domatese, bibere, patatese, patlıcana ve süt ürünlerinin tamamına yaklaşmıyordu. Her gün içine enerji verici ve protein tozu eklenmiş 25 bardak su içiyordu, sadece tahıl yiyordu ve özel çiftliğinde yetiştirilmiş hayvanların etlerini yine özel aşçısı hazırlıyordu! Bu diyeti uygulamak hayli zor, hatta bu diyet yanlış. En basitinden domatesin prostat kanserini önlediği bilinirken...

Avokado Diyeti: Omega 9 yağ asitlerinden oldukça zengin ve kilo vermeye yardımcı bir besin olan avokadonun yağ yakımını ve metabolizmayı hızlandırdığı da biliniyor. Ancak sorun şu: Yepyeni tüketici talepleri doğrultusunda, özellikle İspanyol çiftçiler, yağ oranı %30 azaltılmış avokado üretmeye başladı ve buna "Light Avokado" adı verildi. Oysa avokado tekli doymamış yağ içerir ve bu yağdan korkmaya hiç gerek yok. Üstelik yine bu yağ, kalp hastalıklarını da önler. Aslında bir bütün olarak avokadodaki kaloriler de yeterli ve tarım mühendislerinin daha az yağlısını üreteceğiz diye üzerinde oynadığı avokadonun ileride kim bilir ne zararlarını göreceğiz.

Tereyağlı Kahve: Kilo vermede bir zamanların yeni modası, kahveye şeker yerine 1 kaşık kadar tereyağı ve Hindistan cevizi yağı eklemekti. Tereyağlı kahveyi ünlü yapan kişi ise, Tibet'te tırmanış yaparken, sırf enerji vermesi için kendisine tereyağlı kahve ikram edilen Dave Asprey idi. Tereyağlı kahvenin enerjiyi artırdığı doğru ama herkesin atladığı konu şu: Dave Asprey'in içtiği kahvenin çekirdekleri az kafein içeren Tibet kahvesiydi. İçine eklenen tereyağı da serbest gezen büyükbaşların sütünden elde edilmişti. Bu da tereyağının orta zincirli trigliseritlerden oluştuğu anlamına geliyordu. Asprey'in aldığı kaloriyi 400 kalori kadar yükselten de buydu. Dahası bu, yudumlanarak alınan bir kaloriydi, direkt sindirim sisteminize iniyordu. Oysa sindirim ağızda başlar; yani bir şeyleri çiğnediğiniz anda sindirmeye başlamış olursunuz ve bu da metabolizmanıza daha az yağ girmesini sağlar. Çünkü ne kadar çok çiğnerseniz o kadar hızlı doyar ve az yersiniz. Siz de dağcılık yapıyorsanız uygun ama şehir hayatında fazla kilolarla savaşıyorsanız, denemeyin bile...

Glutensiz Diyet: Günümüzde glütensiz beslenme özellikle zayıflamak, daha sağlıklı beslenmek, gelecekte bazı hastalıklara yakalanma riskini azaltmak isteyen kişiler tarafından uygulanan bir beslenme akımı olarak karşımıza çıkıyor. Çölyak veya glüten hassasiyetiniz varsa yanınızdayız ama herhangi bir hassasiyet yaşamıyorsanız glütensiz beslenmenin ekstra bir yararı olmayacak. Gluten dediğimiz buğday, pirinç, arpa, çavdar gibi tahıllarda doğal olarak bulunan bir protein... Bunu beslenmenizden çıkarmakla kilo vermezsiniz aksine glütensiz gıdalardan fazlasıyla kilo alırsınız. Glutensiz gıdalarda ise pek çok B vitamini, lif ve demir bulunmaz. Glutenli tahıllar ise diyet reçetelerinin bel kemiğidir. Tekrarlamak gerekirse, glutensiz gıdalara yönelmek, çölyak ve gluten hassasiyetiniz yoksa ne obeziteye de kilo vermeye yardımcı olur.

Temiz Beslenme (Clean Eating): Bu diyet yöntemi temelde doğal ve işlenmemiş gıdaların oluşturduğu bir programı kapsıyor. Temiz beslenmede uygulanan ise besin miktarına değil besin kalitesine odaklı bir program. Daha pek çok detayı da var. Örneğin sadece evde pişen yemekleri yiyeceksiniz, paketlerin üzerindeki "içindekiler" kısmını okuyacaksınız vb. Büyük ilgi gördüğü kesin. Hatta Google'da beş milyonu aşkın tık'lanmış. Yalnız temiz besleneceğiz diye abartanlar hiç de az değil. Kimi evine paketlenmiş gıdayı sokmuyor, kimi "içindekiler" kısmındaki bir malzemeyi bilmiyor diye paketi geri bırakıyor vs. Temiz beslenmek herkesin ideali yalnız "suni gübreyle" yetiştirilmiş sebzeyi tercih etmeyenler acaba gerçek gübreyle yetiştirilen bir sebzenin tarlada ne içinde büyüdüğünü görüyor mu? Uzmanlara göre temiz beslenme diyeti çağımızın paranoyasını, korkularını ve takıntılarını tavana vurdurmaktan başka bir işe yaramıyor. Beslenme değerlerinden çok estetik ve mükemmeliyetçilik ön planda olduğu için bu diyet de unutulmaya mahkûm...

Paleo Diyeti: Az veya hiç işlem görmemiş besinleri yemeye odaklı bir beslenme planı bu. Asıl olarak 10.000 yıl öncesinde yaşayan atalarımızın beslendikleri gibi beslenmemiz gerektiğini savunuyor. Bu diyet sistemi yüksek protein ve yüksek lif içeriği ile kalori kısıtlanmadan kilo verilebileceğini vaat ediyor. Ete bu kadar değer vermesi, tahılları, baklagilleri, pek çok meyveyi ve süt ürünlerini yeme-içme listesinden çıkarması ise gerçekçi bulunmuyor. Düşük karbonhidrat ve düşük kalori alımı kilo vermede yardımcı olabilir ama bunun yolu tamamen et odaklı beslenmek değil. Bu sizi baş dönmelerine, baş ağrılarına, kabızlığa, ruh halinizdeki gel-gitlere ve en önemlisi kalp hastalıkları ile bazı kanser türlerine mahkûm eder. Paleo diyeti, bana sorarsanız, insanların mecburen uyguladığı 10.000 yıl öncesinde kalmak zorunda...

Ketojenik Diyet: Ketojenik diyetin temeli karbonhidratları önemli ölçüde sınırlayıp, yağ ve protein tüketimini artırmaya dayanıyor. Böylece vücut, enerji sağlamak için yağ yakmak zorunda kalıyor. Savunduğu şey şu: %75 yağ, %20 protein ve sadece %5 karbonhidrat!4 gün içinde vücudun yağ yakmaya başladığı da kanıtlanmış. En büyük eksiği ise lif, vitamin ve minerallerden yoksun olması. Ketojenik diyet, aslında epilepsi başta olmak üzere bir takım sinirsel hastalıklar ve bazı kanser türleri için geliştirilmiş bir diyet. Herkesin uygulayabileceğine dair elde bilimsel bir veri ya da araştırma yok! Verilen kiloların kısa sürede geri alınması da bunun delili...

Asker Diyeti: Bu diyete "ordu diyeti" de deniyor. Hedef şu: 3 günlük asker diyeti ve kalori kısıtlamasıyla yürütülüyor ve diyet yapanlar günde 3 öğün, son derece küçük bir porsiyondan oluşan az kalorili bir menüyle besleniyor. Hedef, 3 gün içinde toplam 3700 kalori almak! İlk 3 günün ardından haftanın geri kalanında ise günde toplam 1500 kaloriden az almanız hedefleniyor. Son derece sıkı bir listesi var, hangi öğünde neyi ne kadar yiyeceğiniz bile belirlenmiş ve listede tuzlu krakerden hamburgere kadar şaşırtıcı yiyecekler de yer alıyor. Sonuçlar olumlu, kilo verdiriyor ama bir yaşam tarzı ya da beslenme düzenini yerleştirmekten uzak. Üstelik "yiyin" dediği gıdalar lif, vitamin, mineral yoksunu. Bir haftada üç kilo vermeniz gerekiyorsa uygulayın ama aksi bedeninizin düzenini bozmaktan başka işe yaramaz.

DİYET, NEDEN KİŞİYE ÖZGÜ?
Diyetisyen Emre Uzun'a aklımıza takılan soruyu yöneltiyoruz: Bu diyetler bir zamanlar kilo vermek isteyenlere umut olmuştu. Şu anda da yine böyle umut veren pek çok diyet gündemde. Onların da modası geçecek mi?

"Burada sorun şu: Diyetlerin popüler olması! Birinin işine yaradıysa sizin de ona bel bağlamanız. Oysa bu diyetler sizi tek yönlü, yanlış, düzensiz ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarına yöneltir, bunu unutmamak gerekir. Bu tür diyetlerden uzak durmak şart. Karşınıza bir diyet tanımı çıktıysa iyice inceleyin: Tek yönlü beslenmeyi vaat ediyorsa, kısa süreli hedefleri varsa, size bir yaşam şeklini değil bir modayı empoze ediyorsa temkinli yaklaşın. Her gün bir yenisi daha eklenen ve sadece kilo verdirmeye yönelik olan bu tarz diyetler sağlığımızı ciddi açıdan tehdit ediyor. Unutmayın ki diyet yaparken doğru, dengeli ve sağlıklı beslenmemiz gerekir. Yoksa diyetler hastalık reçetesi olabilir. Diyetler; kişinin biyokimyasal bulgularına, yaşına, boyuna, kilosuna, fiziksel aktivite düzeyine, beslenme alışkanlıklarına ve sosyo-ekonomik durumuna göre alması gereken kalori hesaplanarak hazırlanır. Bu nedenle diyet, kişiye özgüdür!"

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Sabah yapılan egzersiz bel ağrısını önlüyor
Sporsuz geçirdiğimiz her gün, hayatımızda çeşitli rahatsızlıklara davetiye çıkarıyoruz. Bunlardan biri de bel ağrısı... Yaşam alışkanlıklarımız açısından duruş bozuklukları ya da yanlış yatak seçimi başta olmak üzere pek çok şey bel ağrılarına neden olabiliyor. Biz hayatımıza hareketi katmadıkça da problem giderek kronikleşiyor. Oysa her sabah yapacağınız basit egzersizlerle bunun önüne geçebilirsiniz. 

Acıbadem Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, evde yapılacak egzersizlerin önemini anlatıyor...

Yataktan kalktıktan sonra esneme hareketleri yapın

Birine sorduğumuzda "bel ağrım yok" dese de, mutlaka her insan hayatının bir döneminde bel ağrısı çekiyor. Bunun çok çeşitli sebebi olmakla birlikte ilk akla gelen nedenleri; yanlış duruş ve oturuş bozukluğu, yanlış yatak seçimi, fazla kilo, sürekli oturarak ya da ayakta çalışmak... Bu yüzden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Nural Aydın, bel ağrıları fizik tedavi ve rehabilitasyon aşamasına gelmeden önce, yataktan kalkar kalkmaz yapılacak esneme hareketlerinin bel kaslarına çok faydalı olduğunu söylüyor. Vücudu yukarı çeker gibi esneme egzersizi, ayakta iken kolları duvarda esnetme hareketleri gibi 7'den 70'e herkesin uygulayabileceği bu yöntemler, vücuda hiçbir şekilde zarar vermemekle birlikte zaman içerisinde daha esnek bir vücut formunun oluşmasına yardımcı oluyor.

Ağırlık kaldırmak kasları güçlendirir fakat...

Evde uygulanması en kolay yöntemlerden biri de ağırlık kaldırma egzersizleri... Böylece çalışan vücut kasları daha dayanıklı oluyor. Yalnız kas dayanıklılığını artırmak için yüksek kilolu ağırlıkların tercih edilmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Nural Aydın, "Düşük kilolar ile set sayısı artırılarak egzersiz yapılması, daha sağlıklı sonuçlar alınmasına yardımcı olur. Düşükten kastımız kişiye göre değişeceği için, bir fizik tedavi uzmanı ile vücudun ihtiyaçlarına, ağrı noktalarına ve yaşa uygun bir egzersiz şeması belirlenmeli" diyor.

Su içmeden egzersize başlamayın

Egzersiz yaparken dikkat edilmesi gereken en önemli faktör; vücudun yeterli su miktarına sahip olması. Çok yorgunken ya da susuzken yapılan egzersizler, bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Dr. Nural Aydın, yanlış yapılan egzersizlerin, en çok kan basıncında değişikliklere neden olarak, tansiyon, şeker gibi sağlık sorunlarını tetikleyebileceğini vurguluyor.

Özellikle kadınlar “hayır” diyemiyor...
Bazılarımız neden "hayır" demekte sıkıntı yaşarız? Kabul etmek ve reddetmek, ne zaman ve nasıl öğrenilir? Hayır diyememek bir rahatsızlık mıdır? Ankara Acıbadem Hastanesi Psikoloğu Mithat Bülent Baykal, özellikle kadınların "hayır" cevabı veremediğini, bunun da altında güven duygusu eksikliği olduğunu açıklıyor.

Hayır diyememe sıkıntısı yaşayanların, istemedikleri bir duruma sırf karşı tarafı kırmamak için "evet" dediklerinin altını çizen Psikolog Mithat Bülent Baykal şunları anlattı: " Ailemize, sevgilimize, çalışma arkadaşlarımıza ve patronumuza genellikle hayır diyemeyiz ve istemediğimiz bir durumu kendimizden taviz vererek yapmaya çalışırız. Aslında kişi, istemediği bir şeyi önce kendine söylemeli. Daha sonra reddetme gerçekleşecekse, çekinmeden, doğru üslup ile durumu karşı tarafa iletmeli."

"Ayıp olur" algısı hakim

Özellikle Türk kadınlarında görülen hayır diyememe durumunun, yetiştirilme tarzı ile ilgili olduğuna dikkat çeken Psikolog Mithat Bülent Baykal, bunun nedenini ailelerin kız ve erkek çocuklarına farklı davranmalarına bağlıyor: "Erkek, istemediği bir şeyi kadına oranla daha kolay geri çevirebiliyor. Kız çocuğu istemediği bir şeyi dile getirdiğinde 'Ayıp olur, hayır denmez' gibi cümlelerle eleştirildiği için, ne yazık ki ileri yaşlarında kendisine olan güven duygusunda eksiklik oluyor. Hayır diyememenin altında da işte bu güvensizlik yatıyor" diyor.

Suçluluk hissediliyor

İnsanların genellikle çevresine, ailesine ve sevdiği kişilere hayır diyemediklerini vurgulayan Psikolog Mithat Bülent Baykal, sözlerine şunları ekliyor: "Hayır diyememek, bir rahatsızlık olarak algılanmamalı. İlk olarak bu düşünce yapımızdan sıyrılmalı ve hayır dediğimizde yaşadığımız suçluluk duygusundan kurtulmaya çalışmalıyız. Tatlı bir dil ve doğru üslup kullandıktan sonra hayır demenin bir sakıncası olmaz."

Lazer epilasyon herkese yapılmaz
Lazer epilasyon istenmeyen tüylerden kalıcı ve sağlıklı bir şekilde kurtulmayı sağlarken, işlemin dikkatlice yapılması ve herkese uygulanmaması gerekiyor

Ülkemizde en sık uygulanan kozmetik prosedürlerinin başında gelen lazer epilasyon uygulaması için Estetik International Sağlık Grubu Lazer Epilasyon Birimi bazı açıklamalarda bulundu:" Lazer epilasyon gönderdiği konsantre lazer ışıklarını, kıl köklerinin pigmenti tarafından emilip, kıl foliküllerinin yıpratılması prensibine dayanarak çalışan bir sistemdir. Günümüzde çeşitli lazer cihazları geliştirilerek, kıl ve cilt tipine uygun bir şekilde kullanımı ve bireylerin istenmeyen tüyler sorununa kalıcı çözümler üretilmesi amaçlanmıştır. Fakat burada önemli olan, kime lazer epilasyonun yapılmaması ve kime, hangi cihazın kullanılması gerektiğidir."

Bu tarz durumlarda lazer epilasyon yapılmaz

Estetik International Sağlık Grubu Lazer Epilasyon Birimi vücudunun herhangi bir bölgesindeki tüylerden kurtulmak isteyen kadın erkek fark etmeden, erişkin herkesin lazer epilasyonu yaptırabileceğini söyledi ve ekledi: "Kliniklerimizde özellikle dikkat ettiğimiz ve uygulama yapmadan evvel sorguladığımız hususlar şu şeklide. Söz gelimi eğer ilerlemiş bir şeker hastalığınız ve kalbinizde pil varsa, lazer epilasyon yapılacak bölgede akne, sivilce, yanık veya güneş yanığı, tahriş gibi cilt sorunları bulunuyorsa, ateşli bir rahatsızlık geçiriliyorsa, özellikle yüz bölgesinde herhangi bir cilt hastalığı varsa, lazer epilasyon yapmıyoruz".

Merkezde mutlaka farklı cihaz alternatiflerinin olmasına dikkat edin

"Lazer epilasyonun ilk keşfedildiği zamanlarda, beyaz cilt rengi, koyu kıllar üzerinde etkili sonuçlar verdiği gözlemlenirken, bugün gelişmiş cihazlar hemen hemen tüm cilt ve kıl tipleri varyasyonlarına uygun hale getirilmiştir. Farklı lazer epilasyonları ışık kaynaklarının cinsi ve atım sayısına göre değişkenlik gösterirler. Bu sebeple lazer epilasyon yaptırmaya karar verdiyseniz, gideceğiniz merkezde mutlaka farklı cihaz alternatiflerinin olmasına, kişiye özel ve kişinin bedeni üzerindeki farklı tüy tiplerine özel cihazlar kullanabilecek kapasitede olmasına dikkat etmenizi öneriyoruz" diyen Estetik International Sağlık Grubu uzmanları, bünyelerinde lazer epilasyon uygulamalarına bireysel, kişiye özel çözümler getirdiklerinin altını çizdiler.

Omuz sıkışmasından korunmanın püf noktaları
Toplum içinde bel ağrısından sonra ikinci sıklıkta görülen omuz ağrısının en sık sebebi "Omuz Sıkışma Sendromu". Cam silerken ya da perde takarken, tenis ya da basketbol gibi sporları yaparken omuz ağrısı yaşıyorsanız, sizde de "Omuz Sıkışması Sendromu" olabilir.

Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Davud Yasmin, omuz sıkışmasına ilişkin merak edilenleri anlattı. Yasmin "Omuz sıkışması, tedavi edilmediğinde ya da geç kalındığı durumlarda omuz liflerinde kopmaya kadar varabilen hasarlara ve omuz ekleminde hareket kaybına neden olabiliyor" dedi.

Genellikle tek taraflı olmakla birlikte, her iki omuzda da görülebilen omuz sıkışması sorunun gelişmesinde pek çok faktörün etkili olduğunu vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Davud Yasmin "Bunlar arasında özellikle; omuz kemiklerinin yapısal farklılıkları, omuzu 90 derece üstünde tutan sürekli tekrarlayıcı hareketler, omuz kemiklerinde oluşan kireçlenme, zayıf omuz kaslarının anormal hareketi, omuz kapsül anomalisi sıklıkla yer alıyor" açıklamasında bulundu.

İş yapan ev kadınlarında daha sık görünüyor
Omuz sıkışma sendromuyla ilgili yapılan çalışmaların, sorunun özellikle evde iş yapan kadınlarda daha sık görüldüğünü ortaya koyduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Davud Yasmin "Bunun en önemli sebebi ise, baş üstü yapılan tekrarlayıcı hareketler. Bunların arasında en çok suçlanan işler ise; cam silmek, halı silkelemek, perde asmak ya da yüksek bir dolaptan ağır bir tencere almak gibi ev işleri. Ayrıca ev işleri dışında özellikle anne olan ev kadınlarının çocuklarının biberon ve bunun gibi eşyalarını taşımak için omuzlarına taktıkları ağır ve büyük çantalar ya da moda nedeniyle kullanılan büyük çantalar omuz çevresi tendonlarda bası nedeniyle ödem ve sonrasında omuz sıkışma sendromuna neden olabiliyor. Omuz sıkışma sendromu aynı zamanda tenis, basketbol, voleybol, yüzme, cirit, gülle atma gibi baş üstü aktivitenin fazla olduğu sporlarla uğraşan kişilerde de sıklıkla gözleniyor" dedi.

Korunmak için önlem alın!
Davud Yasmin omuz sıkışması sendromundan korunmak için ipuçları verdi.

Özellikle iki kilodan ağır çanta taşımayın ve çantanın yerini 15 dakikada bir değiştirin.
Vücudunuzu zorlayacak şekilde çok yüksek yerlere uzanmayın.
Cam silerken kullandığınız kolunuzu 10 dakikada bir değiştirin.
Cam silme, perde takma gibi işlemlerde kolunuzu baş üstüne kaldırarak çalışmadan ziyade, bir merdivenle çıkarak omuz yüksekliğini azaltacak şekilde çalışın.
Sabit pozisyonda uzun süre bilgisayar başında kalmamaya özen gösterin.
Bu belirtiler sizde de var mı?

Aşağıdaki belirtilerden yakınıyorsanız en kısa zamanda doktorunuza başvurmayı ihmal etmeyiniz.
Omuz kaslarının güçsüz hissedilmesi (özellikle baş üstüne doğru kaldırmaya çalışırken)
Omuzu 90 derecenin üzerine kaldırma (baş üstü kaldırma) hareketinde daha fazla olmak üzere tekrarlayıcı ya da sürekli omuz ağrısı
Omuz hareketleri sırasında omuz ekleminden tıkırtı tarzı ses gelmesi
Omuz hareketlerinde kısıtlılık; özellikle baş üstüne kaldıramama (omuzun 90 derece üzerine kaldırılamaması)

Nasıl tedavi ediliyor?
Omuz sıkışmasının üç evresi mevcut:

Evre 1: Ödem ve hemoroji (kılcal damarların çatlaması sonucu oluşan deri içi kanamalar)
Evre 2: Fibrozis (bağ doku iltihabı) ve tendonit (tendonun iltihabı)
Evre 3: Kemik değişiklikleri ve tendon rüptürleri (yırtılmaları)

Evre 1 ve 2'de ağırlıklı olarak konservatif tedavi yöntemleri tercih edilirken, Evre 3'te genellikle cerrahi tedavi yöntemi uygulanıyor. Konservatif tedavi yöntemleri arasında aşağıdaki yöntemler sıklıkla kullanılıyor:
Antienflamatuar ağrı kesici ilaçlar
Lokal soğuk ya da sıcak uygulama
Omuz eklemi içi steroid enjeksiyon uygulamaları
Elektroterapi (elektrikle uyarma)
Ultrason uygulamaları

Fizik tedavi ve germe, sarkaç egzersizleri
Kişinin yaşantısını rahatsızlığına göre düzenleyecek değişiklikler (Örneğin zorlayıcı hareketlerden uzak durma, çalışma pozisyonlarını düzenleme gibi)
Evre 3'te uygulanan cerrahi tedavi yönteminde hastalığın durumuna göre açık cerrahi ya da artroskopik kapalı cerrahi tedavi söz konusudur. Cerrahi tedavide omuz liflerini sıkıştıran kireçlenme dokuları (osteofitler), kemikteki yapısal eğrilikler (akromin kemiğindeki eğrilik), omuz çevresi liflerde sıkışmaya neden olan dokuların (subakromial bursanın eksizyonu), çıkartılması işlemlerinden oluşuyor. Ameliyat sonrası dönemde hastanın ihtiyacına göre rehabilitasyon programı verilebiliyor. Bununla amaçlanan ise, omuz hareket açıklığının tekrar sağlanması ve gücün artırılmasıdır. Genellikle ağrıdan tam kurtulma dört ayı almakla birlikte bir yıla kadar uzayabiliyor.

19 Ağustos 2019 Pazartesi

Erkekler güzel kadından korkuyor!
Fobi denilince akla ilk kapalı yer, yükseklik, ölüm geliyor. Ancak bazı fobiler var ki çok az bilinmesine karşın birçok insanın hayatını adeta cehenneme çeviriyor. İşte bunlardan biri de güzel kadın korkusu ya da diğer adıyla Venüstrafobi. 

Uzmanlar, erkeklerin çoğunda görülen Venüstrafobi'nin, güzel bir kadın görüldüğünde; terlemeye, kalp artış hızının artmasına ve nefesin kesilecekmiş gibi hissedilmesine yol açtığını söylüyor.

Güzel bir kadın korku yaratabilir mi? Bilim "evet" diyor. Venüstrafobi olarak adlandırılan bu korkunun erkeklerde yaygın olarak görüldüğünü söyleyen Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, "Erkekler, güzel kadınlarla birlikte olmayı hedefleyerek bir yandan rekabette kendisini yüceltmeye çalışırken bir yandan da o rekabete kendini kurban ederek güzel bir kadınla olmaktan kaçabiliyor. Bu kaçınmanın nedenlerinden biri de yetersizlik duygusudur" dedi.

Bireyin güzel bir kadın gördüğünde bazı fizyolojik tepkileri yaşadığını aktaran Çetin, "Venüstrafobi'de terleme, kalp artış hızının artması ve nefesi kesilecekmiş gibi hissetme semptomlarıyla karşılaşabiliyoruz" diye konuştu.

İddiasız kişilerle ilişki tercih ediliyor

Toplumda kişiler arasındaki ilişkilerde güvensizliklerin yaşandığını ifade eden Aziz Görkem Çetin'e göre, karşı tarafı güvenilmez olarak düşünme, kişinin özgüveni ile ilgili sorunu tetikleyebiliyor. Çetin, "Özellikle kaygılı ve çekingen kişiler ya da ilişkilerde güvensizliğe maruz kalmış bir deneyim yaşayanlar, kendilerine kıyasla görünüş olarak daha iddiasız kişilerle ilişki tercih edebiliyorlar"dedi.

"Kadın, toplumda sorumluluk ve tehdit unsuru olarak görüldüğü sürece erkekte güzel kadın fobisinin oluşması son derece doğal" diyen Çetin, erkeğin; yetersizlik, güvensizlik, tehdit ve baskı gibi unsurları kolaylıkla hissedebildiğini ve güzelliği tamamen farklı bir noktada arayabilir" diye konuştu.

Fobilerin genellikle çocukluk yıllarında yaşanmış olan olayların ya da travmatik durumların etkisi ile ortaya çıktığını da belirten Çetin, bu konuda da şunları söyledi:
"İnsan hayatında geçmiş yaşantılar, tetikleyici durumlar, kişilik özellikleri, yetiştirilme tarzlar gibi birçok paydayı bir arada düşünmek daha gerçekçi olacaktır. Bunun dışında düşünce yapısının da önemi oldukça büyüktür."

Hızlı yağ yakmak için en etkili 5 yöntem
Vücudumuz yakıt kaynağı olan yağı doğal yollardan yakar ancak vücudunuzun daha etkili bir şekilde yağ yakmasını bazı ipuçlarıyla sağlayabilirsiniz. 

Hızlı yağ yakmak için dayanıklılık antremanı, güç antremanı ve interval antremanı yapmayı, dengeli beslenmeyi ve dinlenmeyi öneren Herbalife Global Fitness Eğitim Direktörü Samantha Clayton, "Egzersiz programınız ve kişisel beslenmeniz konusunda dengeli davranmak uzun vadede daha etkili bir şekilde kalori ve yağ yakmak için mükemmel sonuçlar verir. Tutarlılık başarının anahtarlarından biridir, bu nedenle haftanın beş gününü aktif olmaya ve egzersiz yapmaya ayırın" dedi.

Son derece yoğun geçen günlük yaşamlarımızda sağlık ve fitness hedeflerimize ulaşmak için hızlı yöntemler ve kısa yollar hakkında bilgi almayı hepimiz isteriz. Fakat bazen biraz daha fazla zaman ayırarak fitness programınızı önceden planlamak daha iyi sonuçlar elde etmenize ve daha hızlı yağ yakmanıza yardımcı olabilir. Yağ yakmanın, kilo vermenin ve forma girmenin pek çok yolu olduğunu belirten Herbalife Global Fitness Eğitim Direktörü Samantha Clayton, "Tek yapmanız gereken konfor alanınızdan çıkıp haftalık programınıza bazı etkili yöntemleri eklemeye karar vermek" dedi. Clayton, vücudumuzu adeta bir yağ yakma makinesine dönüştürecek 5 etkili yöntemi şöyle sıraladı:

1- Dayanıklılık antrenmanı için zaman yaratın
Haftada en az bir kez uzun kardiyo egzersizleri için zaman ayırmaya gayret edin. Kendinizi rahat hissettiğiniz bir tempoda uzun süre koşmak, yürümek ya da pedal çevirmek, vücudunuzun yağ yakması için mükemmel bir yöntemdir. Vücudunuz uzun süreli antrenmanlarınızın büyük bir kısmında yakıt kaynağı olarak vücutta depolanan yağı kullanır. Kendinizi zorlamaya başlayıp yoğunluk seviyesini arttırdığınızda, vücudunuz enerji için depolanan karbonhidratı yakacaktır. Her hafta 60 ile 90 dakikayı kendinize odaklanarak geçirmek sizi duygusal olarak da olumlu etkileyecektir.

2- İnterval antrenmanlar yapın
İnterval antrenmanı, kısa ve yoğun koşunun devamında eşit ya da çok az daha uzun bir toparlanma sürecini içeren, temelde vücudu daha yüksek tempolara alıştırma antrenmanıdır. Egzersiz sonrası yağ yakma etkileri nedeniyle interval antrenmanların etkisi oldukça fazla. Yüksek yoğunluklu bir interval antrenman sırasında, vücudunuz yakıt kaynağı olarak karbonhidrat kullanır ancak toparlanma sırasında yağ yakar. İnterval antrenmanlar, düzenli antrenmanlardan daha kısa sürer ve yalnızca 30 dakikalık bir çalışmayla muazzam yağ yakma sonuçları elde edebilirsiniz. Haftada iki gün bu tarzda antrenman yapmaya çalışın.

3- Güç antrenmanlarıyla vücudunuzu daha hızlı toparlayın
Yağsız kas kütlesi oluşturmak, dinlenirken bile daha fazla kalori yakmanıza yardımcı olacak. Vücudunuzun yağsız kas kütlesini muhafaza etmek için yağ muhafaza ederken harcadığından daha fazla kaloriye ihtiyacı olur ve bu nedenle kas kütlesi oluşturmak uzun vadede daha iyi yağ yakmanıza yardımcı olur. Güce dayalı antrenmanların vücudunuzun toparlanma sürecini de hızlandırdığı düşünüldüğünde, bu antrenmanlar iki kat faydalıdır ve spor salonundan da ayrıldıktan sonra yağ yakmaya devam etmenizi sağlar.

4- Dengeli öğünler oluşturun
Aldığınız besinler, vücudunuzdan aldığınız sonuçlar üzerinde doğrudan etkilidir. Her gün karbonhidrat, sağlıklı yağ ve protein içeren dengeli öğünler oluşturun. Antrenmandan önceki 30 dakika içerisinde, özellikle de uzun süreli antrenman yaptığınız günlerde, protein tüketmeye özellikle dikkat edin. Ayrıca, vücudunuzun kas glikojenini yenilemesine yardımcı olmak için egzersiz sonrasında az miktarda karbonhidrat tüketmeniz önemlidir.

5- Dinlenmeye zaman ayırın
Dinlenirken, vücudunuz taleplerinize uyum sağlamaya başlar. Haftada beş gün sıkı egzersiz yapıyorsanız, kalan iki günde vücudunuzun toparlanıp yenilenmesine izin vermeniz gerekir. Vücudunuzun uyum sağlamasını ve gelişmesini mümkün kılmanın pek çok yöntemi vardır. Egzersiz programınız ve kişisel beslenmeniz konusunda dengeli davranmanın uzun vadede daha etkili bir şekilde kalori ve yağ yakmanıza yardımcı olacaktır.

Evliliğinizde aşkınızı tekrar alevlendirmeniz için
Kendinizi seks olmadan da eşimle 'çok iyi arkadaş' olabiliriz ve evliliğimiz uzun yıllar böyle devam eder diye kandırmayın. İnsanda seks yapma isteği güçlü bir istektir ve bu isteğin bir şekilde karşılanması gerekir.

Cinsel hayatınızın sönük ve durağan bir şekilde devam etmesine izin vermeyin. Peki nasıl? Cinsel yaşamınızı değiştirecek ve renklendirecek öneriler sunan Uzman Klinik Psikolog ve Hipnoz Uzmanı Mehmet Başkak'a kulak verelim:

SEKS GÜNDEMİNİZDE OLSUN: Uzun süredir seks yapmayan çiftlerle çok karşılaşabiliyoruz . Bazı durumlarda, mesela doğum öncesi ve sonrası bir süre anlaşılır bir durum olabilir, fakat zaman zaman cinsel terapi ya da başka konulardan dolayı müracaat eden danışanlarımızda 6 ayda bir, yılda bir şöyle bir girişimde bulunup da seksi dünyaları dışında tutan çiftlere sık rastlayabiliyoruz. İlişkinin rutinleşmesi, modern hayatın koşuşturma, yorgunluk gibi yan etkileri, sanal dünyaya dalmak, bir takım psikolojik sıkıntılar gibi birçok sebep olabilir çiftlerin seksten uzak durmasına. Sadece güvenli, aynı çocuğun ebeveyni olmak sanki evlilik için yeterliymiş gibi bir tutuma bürünüp, seks sanki iç yokmuş gibi yaşamaktan vazgeçin. Sağlıklı bir ilişkide seks olmazsa bir şeyler eksiktir ve bu bir şekilde ilişkiye olumsuz yansıyacaktır. Bu aksaklığı konuşun ve bir aksaklık olarak tespit edip, çözüm yolları arayın. Ayrıca eşiniz sizin arkadaşınız değildir, çok sevdiğimiz bir başkasından eşimizin farkı, gönül rahatlığıyla eşimizle seks yapmaktır. Aynı zamanda seks yapmak için de evlendiğinizi unutmayın.

KISA SÜRELİ SEKS: "İllaki uzun sürmeli, geniş zaman olması şart" anlayışı bir batıl inançtır. Bazen konuyla ilgili yazılan yazılarda uzun ön sevişmeden, sevişme ve seksin uzunluğundan bahsedilir ve fakat bu durum, insanlar tarafından "Ön sevişme uzun olmalı" şeklinde yanlış bir kesinliğe dönüşür. Bazen insan tamamen hazırdır, bazen sarılıp tek bir sefer öpüşmek ön hazırlık için yeterli olabilir ve üstelik her zaman geniş zamanı beklemek diye bir şart da yok. Fazla vaktiniz olmadığında ve rahat, uzun, romantik bir akşam geçiremeyecek durumda olduğunuzda kısa süreli seks imdadınıza yetişebilir. İki taraf için de iki arada bir derede, sabah duştan önce ya da günün herhangi bir saatinde buluverdiğimiz bir boşlukta saate bakarak değil de arzularımızı dinleyerek kısa süreli hızlı seksin heyecanını kendinize hediye edebilirsiniz.

GİZLİ KAPAKLI SEKS: Bu cinsel ilişki şeklinde, "yasak meyve" yemedekine benzer bir heyecan ve telaş vardır. Mesela çocuklar TV'de sevdikleri diziye dalmışken ya da bilgisayarda oyuna dalmaları bu kez bir işe yarayabilir, yatak odanızın kapısını kilitleyip orada ya da ailenizi ziyarete gittiğinizde bekarlık odanızda veya eşinizin iş yerine onu ziyarete gittiğinizde kilitli bir odadaki koltuğun üstünde sevişmek gibi. İnsanlar hemen yanıbaşınızdayken, kapıyı güvenli hale getirip birkaç dakika özel anlar yaşayabilirsiniz, bu heyecanınızı besler, diriltir.

TÖRENSEL SEKS: Kendinize ara ara başka ortamlar ayarlayabilirsiniz. Yakın bir şehre gidilmese de bir başka semtte manzarası güzel olan bir oteli ayarlayabilirsiniz mesela. Keyif için sinemaya gidiliyor da biraz özel zaman ve ortam için çiftler neden özel ortam oluşturmasın. Bu içinde mum ışığında bir akşam yemeği, fısıltılı konuşmalar, özel kıyafetler giyme, bir otel odası ya da evde ikiniz baş başayken romantik bir akşam yemeği gibi çok çeşit barındıran bir seks türü olarak görebilirsiniz, böylece eşinizle cinseliğinizi özel bir ortamda bir törene dönüştürebilir ve istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Telefonlarınızı sessize almanıza ya da kapatmanıza hiçkimse bir şey demeyecektir. Özellikle yıldönümleri, Sevgililer Günü ya da ilişkinizin taze kana ihtiyaç duyduğu zamanlar için tercih edilebilir. Bazen zamanı sadece kendinize has kılmanız gerekir.

YENİ EVLİ YA DA FLÖRT SEKSİ: Oturup düşünün ilk tanıştığınız zamanlarda eşinizi etkilemek için ne yapıyordunuz, o ne yaptığında siz hoşlanıyordunuz. Flört günlerinize ya da evliliğinizin ilk günlerindeki benzer bir ortam oluşturmaya çalışın. Eve ellerinizde çiçeklerle gelin ya da tıpkı eski günlerde olduğu gibi o bütün biraz saçma biraz romantik sözleri tekrar eşinize söyleyin. O zamanları gündeme getirip birbirinize hatırlatın, ufak tefek yaramazca kaçamakları canlandırın, Arzularınızı kabartan flört ya da nişanlılık dönemlerindeki belki safça, belki çocukça ya da ergence ama samimi ve arzu dolu davranışları yapmak cinselliğinizi sevimli bir oyuna dönüştürebilir.

BARIŞMA SEKSİ: Yatak odası aynı zamanda seks odasıdır. Anadolu'da bir söz vardır: "Yatakta küslük olmaz" ya da "Gündüz kavga etsen de yatakta barış." İlişkinizdeki dalgalanmaları yatak odasına taşımayın. Ufak tefek tartışma olsa bile yatak odasını bir "free zone / serbest alan" olarak benimseyin. Eşiniz yaklaştığında, arzusuna cevap verin. Yatak odasını sadece uyku odası olarak değil, seks odası olarak da kodlayın. Bir kavga ya da tartışma sonrası birbirinizi affedip barıştıktan sonra, seks yapmak sizi daha çok birbirinize yakınlaştırabilir ve ilişkiniz üzerinde tamir edici bir etki yapabilir.

STRES SEKSİ: Evlilik fedakarlık demektir ve taraflardan biri stresli, gergin ise diğeri ilgi, şefkat ile yönelip yakınlık duygusunu hissettirmeye gayret etmeli. Yakınlık duygusu ilaç gibi rahatlatır. Bunu uygun bir aşamayla yaptığınızda tatlı tatlı dokunmaya, minik öpücüklerle ve sonrasında arzuyu uyandırmaya doğru bir ivme kazanabilir. Seks keyif almak, haz almak demektir ve stresle, gerilimle ideal bir baş etme mekanizmasıdır haz... Bu seks çeşidinde eşlerden biri üzgün ya da stresli olduğunda, diğer eş onu rahatlatmak için sevdiği ve onu rahatlatacak bütün şeyleri yapar.

TEMBEL SEKSİ: Genellikle tamamen baş başa olduğunuz zamanlarda, herhangi bir iş yapmak zorunda olmadığınız zamanlarda yaşayabilirsiniz. Tatillerde, pazar günleri... Bu yapacak zorunlu bir işinizin olmadığı, tembellik yapmak için zamanınız olduğu, yatakta kahvaltı edebileceğiniz ve istediğiniz uzunlukta eşinizle yatakta vakit geçirebileceğiniz (mesela hafta sonu sabahlarında yapabileceğiniz) bir seks türüdür. Acele etmeden herhangi bir atraksiyon ve hemen sonuca ulaşma amacı olmadan gelişip devam eder. Yatakta, mutfakta evin herhangi bir köşesinde başlayıp gelişebilir, banyoda devam edebilir, sonrasında şekerleme yapıp uyandıktan sonra belki bir slow süreç daha oluşturulabilir. Hiçbir şey için aceleniz yoktur, üzerinizde herhangi bir baskı ya da sizden herhangi bir şey için beklenti yoktur.

GÜVEN VE DESTEK SEKSİ: Eşinizin yanında cinsel kimliğinizle de varsınız elbette... İhtiyaç duyduğumuz ilgiyi ve desteği öncelikle eşinizden almalısınız. "Sırtım sağlam, dayanağım var" gibi bir güven duygusu hissetmenizi destekleyebilir. Kendini geçici olarak güvende hissetmeyen partnere sevgi ve yakınlık göstermek, ona güvende olduğu duygusunu ve sevildiğini hissettirmek için gösterilen ilgi, destek ve yakınlaşma süreci ile oluşan sekstir. Bu seks türünde sevgi sözcükleri ve eşinizin sizin için neden önemli olduğuna dair cümleleri değerlendirmek, onun yanında olduğumuzu, ona değer verdiğimizi hissettirmeliyiz.

FANTEZİ SEKSİ: Herkesin içinde bir yaramaz, meraklı, biraz maceracı, biraz uçuk bir parça vardır. Rutinleşen ve sönükleşen yatak odasını bir film setine dönüştürmek gibidir. Cinsel yaşantınıza aktivite, renk katabilir ve eğlenceli, dipten gelen dürtüleri uygun şekilde yatıştıracağınız ve arzularınızı kamçılayabileceğiniz bir seks yaşantısıdır. Bütün saçma, yasaklı ya da heyecan verici fantezilerin uygulandığı seks şeklidir. Hemşire-doktor, efendi ve kölesi, müşteri ve striptizci, ünlü film yıldızı ve ona aşık hayranı, bir dizi film, kitap ya da romandan sevdiğiniz iki karakter ya da hayal edebildiğiniz herhangi bir şey sizin için ilham kaynağı olabilir. Bu seks türünde ilginç kostümler, maskeler, seks oyuncakları, deri aksesuarlar ya da zevkinize göre herhangi bir şey kullanabilirsiniz. Burada asıl olan eşinize zarar vermemek gibi kırmızı çizgilere dikat etmek ve eşinizin asla benimsemediği bir takım fantezilerde ısrar edip zorlamamaktır. Fantezi seksi, tarafların anlayışlarına uygun, konuşarak ve ortak katılımla bazen de ortak kararla sınırları zorlayarak, seksi heyecanlı bir oyuna çevirdiği türdür. Kendinize fanteziler hediye ederek cinsel yaşantınızı renklendirebilir, daha arzulu hale getirebilirsiniz.

Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak:

CİNSELLİK REPERTUARI GENİŞ ÇİFTLERİN TATMİN SEVİYELERİ DAHA YÜKSEK...
"Danışanlarımdan çok sık evlilik hayatlarında seksin yer almadığına dair şikayetler alıyorum. Bazısı birkaç yıldır seks yapmadığından bahsediyor, ayrı odalarda yatan var, bazısı 6-8 ayda bir diyebiliyor. Seks evliliği, ilişkiyi sağlam ve sağlıklı kılan en güçlü unsurlardan biridir. Birçok çift zamanla ilişkiyi rutinleştirip bir ev arkadaşı, kanka gibi beraber yaşama moduna girebiliyor. Unutmayınız ki aynı zamanda istediğinizde seks yapmak için eşinizle evlendiniz, dışarıda herhangi biriyle yapamadığınız, yaşayamadığınız cinselliği yaşamak için de evlendiniz. Hastalık ya da yaralanma gibi bazı durumlarda eşler arası cinsellik mümkün olmayabilir ama genel olarak içinde seks olmayan evlilikler birçok tehlikeye karşı korunmasızdır. Seksin geri plana itildiği evliliklerde birçok sorunun halli ertelenebilir. Birçok sorun normalden daha büyük bir çatışmaya dönüşebilir. Er ya da geç eşiniz baştan çıkaracak birine karşı daha açık olabilir ya da siz bir başkasını baştan çıkartmaya yönelik daha rahat davranabilirsiniz.

Sevgi ve seks, bir çift için bir ağacı besleyen iki güçlü kök gibidir. Bununla beraber, muhabbeti koyulaştırmanın en önemli unsurlarından biri sekstir. Seks muhabbetinizi artırır ve muhabbetiniz arttıkça eşinize karşı arzularınız, bağlılığınız hep diri kalır... Bu sebeple bu duyguları evliliklerde beslemek, geliştirmek evliliği, daha canlı, daha mutlu bir yaşantıya dönüştürmenin olmazsa olmazıdır.

YATAK ODANIZ, EŞİNİZLE "TERBİYESİZ" OLABİLECEĞİNİZ BİR BAĞIMSIZ ALANDIR
Çiftlerin seksi ihmal etmesi hele hayatlarından çıkartması tek ayakla yürümek gibidir. Kendi aranızda bunu konuşmalı ve olabildiğince açık olmalısınız. Bazı danışanlarıma konuşmalarını önerdiğimde "Hocam ben bunu nasıl söyleyeyim" diyebiliyor. Yanında çırılçıplak soyunabildiğin eşinin yanında neden bu konu konuşulmasın, basitçe başlayıp, ufak tefek fikirleri gündeme getirip adım adım birbirinizi seks konsunda açık olmaya alıştırabilirsiniz. Kendi yatak odanızda eşinizle "terbiyesiz / ahlaksız" duruma düşmekten çekinmek korkunç bir yanılgı. Eşinizle yatak odanızda başbaşa istediğiniz kadar terbiyesiz ya da dışarıya göre ahlaksız olabilirsiniz. Bir çiftin tüm dünyadan bağımsız bir zamanı ve yaşantısı olmalı ve bu da cinsel yaşantı gibi çok özel bir paylaşımla belirginleşir. Herkesten uzakta, herkesten ayrı sadece eşinizle var olabileceğiniz, kalbinizle teninizi; ruhunuzla bedeninizi paylaşabileceğiniz bağımsız bir yaşantıdır. Binlerce yıldır herkesten saklanan uzuvlarınızı güvenle, arzuyla ve gönül rahatlığıyla paylaştığınız ve birbirinize saf zevk sunduğunuz bir yaşantıdır seks... Eşinize zevk vermenin özel hazzını hissedebileceğiniz herkesten ayrı, sadece eşinizle size özel bir dünyadır ve bu dünyayı besleyip, geliştirip, renklendirmek elbette ki hakkınız.

İçinde çeşitli cinsel alışkanlıkların, davranışlar ve seçeneklerin olduğu bir cinsellik repertuarı geliştiren çiftlerin ilişkilerindeki tatmin seviyeleri daha yüksek oluyor. Bu kişiler sevgilerini ifade etmek için daha çok seçeneğe sahip oluyorlar ve hiç sıkılmıyorlar. Saydığımız öneriler eşinizle birlikte çeşitli deneyimler geliştirmeniz için size yardımcı olacaktır.

Önceden çok uzun süreli bir ilişki tecrübeniz olmadıysa, yakınlık geliştirme ve ilişkinizi rayına oturtma süreçlerinde ortaya çıkan zorluklarla baş etmeniz zordur. Cesaretinizin kırılması ve vazgeçmeniz çok kolaydır. İlişkiniz bazı açılardan daha kırılgan olabilir. İnsanlar genelde ikinci ya da üçüncü uzun süreli ilişkilerinde daha başarılı olurlar, çünkü ilk deneyimleri onlara neler beklemeleri gerektiğini öğretmiş ve ilişkiyi uzun süre devam ettirmek için gerekli olan becerileri kazandırmıştır. Tecrübe ve eğitim eksikliğinden dolayı genelde ilk ilişkilerimiz sonrakiler için bir hazırlık süreci vazifesi görür.

Başarılı bir evlilik için birbirinizle kızgınlıklarınız, seks hayatınız, öfkeleriniz, hayal kırıklıklarınız, birbirinizi takdir ettiğiniz noktalar, hayatın anlamı ve yaşamla ilgili her şey hakkında sık sık ve dürüst bir şekilde konuşun.

Karşınıza ne sorun çıkarsa çıksın, o sorunu çözmek için beraber çaba harcayın, bir ekip ruhuyla hareket edin. Sorunu çözecek olan neyse ona odaklanın.

Aranızdaki bağı sözlü iletişim, seks, sevgi gösterileri, anlayışla ve birbirinizi önemsediğinizi göstererek canlı tutun.

Espri anlayışınız olsun, eşinizi her zaman haklı ve suçsuz görün ve birbiriniz için önemli olduğunuzu gösterin. Eşinizin size kanka gibi seksten yoksun bir yakınlık göstermesine çözüm üretin ve eşinize seksten yoksun bir kanka gibi davranmanıza bir son verin, birlikte konuşarak çözüm üretin. Tıkandığınız noktada cinsel terapiler konusunda profesyonel bir destek alın."

Çiğ besinler sağlığımıza destek mi tehdit mi?
Doğal beslenmeyi savunması kadar hayvan haklarını desteklemesi, tüketim ekonomisine muhalif duruşu gibi yönleriyle de popüler hale gelen Çiğ Besin Diyetinin yararları ve zararları hakkında pek çok spekülasyon yapılıyor. Diyetisyen Emre Uzun çiğ gıdalarla beslenme konusundaki bilinmeyenleri ve bilinmesi gerekenleri anlattı.

Çiğ Besin Diyeti, taraftarlarının her geçen gün arttığı, en iddialı ve en popüler diyetlerinden biri olarak dikkat çekiyor. 1800'lü yıllardan beri biliniyor ve uygulanıyor olsa da bu diyet türü sağlıklı kilo kaybı, canlılığın gelişimi, artan enerji ihtiyacının karşılanması, kronik hastalıkların iyileştirilmesi, iyileştirilmiş genel sağlığa kavuşulması ve çevreye daha az zarar verilmesi gibi iddialarla geniş kitleleri günümüzde de cezbediyor. Tüm bunların yanı sıra doğal beslenmeden yana oluşu, hayvanların tüketim ekonomisine kurban edilmesine karşı duruşu gibi sloganlar da taraftarların sayısını artırıyor.

Peki ama çiğ gıdalarla beslenmek gerçekten de savunulduğu kadar yararlı ve etkili mi? Bir insan taze meyveler, çiğ sebzeler, çiğ fındık ve fıstık, çiğ hububat ya da ıslatılmış veya filizlendirilmiş baklagiller, kurutulmuş meyveler ve etler, çiğ tereyağı, soğuk preslenmiş zeytin ve hindistancevizi yağları, lahana turşusu gibi fermente gıdalar, deniz yosunu tüketerek sağlıklı yaşayabilir mi? Dahası, yaşamını sağlıklı bir biçimde sürdürebilir mi?

DİYET TARAFTARLARININ TEZLERİ
Diyetisyen Emre Uzun, Çiğ Besin Diyeti'nin belkemiğini, 40-48 °C üzerinde ısıtılmamış, rafine ve pastörize edilmemiş, ilaçlarla müdahale edilmemiş, herhangi bir işlem görmemiş besinler tüketmenin oluşturduğuna dikkat çekiyor. Çünkü diyet taraftarları, pişirme işleminin gıdalardaki doğal enzimleri yok ettiğine inanıyor. Onlara göre bu enzimler insan sağlığı ve sindirimi için hayati nitelikte; besinler pişirildiği zaman bu enzimler denatüre oluyor.

Pişirmenin çeşitli vitaminleri de yok ettiğinin savunulduğu bu diyette kabul edilen gıda işleme uygulamaları ise sıkma, harmanlama, kurutma, ıslatma ve filizlendirme gibi alternatif yöntemlerden ibaret. Böylece bu gıdalarda bulunan "yaşam gücü"nün diyeti yapanın bedenine aktarılabileceğine inanılıyor.

BİLİMSEL GERÇEKLER
Diyetisyen Emre Uzun, pişirmenin enzimleri denatüre ettiği iddiasının doğru ama yanıltıcı biçimde eksik olduğuna dikkat çekerek şöyle diyor: "Aslında pek çok enzim, midenin asidik ortamında zaten denatürasyona uğrar. Bu bağlamda vücut, mevcut sindirim ve enerji üretimi dâhil olmak üzere kimyasal süreçleri kolaylaştırmak için kendi enzimlerini üretir."

Pişirmenin besinlerdeki C vitamini ve B vitaminleri gibi suda çözünür olanları gerçekten de azaltabildiğini belirten Emre Uzun "Bununla birlikte pişirme, likopen ve beta-karoten gibi diğer besin maddelerinin ve antioksidanların kullanılabilirliğini artırır," diyor ve ekliyor: "Pişirme ayrıca yiyecekteki bazı zararlı bileşiklerin inaktive edilmesine veya yok edilmesine de yardımcı olur. Örneğin, tahıllar ve baklagillerdeki lektinlerin ve fitik asitlerin azaltılmasını sağlar ki büyük miktarlarda bulunan bu bileşikler vücutta minerallerin emilimini engeller. Pişirme, zararlı bakterilerin yok edilmesini de sağlar."

ÇİĞ BESİN DİYETİ ZAYIFLATIR MI?
Diyetisyen Emre Uzun, Çiğ Besin Diyetinin yüksek oranda taze meyve ve sebzenin yanı sıra besin maddelerinden ve liften yüksek olan diğer gıda tüketimi ile düşük kalori alımı gibi yararlar sağladığının altını çiziyor. Böylece hızlı kilo kaybı sağlayan diyetin kısa vadede başarılı sonuçlar verebildiğini ancak uzun vadede önemli sorunlar yarattığını kaydediyor.

Emre Uzun çiğ diyetlerin beslenme açısından dengesiz olma eğilimine de vurgu yaparak şunları söylüyor: "Bu diyeti yapanlar kalori gereksinimlerini karşılamak için çoğunlukla yağlı tohum, meyve ve sebze ağırlıklı beslenir. İşte bu durum, çiğ diyetlerin yalnızca kalori yönünden değil aynı zamanda bazı vitamin, mineraller ve protein açısından da eksik olabileceği anlamına gelir."

ÇİĞ BESİN DİYETİ ZARARLI MI?
Diyetisyen Emre Uzun bilimsel çalışmaların, Çiğ Besin Diyeti'nin sağladığı öne sürülen sağlık yararlarını kanıtlamadığını, hatta pek çok noktada tam tersini ortaya koyduğunu söylüyor. Emre Uzun "Bazı çalışmalar, bu diyetin kilo kaybı, kan lipidleri gibi bazı konularda olumlu etkide bulunduğu göstermiş olsa da aynı araştırmalar sağlığa olumsuz etkilerin daha fazla açığa çıkarmıştır" diyor.

Çiğ Besin Diyeti hangi olumsuz sonuçlara yol açıyor? Diyetisyen Emre Uzun, Çiğ Besin Diyetinin yararlarını göstermek için yapılan bir araştırmada elde edilen bulgularla yanıt veriyor:

Bu diyeti uygulayanların kan kolesterolü ve trigliserid düzeylerinin düştüğü tespit edilmiştir. Buna karşın HDL kolesterol düzeyleri de düşmüş ve üstelik pek çok kişide Vitamin-B12 eksikliği ortaya çıkmıştır.
Diş erozyonunda artış oluşmuştur.
Uzun süreli diyet yapanların vücut yağlarındaki kayıplar aşırı düzeylere varmıştır.
Kadınların yüzde 70'inin menstrüel siklus'larında düzensizlik meydana gelmiş, neredeyse üçte birinde ise menstrüasyonun durması sorunu yaşanmıştır. (Bu reaksiyonun nedeni aşırı ağırlık kaybıdır.)
Şiddetli ölçüde kalsiyum ve D vitamini yetersizliği tespit edilmiştir.

BAŞKA OLUMSUZLUKLAR DA VAR
Diyetisyen Emre Uzun bu diyeti uygulayanların karşılaşmayı beklemesi gereken diğer olumsuzlukları ise şöyle sıralıyor:

Enerjinin yanı sıra proteinlerin, belirli vitaminlerin ve minerallerin yetersiz hale gelmesi,
Kalori yetersizliği,
Takviye alınmadığı için vücudun vitamin ve mineral depolarının tükenmesi, bu tükenişle besin yetersizliği problemlerinin oluşması,
Takviye alınsa bile kalori ve protein eksikliğinin telafi edilememesi.
Diyetisyen Emre Uzun, bütün bu olumsuzlukların yanı sıra yiyecek seçeneklerinin sınırlı olması, soğuk gıda tüketmekten hoşlanılmaması, sürekli taze ve organik ürün peşinde koşmanın pahalı ve yorucu olması, yiyecek hazırlamanın çok uzun sürmesi gibi etkenlerin özellikle bu diyete yeni başlayacak olanları yıldırabileceğine de dikkat çekiyor.

ÇİĞ BESİN DİYETİNİ ÇÖPE Mİ ATALIM?
Çiğ Besin Diyetinden tamamen vazgeçilmese de özellikle B12 ve D vitaminlerinin mutlaka eklenmesi gerektiğini belirten Diyetisyen Emre Uzun "Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek açısından süt, yumurta veya etin de eklendiği karma bir beslenme rejimi, Çiğ Besin Diyetinin bütün sakıncalarının önüne geçebilir" diyor. Emre Uzun karma diyet için örnek bir menü de sunuyor.

İŞTE SAĞLIKLI BİR KARMA MENÜ!
KAHVALTI: Chia tohumlu, kırmızı meyveli badem sütü smoothie
(Malzemeler: 1 su bardağı badem sütü, 2 yemek kaşığı yulaf, 1 porsiyon taze ya da donmuş meyve, 1 yemek kaşığı chia tohumu)
Ara Öğün: Küçük boy muz
ÖĞLE YEMEĞİ: Domates soslu kabak spagetti
Ara Öğün: Yarım avokado ve havuç dilimi
AKŞAM YEMEĞİ: Kapya biberli, filizlendirilmiş kinoalı salata
Ara Öğün: Salatalık ve çiğ badem

Önizleme